Soğuk Savaş'ın son darbecisiydi

Evren sadece Türkiye'deki değil, dünyada da Soğuk Savaş döneminin son darbesinin lideri oldu. 12 Eylül darbesi, bugün yaşanan başkanlık tartışması dahil Türk siyasetini derinden sarsan bir depremdi.

Eğer o yılın Mayıs ve Haziran aylarında bir dizi talihsiz olay yaşanmasaydı, Ege Ordu Komutanı Orgeneral Kenan Evren 1977 Ağustos'unda yaş haddi ve kadrosuzluktan emekli olacaktı.

Hatta 27 Mayıs 1960 darbesinde rol almış bazı dönem arkadaşlarını araya koyarak, yabancı lisanı da olmadığı halde bir NATO ülkesine büyükelçi olarak atanmaya çalışıyordu.

Sırrı tam olarak hâlâ çözülemeyen 1 Mayıs 1977 Taksim’inde 34 kişinin ölümü, 126 kişinin yaralanması onun kaderini de, ülkenin kaderini de değiştirdi.

***

CHP’nin o günkü lideri Bülent Ecevit, 7 Mayıs’ta kendisi de emekli amiral olan Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk’e bir mektup yazdı.

Mektupta 1 Mayıs katliamının devlet içinde, Amerikalıların eğitip donattığı bir “kontrgerilla” birimin işi olabileceğini öne sürüyor, sorumluluğun Başbakan Süleyman Demirel’e ait olduğunu hatırlatıyordu.

Ülke, tıpkı bugünlerde olduğu gibi, 5 Haziran’da kritik bir seçime gidiyordu; “dağa taşa Karaoğlan yazılıyordu”.

***

12 Mart 1971’de bir muhtıra-darbe ile devrilmiş olan Demirel 1 Haziran’da önemli bir hamle yaptı.

Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Namık Kemal Ersun ve 200 subayı emekli ediverdi.

Darbeci eğilimleri olduğundan kuşkulandığı Ersun’un 1978’de Genelkurmay Başkanlığını Semih Sancar’dan alıp askeriyenin başına geçmesini engellemek istiyordu.

***

Ertesi gün, 2 Haziran 1977 oluyor, bir hamle daha yaptı: Oturdu Ecevit’e bir mektup yazdı.

CHP’nin bir gün sonra, 3 Haziran’da Taksim’de ilan ettiği İstanbul mitinginde Ecevit’e suikast yapılacağına dair istihbarat vardı.
Demirel, Ecevit’ten mitingi iptal etmesini istiyordu. Ecevit “hükümet sensin, önlemek senin işin” dedi.

CHP 3 Haziran’da tarihinin en büyük mitingini yaptı. 5 Haziran seçimlerinden zaferle çıktı. Ama bugün ona açık farkla tek başına iktidar getirecek seçim sistemi, o zaman getirmiyordu.

***

Demirel bir hamle daha yaptı.

Ersun’dan sonra, yaşı nedeniyle en kıdemli konumda bulunan, emekliliğine gün sayan Evren’i 30 Ağustos itibarıyla Kara Kuvvetleri Komutanlığına getirdi; Korutürk onayladı.

Yeni yılla beraber hükümet de değişmiş, Ecevit Başbakan olmuştu. Demirel ve Ecevit görünüşte siyasi hırsı olmayan Kore muharibi Evren üzerinde görüş birliğine sahipti: Evren 6 Mart 1978’de Genelkurmay Başkanı oldu.

Mevcut adaylar arasında en zararsızı Evren görülüyordu.

***

İlerleyen yıllarda siyaset bilimcileri, yakın tarihçiler, gazeteciler Türkiye’yi 12 Eylül 1980 darbesine doğru bir iç savaş ortamına sürükleyen kanlı eylemlerin 1977-78 yıllarında tırmanmaya başladığı üzerinde birleşeceklerdi.

Mesela şahıslarda değildi, sistemdeydi; o sistemde Ersun, ya da Evren olması fazla bir şey değiştirmiyordu.

27 Mayıs 1960 ve 12 Mart 1971 darbeleri asker içindeki siyasi müdahale yanlılarına emir-komuta zinciri içinde davranmayı öğretmişti.

***

Demirel daha sonraları Türkiye’yi kan gölüne çeviren eylemlerin 12 Eylül’den 13 Eylül’e nasıl bıçakla kesilir gibi son bulduğunu sorgulayacaktı.

