Siyasetin yeni döneminde Davutoğlu'na düşen

Bu yeni dönemde mührü ilk eline alacak olan Davutoğlu ülkenin kutuplaşma koalisyonu ile mi, uzlaşma koalisyonu ile mi yönetileceğinin asıl sorumluluğunu taşıyor.

Süleyman Demirel, Türkiye kırdan şehre hızla değişen toplumsal yapısının sancılarını çeken kapalı devre iç siyasetinde kendi çabasıyla fırsatları değerlendirip zirveye tırmanan politikacılar kuşağının son örneğiydi.

Dış siyaset zaten ABD-Sovyetler mücadelesinin Soğuk Savaş atmosferi tarafından belirleniyordu.

Sovyetlerin 1992'deki dağılmasından hemen sonra, 1993'de başlayan cumhurbaşkanlığı dönemini Demirel iyi değerlendirdi.

Türkiye Orta Asya, Kafkaslar, Balkanlar ve Doğu Akdeniz'de yapıcı bir bölgesel oyuncu olmaya o dönem başladı.

***

Ne yazık ki, Türkiye'nin o dönemki ekonomik yapısı ve gücü, iç ve dış siyasi hedeflerini desteklemeye yetmiyordu.

Aslında Demirel 2000 yılında cumhurbaşkanlığı dönemini tamamlarken, misyonunu zirvede bırakmış oldu.

Ve aslında 17 Haziran'daki vefatının sembolik önemi olsa da, o dönem 2000 yılında siyaseten kapanmıştı.

***

Ertesi yıl, 2001'de Türkiye tarihinin en ağır mali krizini yaşadı ve bu krizi, ekonomisinin altyapısını yeniden kurma fırsatına çevirebildi.

Seçmen artık istikrar istiyordu ve Tayyip Erdoğan önderliğindeki Adalet ve Kalkınma Partisi bu koşullar altında 2002 seçimlerinden tek başına hükümetle çıktı.

Ancak 2014'te Cumhurbaşkanı seçilen Erdoğan, yetkilerini genişletecek şekilde parlamenter sistemden denge ve denetleme düzenekleri zayıflatılmış bir başkanlık sistemine geçmek isteyince seçmen frene bastı.

***

Demokrasilerde bir partinin aralıksız 10 yılın üzerinde iktidarını anlatan "baskın parti" modeli, Türkiye'de AK Parti örneğinde 13 yıl devam etti ve parlamenter çoğunluğun yitirildiği 7 Haziran seçimlerinde son buldu.

Seçmen istikrar istiyordu, ama sistemi tek görüşün, tek kişinin hakimiyetine bırakmak da istemiyordu.

Seçmenin mesajı, partilerin aranızda konuşarak bir orta yol bulması idi; Türk siyasetinde bir dönem daha kapamış oluyordu.

***

Evet, AK Parti çoğunluğu yitirdi ama unutmamalı ki hala Meclis'teki en güçlü parti, 258 milletvekili var.

Onu izleyen CHP 132 sandalyede kaldı. Ve bu denklemi daha da zorlaştırmak üzere MHP ve HDP 80'er vekille üçüncülüğü paylaşıyor.

Bu tabloda en büyük sorumluluk 23 Haziran'daki Meclis açılışının ardından 24 Haziran'da Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan hükümeti kurma görevini alması beklenen Başbakan Ahmet Davutoğlu'na düşecek ister istemez.

***

Böylelikle 45 günlük süreç başlayacak; bu sürede hükümet kurulamazsa, Cumhurbaşkanı'nın ülkeyi erken seçime -ki cumhurbaşkanı "tekrar seçim" demeyi seviyor- götürme yetkisi var.

Avrupa'daki ekonomik krizin Türkiye'yi sarsmaya devam ettiği, Türkiye'nin ayrıca kendi sıkıntılarını yaşadığı mevcut halde bir seçim tekrarının ekonomiyi de siyaseti de fazlasıyla gereceğini, ağır yük altına sokacağını herhalde en çok Davutoğlu görüyor.

Çünkü seçimin mevcut tabloyu köklü şekilde değiştireceğinin bir garantisi yok, oysa ülkeye ekonomik ve siyasi yönden -mesela Suriye, Irak yanıyorken Kürt meselesi hususunda- çok değerli zaman kaybettireceğinin garantisi var.

***
İş dünyasının dört bir koldan partilere bir an önce hükümet kurmaları, seçim tekrarından kaçınmaları için ricacı gitmeleri boşuna değil.

Yeni bir dönem açıldı ve bu dönem bir koalisyon hükümetini zorunlu kılıyor.

En çok sandalyeye sahip, dolayısıyla en büyük sorumluluğu taşıyan Davutoğlu'nun önündeki soru, "Nasıl bir koalisyon? sorusudur.

***

Yani Davutoğlu, kutuplaşmanın koalisyonunu mu kuracak yoksa uzlaşmanın mı?

Ne demek bu?

Şu demek: AK Parti-MHP türü bir koalisyon (Kürt sorunu çözüm sürecini en hafifinden rafa kaldıracağımdan) 1970'lerin Milliyetçi Cephe (MC) koalisyonları türünden bir kutuplaşma koalisyonu ihtimaline yakın duruyor.

Türk-İslam sentezi koalisyon bir yanda, CHP ve HDP'den oluşan muhalefet diğer yanda olacak.

IŞİD, PKK, Hizbullah ve komşulardaki diğer yakıcı sorunlar ortadayken bu cehpheleşme formülünün topluma huzur ve adalet getirmesi kolay değil.

***

AK Parti-HDP koalisyonu, muhalefette CHP ve MHP çeşitliliğine sahip olacağı için bir kutuplaşma senaryosu sayılmaz, ama bu koalisyona halihazırda iki parti de sıcak bakmıyor.

AK Parti-CHP koalisyonunu ise öncelikle CHP tabanı istemiyor, bunu AK Parti'nin yerden yere vurduğu 13 yıllık icraatına ortak olmak olarak görüyor.

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, MHP ve HDP ile bir işbirliğini doğrusu sonuna dek zorladı; Davlet Bahçeli'ye başbakanlık teklifi yapılabilecek fedakarlığın son noktası olsa gerek.

***

Ama her ikisi de seçim tekrarından yana olmayan Davutoğlu ile Kılıçdaroğlu'nun biraraya gelmeleri önünde ağır güven sorunları var.

Kılıçdaroğlu, AK Parti ile yapılmış protokollerin, yerine getirilmek bir yana inkar edildiğini her fırsatta hatırlatıyor, bunu aşmak için "dönüşümlü başbakanlık" öneriyor.

Davutoğlu ise buna kapalı görünüyor.

Ama yine de ülkenin bu yeni dönemde kutuplaşma koalisyonu ile mi, uzlaşma koalisyonu ile mi yönetileceğinin asıl sorumluluğu, mührü ilk alan o olacağı için Davutoğlu'na düşüyor; en azından bugün itibarıyla görünüm budur.