Siyasi hava tahmin raporu

Son gelişmelerden sonra yüreğine görevden alınma veya yarın bir gün yargılanma ihtimali düşen bürokratın eli imzaya daha zor gider.

Önce mevcut durum:

Başbakan Tayyip Erdoğan şöyle bir taktik gütmeye başladı: Neredeyse Samanyolu ve Halk TV dışında bütün televizyon kanallarının ister istemez her konuşmasını canlı yayında vereceği olgusundan hareket ederek, sürekli miting uygulamasına geçti. Böylece hangi vatandaş günün hangi saatinde, birkaç kanal dışında hangi TV kanalını açarsa açsın, karşısında Erdoğan ve AK Parti bayrağı sallayan kalabalıkları görüyor. Geri kalan zamanları ya Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç ya da AK Parti sözcüsü Hüseyin Çelik dolduruyor; onlar da seve seve canlı yayımlanıyor, Ankara’da bunun saniye hesabını tutanlar var. Başbakan’ın Siyasi Başdanışmanı Yalçın Akdoğan’ın zaten iki gazetede yayımlanan köşe yazılarının her haber televizyonu tarafından sabah bültenlerinde verilmesi de öyle.

Erdoğan en son dün, 27 Aralık’ta ‘elinde olsa’ yargıyı da yargılayacağını söyledi. Bunun iki nedeni vardı. Birincisi, o konuşmadan bir saat önce Danıştay hükümetin 21 Aralık’ta yayımladığı Adli Kolluk Genelgesi’nin yürütmesini durdurmuştu. Savcıların soruşturmayı önceden hükümet yetkililerine söylemesini öngören bu genelgeyi Danıştay ‘anayasaya aykırı’ buldu. Genelge 17 Aralık’ta başlayan yolsuzluk soruşturmasında İçişleri Bakanı’nın oğlunun babasından habersiz içeri alınmasına tepki olarak yayımlanmıştı. Ama ikincisi, bu karardan bir gün önce, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun (HSYK) da bu yönde bir bildiri yayımlaması idi.

İlginç olan Arınç’ın Manisa’da verdiği mesajlardı. Bir önceki akşam, yolsuzluk soruşturması demeçleri nedeniyle AK Parti disiplinine verilen, sosyal demokrat kökenli üç milletvekilinin (Ertuğrul Günay, Haluk Özdalga, Erdal Kalkan) zehir zemberek açıklamalarla istifa etmesinden sonra kötü konuşmadı. “İktidarımızı onlara da borçluyuz” dedi; “Ben bu partiyi sokakta bulmadım” dedi ve “Tayyip Erdoğan’ı sevin, ama Tayyipçi olmayın” diye bitirdi. Gezi protestoları sonrasında bakanlar kurulunda Arınç’ın toplantıyı terk etmesi hadisesinde ona mırıldanarak da olsa hak veren bakan olan Milli Görüş kökenli Nihat Ergün’ün kabine dışı kalması gibi, bu sözler de geleceğe iz bırakacak türden.
CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, tepkisini sınırlı tutuyor ve görünüşte Erdoğan ve hükümeti ile Fethullah Gülen ve Cemaati, Hizmet Hareketi sempatizanları arasındaki bu kavgaya, sadece yargı bağımsızlığı ve yolsuzluklar çerçevesinde müdahil oluyor. Yoksa Erdoğan, Kılıçdaroğlu’nun şu sıra hükümete karşı miting çağrısı yapsa alanları doldurabileceğini tahmin ediyordur. Bu süreçte, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün sessiz kalarak puan toplaması gibi, Kılıçdaroğlu da kışkırtmaya kalkmadan muhalefet yaparak puan toplayabiliyor.
Ve muhtemel sonuçları:

Polis teşkilatı, artık savcı talimatını yerine getirmeyi reddedecek durumda. Danıştay’ın özelleştirme projelerinin Başbakanlık genelgelerinin yürütmesini durdurduğu ortamda, yüreğine kış günü görevden alınma, hatta yarın bir gün (MHP lideri Devlet Bahçeli’nin hatırlattığı üzere) yargılanma ihtimalini düşünen bürokratların eli imzaya artık daha zor gider. Geçmişteki hükümetler döneminde örnekleri vardır. Bu durum, ekonomide moral bozukluğuyla birleşip hükümetin performansını düşürür. Kamu ihalelerinden savunma alımlarına, özellikle toplu konut ve kentsel dönüşüm projelerinde yetkili isimlerin Danıştay-Hükümet, savcı-polis çatışmasını yakından izlemesi bu bakımdan doğal karşılanmalı.
Bürokrasi gibi, yargı mensupları arasında da son gelişmeler ‘Demek olabiliyormuş’ algısına yol açar, geçmişte açmıştır. Çünkü bürokraside olduğu gibi yargıda da asıl gövde partizan değildir. O gün iktidarda kim varsa çoğu ona yakın durur, bir kısmı ondan yana görünür. Gelişmeler farklı seyir aldığında merkez konuma geçer. (Genelkurmay’ın dün “Bizi karıştırmayın, artık siyasette yokuz” demesi dikkat çekicidir.) Şu süreçte, Kayseri’deki bir idare mahkemesinin Mavi Marmara davasında ‘İsrail’i yargılama yetkisinin olmadığı’ kararını açıklaması büyük gelişmeler arasında kaynadı gitti. Bu ve benzeri ilginç kararlar çıkabilir şu sıralar. Bunu söylemek ne kehanet, ne komplodur, sadece tecrübe paylaşımıdır.

Siyasi hava tahmini mi nerede? Belli değil mi, elektrik yüklü bulutlar, yüksek basınç altında toplanıyor.