Evren ve silah arkadaşlarının yönetime el koymak için çatışmaları durdurmaya çalışmamış, tersine zemin hazırlamışlardı Demirel’e göre.

Darbe gelince Evren yalnız Demirel ve Ecevit’in değil, bütün siyasi parti liderlerinin içeri alınmasını istedi. Meclis kapatıldı, partiler kapatıldı, Anayasa fesih edildi.

***

Başka şeyler de oldu.

Evren ülkeyi kardeş kavgasından, uçurumun eşiğinden kurtarmak için geldiklerini söyleyecekti ama, Türkiye tarihinin çok karanlık bir dönemini yaşamaya başladı.

Yaklaşık 650 bin kişi gözaltına alındı.

Yalnızca resmen kanıtlandığı kadarıyla 171 kişi sorguda işkenceyle öldürüldü.

Sıkıyönetim askeri mahkemelerinde açılan 210 bin davada 230 bin kişi yargılandı.

Bunlardan 7 bini hakkında idam cezası istendi, 517’sine idam cezası verildi, 50 kişi asıldı. Bunlar arasında yaşı büyük gösterilerek 17 yaşında asılarak öldürülen Erdal Eren de vardı.

Cezaevlerinde de işkence ve kötü muamele diz boyuydu. Portesto amaçlı açlık grevleri 14 can aldı. Kanıtlanabildiği kadarıyla 299 kişi cezaevlerinde öldürüldü, ya da ölümlerine sebep olundu.

Yayıncı İlhan Erdost, Mamak Cezaevi'nde dövülerek öldürüldü. Diyarbakır Cezaevi'ndeki koşullar öyle dayanılmazdı ki, Ferhat Kurtay, Necmi Öner, Mahmut Zengin ve Eşref Anyık protesto için kendilerini yaktılar; Diyarbakır Cezaevi bugün dahi PKK’nın büyümesinin sebeplerinden gösterilir.

***

İşte bu koşullar altında Evren, kendi kurup başına geçtiği, 5 üst komutandan oluşan Milli Güvenlik Konseyi gözetiminde yeni bir anayasa yazdırdı.

O anayasaya oy verenler, aynı zamanda kendisini de 7 yıllığına cumhurbaşkanı seçmiş olacaktı; Evren 7 rakamının hayatında özel bir yeri olduğuna inanıyordu.

Muhalefetin olmadığı, basının tamamen susturulduğu bu devlet terörü atmosferinde yapılan halk oylamasında yüzde 92 evet oyu çıktığı açıklandı; Evren kendisini 7’inci cumhurbaşkanı seçtirmişti.

***

Sadece işkence ve ölümler yoktu Evren’in 12 Eylül darbesinin kara defterinde.

Basına açık sansür vardı. Gazetelerin aldığı toplam kapatma cezası 300 günü buldu.

30 bin kamu görevlisi “sakıncalı” diye fişlenerek işten çıkarıldı.

Yine 30 bin kadar kişi çareyi siyasi mülteci olarak, çoğunlukla Avrupa ülkelerine kaçmakta buldu.

Devlet 14 bin yurttaşını vatandaşlıktan çıkardı.

Avrupa ülkelerinin çoğuna vize, darbe yönetiminin isteğiyle o zaman kondu.

Daha sonra Turgut Özal’ın pazar ekonomisine geçme mucizesi altında askeri darbenin dernekleri kapatması, sendikaları susturması, ücret artışlarını yönetimin insafına bırakması vardı.

***

Türkiye’nin bu felaket görüntüsü karşısında ve onun ortaya çıkardığı korkuyla Yunanistan 1981’de neredeyse hiç bir koşulu yerine getirmemiş haldeyken Avrupa Birliği’ne, o zamanki adıyla Avrupa Topluluğu’na tam üye alındı.

Oysa darbe hükümetinin aldığı 1 numaralı karar, 1974 Kıbrıs harekatı nedeniyle NATO’nun askeri kanadından çıkan Yunanistan’ın dönüşü üzerindeki Türk vetosunu kaldırmak olmuştu.

Avrupa’nın sert tepki verdiği 12 Eylül darbesine ABD’nin yarım ağız “demokrasiye hızlı dönülmeli” eleştirisiyle birlikte el altından destek vermesinin sebeplerinden birisi, işte bu Yunanistan’ın NATO askeri kanadına dönüş izniydi.

