Soğukkanlı olma zamanı

Doğrusu, kışkırtmalara kapılmamak, soğukkanlı durmak ve savaştan değil, barıştan yana olmaktır.

Kolay değil, sinirleri ve sınırları zorlayan bir durum var. Geçen yaz içinde iki pilotun şehit edildiği F-4 keşif uçağının düşürülmesi, Ankara’ya indirilen Rus uçağında kayıt edilmemiş askeri malzeme bulunması, Akçakale’ye düşen top mermilerinin 5 kişiyi öldürmesi, Cilvegözü’deki bombalı saldırının 13 can alması, Reyhanlı’da patlatılan bombaların dün akşama kadar öldürülen insan sayısını 50’ye yükseltmesi, Suriye’de iki yılı aşkındır süren iç savaşın Türkiye’ye yansımaları.

Suriye Devlet Başkanı Beşar Esed, Başbakan Tayyip Erdoğan’a hem kucak açtığı 400 bin mülteci, hem Suriye Ulusal Koalisyonu’na verdiği destek, hem de ülkede serbest faaliyetine izin verdiği Özgür Suriye Ordusu liderliği nedeniyle öfkeli. Erdoğan da Esed’e öfkeli. Kendisini eleştirenlere, Esed’in acımasızca güç kullandığı Suriye halkına karşı duyarsız kalamayacağı cevabını veriyor ve Esed’in gitmesini istiyor.

Ama bunu istemeyenler de var. İran’ın Lübnan’daki Hizbullah’a ulaşma ve gayri-Sünni ittifak açısından Esed’e desteği var. Rusya’nın ise Akdeniz ve Ortadoğu bölgesindeki tek askeri üssü, Suriye’nin Tartus limanında. Ama sadece bu da değil. Suriye, ABD ve Rusya arasında İkinci Soğuk Savaş’ın sahnesine dönüşmüş durumda; 910 km sınırıyla Türkiye bundan payını alıyor.

Bütün bu gelişmeler Erdoğan’ın 16 Mayıs’ta ABD Başkanı Barack Obama ile görüşeceği, Suriye muhalefetinin 23 Mayıs’ta İstanbul’da ABD ve Rusya’nın düzenleyeceği Suriye konferansındaki tutumu belirleme toplantısı yapacağı ve nihayet konferansa giden süreçte yaşanıyor. Buna paralel olarak da PKK diyaloğunun geçmekte olduğu kritik bir aşama var.

Dolayısıyla ortada kışkırtmalar varsa, bunların önümüzdeki günlerde artması beklenmeli. Dün Başbakan Erdoğan ‘Gerekli cevabın, gerektiği zaman verileceğini’ söylerken, Türkiye’nin Suriye’deki iç savaşa çekilmeye çalışıldığının farkında olduğunu vurguladı. Baştan itibaren Suriye politikasını eleştiren CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun dün Reyhanlı’da şiddet eylemlerine karşı ortak mücadele vurgusuyla halkı yatıştırma gayreti de önemliydi.

Doğrusu, kışkırtmalara kapılmamak, soğukkanlı durmak ve savaştan değil, barıştan yana olmaktır, politikaları bu bakışla oluşturmak ve izlemektir. Soğukkanlı olmaya her zamandan çok ihtiyaç var.

Sınır kapılarını kim kontrol ediyor?



Genelkurmay dün yayımladığı basın duyurusuyla, Reyhanlı saldırısı ardından sorulan ‘Sınırları kim denetliyor?’ sorusuna kendi bakımından açıklık getirdi.

Buna göre, sınır boyları, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin sorumluluğundaydı ama sınır kapılarında TSK’nın bir sorumluluğu bulunmuyordu. Genelkurmay, ‘Kara kuvvetleri’ ifadesini parantez içine alarak, sanki ‘Ama jandarma orada’ suçlamasından peşinen kendisini kurtarmak, jandarmanın İçişleri Bakanlığı’na bağlı olduğunu vurgulamak istiyordu.

O zaman sınır geçişlerinin sorumluluğu iki bakanlığa, yani jandarma ve polisten sorumlu İçişleri Bakanlığı ile gümrük muhafaza memurlarından sorumlu Gümrük ve Ticaret Bakanlığı’na mı kalıyor? Bu tabloda Türkiye’nin dış istihbarat vasatından sorumlu bir numaralı güvenlik kurumu olan Milli İstihbarat Teşkilatı’nın bir rolü, payı, sorumluluğu var mı? Bu sorular muhataplarından cevap bekliyor.

PKK çekiliyor mu, çekilmiyor mu?



Genelkurmay dün ayrıca, yasadışı PKK militanlarının 8 Mayıs’ta başlayan sınır dışına çekilme sözüne ilişkin ellerinde bilgi olmadığı açıkladı. Daha önce sınır bölgelerini havadan ve karadan gözlemlemeye devam ettiği duyurulan Genelkurmay’ın bu açıklaması iki şekilde yorumlanabilir: 1- Türkiye sınırlarının dışına çıkıyorlar ama biz göremiyoruz, 2- Henüz sınır dışına çıkan PKK’lı yok. Murat Karayılan’ın, Türkiye’deki militanların yüzde 80’inin zaten hiç Türkiye topraklarını terk etmemiş olduğu açıklaması doğruysa, belki de bu bir çekilme Irak, ya da Suriye’ye değil, evlerine çekilmedir. Bu vesileyle onu da öğrenirsek faydalı olabilir sürece.