“CIA değil, Pentagon yaptı” yorumlarını aşırı bulanlar, o dönem ABD’nin Ankara Büyükelçisi olan James Spain’in anılarıyla yetinebilir, memnuniyet ortadadır.

Ege yeniden Akdeniz’e çıkmak isteyen Sovyetler için tuzağa dönüşecekti...

***

Ama ABD’nin 12 Eylül darbesinden örtülü memnuniyetinin başka sebepleri de vardı.

ABD’nin o dönem resmi doktrini Sovyetleri kuşatma politikasıydı. Doğu cephesinde Almanya-İtalya-Yunanistan, Güney cephesinde Afganistan-İran-Türkiye hattı önemliydi.

Afganistan’da Sovyet yanlısı 1978 darbesi, 1979 Sovyet işgali, o arada 1979 İran İslam devrimi, hem Batı yanlısı rejimlere son vermiş, Suudi Arabistan gibi koyu Sünni rejimleri endişeye sevk etmiş, ama NATO üyesi olan Türkiye’nin aynı yörüngede kalmasının önemini artırmıştı.

***

Mutlaka Amerika istedi, asker yaptı diye görmemiz gerekmiyor, hayat çoğu zaman o kadar basit işlemiyor.

Ama gerçek şu ki 12 Eylül darbesi Soğuk Savaş atmosferinde “zamanın ruhuna”, “zeitgeist” a uygundu.

İlk açıklamasında “NATO’ya CENTO’ya bağlıyız” açıklamasını yapan 27 Mayısçılardan ilk kararlarında NATO’yu rahatlatan 12 Eylülcülere dek Türkiye’deki üç askeri darbe de Soğuk Savaş ortamından beslenmiştir.

***

Zaten biraz da o nedenle, yani Sovyetler’in yıkılıp “zamanın ruhunun değiştiği” dönemde, 1997’de kılıç şakırdatma yoluyla darbe teşebbüsünde bulunan 28 Şubatçılar silinip gitmişlerdir.

ABD Başkanı Bill Clinton ile Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac’ın artık Cumhurbaşkanı olmuş Demirel’i meydanı askere bırakmaması için destek olduklarını, sonra teşekkür ettiklerini artık biliyoruz.

Aynı teşebbüsü 27 Nisan 2007’de Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanlığına karşı e-muhtıra vermekle deneyen siyasi iştah sahibi askerlerin akıbeti ise Ergenekon, Balyoz davalarındaki talihsiz gelişmeler sonucu görüldü.

Kenan Evren, sadece Türkiye’de değil, dünyada da Soğuk Savaş'ın son darbecisi oldu.

***

Mustafa Kemal Atatürk’ün 100’üncü Doğum Yılı anmaları dahil, Kemalizmi millete yaka silktirecek sıklık ve sığlıkla kullanmalarına rağmen, İmam-Hatip okulu açma rekoru Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın AK Parti iktidarlarına dek Orgeneral Evren’in elindeydi.

İlk ve orta öğretimde din derslerini Anayasal zorunluluk haline getiren de Evren oldu, eline Kuran alıp meydanlarda siyasi konuşma yapan, oy isteyen ilk cumhurbaşkanı da; Evren’den sonra bir de Erdoğan yaptı bunu.

Yürütme gücünü Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu arasında bölen de Evren ve arkadaşları oldu; kendi getirdikleri sistemin sonsuza dek değişmeyeceğine saplantı düzeyinde inanıyorlardı.

Bugün Türkiye 7 Haziran’da tarihinin en önemli seçimlerinden birine doğru giderken işte o nedenle Başkanlık tartışmasına kilitlenmiş durumda.

***

Bir yandan korkuyorlardı da; 12 Eylül’de görev yapanların yargılanamayacağı maddesini de Anayasa’ya “geçici madde” olarak eklemişlerdi.

Ancak 2007 olayıyla endişeye kapılan AK Parti ibreti alem için 2010 anayasa halkoylamasına o maddenin kaldırılmasını da koydu.

Madde kaldırılınca 1980 darbecilerinden hayatta kalan iki kişi, Evren ve dönemin Hava Kuvvetleri Komutanı Tahsin Şahinkaya, mahkemeye gelmeden, hastane yataklarında kamera aracılığıyla yargılandılar.

***

Her ikisi de ömür boyu hapis aldı.

Cezalar henüz onay aşamasındayken Kenan Evren’in vefat haberi 9 Mayıs gecesi geldi, 98 yaşındaydı.