Sokak nereye sesleniyor?

Türkiye geçmişte pire için yorgan yakacağını gösterdi. Şimdi 'yurtta sulh' tehdit altında.

Şimdi size RTÜK'ün, Danıştay'dan dönen yayın yasağını hükümetin teklifi ardında askerin rahatsızlığı ve talebi var desem, okuyanlar arasında inanmayanlar, tepki gösterenler çıkacaktır. Hatta askerin rahatsızlığının şehit cenazlerinin, acılı şehit yakınlarının tekrar tekrar gösterilmesine, yoksa kitlelerin terörizme tepkisinin gösterilmesine değil desem, tepki duyanlar artar.
Bugünlerde gerçeklere inanmak isteyenlerimizden çok, duymak istediklerine inananlarımız da var. Çatışma dönemlerinde kafalar karışıyor.
İşin doğrusu, yayınların askerin tepki gösterdiği kısmını gerçekten abartan, bunu PKK'nın en büyük silahı olan psikolojik propagandanın 'moral bozma' faslına istemeden desteğe dönüştüren meslektaşlarımız yok değil. Devam edelim: Peki kitlelerin terörist eylemlere duyduğu tepkinin samimiyetle sokağa yansımasını istismar eden meslektaşlarımız yok mu? İlk grup ne kadar (bilerek ya da) bilmeyerek PKK'nın değirmenine su taşıyorsa, ikinci grup da (bilerek ya da) bilmeyerek, hatta buna karşı olmasına rağmen, toplumdaki etnik fay hatlarını harekete geçirebilecek değirmene su taşımıyor mu?
İğneyi kendimize batırdıktan sonra soralım: İçinde bulunduğumuz kitle iletişim çağında siz yasaklasanız da şehit ailelerinin acıları internet sitelerinde üzerlerine döşenen ağıtlarla dünyayı dolaşmıyor mu? Önemli olan şehit ailelerinin, terörist saldırılarda yaralananların acılarının bilinmesini engellemek mi, yoksa o acıların yaşanmamasını sağlamak mı?
Kitlelerin sokağa dökülmesini bilerek ya da bilmeyerek istismar edenler ve bundan memnuniyet duyanlar, bu durumun toplumun kendisini içten içe yakarak çürütmesine yol açabileceğini göremiyorlar mı?
Önceki akşam, ABD Büyükelçiliği'nin çaprazındaki Avusturya Büyükelçiliği'ndeki Milli Bayram davetine Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt da katıldı. Büyükanıt'ın yanına iki hanım yanaştı. Birisi, daha genç olan diğerini takdim etti. Genç kız, ağlamaklı bir heyecanla, 'Gece gündüz güvenlik güçlerimiz için dua ediyoruz. Dualarımız sizinle' dedi. Büyükanıt da 'Teşekkür ederim. Sizden güç alıyoruz' gibi bir yanıt verdi. Büyükanıt, PKK'ya karşı sokaklara taşan tepkiye teşekkürlerini daha önce de ifade etti.
Öte yandan Genelkurmay'ın Türkiye'nin karşı karşıya bulunduğu en ciddi tehditlerden birisinin şimdiye dek PKK ile güvenlik kuvvetleri arasında sınırlı kalabilmiş çatışmaların, halk içinde etnik kavgaya (Türkçesiyle bir Türk-Kürt kavgasına) dönmesi ihtimali olduğu biliniyor. Belki de Büyükanıt bu yüzden kitleleri bir yandan 'istismarcılara karşı' uyarıyor.
Büyükanıt'ın, sınır ötesi ihtimal sorulduğunda, henüz hükümete bir teklifte bulunmadıklarını söylemesi ve Başbakan Tayyip Erdoğan'ın ABD Başkanı George Bush ile görüşmesinin beklenmesi gerektiğini söylemesi de ilginç oldu. Böylelikle PKK ile mücadelenin başka pek çok konuda ayrı düşen asker ve hükümeti en çok birleştiren alan olduğunu söyleyenler haklılık kazandı. Büyükanıt'ın ABD'ye karşı bir tutum alan hükümetin böyle zor bir zamanda, böyle sürpriz bir destek atmasının ve muhalefet çatlatmasının bir nedeni de artık Erdoğan üzerinde yeterince baskının kurulmuş olmasına ve daha fazlasının bünyeyi içeriden yakıp bitireceğine inanması olabilir mi?
Başbakan Erdoğan ise, 5 Kasım yaklaştıkça ve ABD'nin somut adım atması ihtimali daraldıkça, ABD'ye karşı tonu yükseltmeye başladı. Bunda Büyükanıt'tan aldığı desteğin de payı vardır belki, ama 'Operasyon sokak ya da muhalefet istedi diye yapılmaz. Biz karar vereceğiz' demesi yabana atılmamalı. ABD'yi bölgede 'Türkiye'siz oyun kurmaması' konusunda uyarması da.
Türkiye geçmişte pire için yorgan yakacağını defalarca kanıtlamış bir ülkedir. Sonuçlarını hâlâ yaşadığımuz Kıbrıs bunun en somut örneğidir.
Ancak bu defa iş farklı. Bu defa yurtta sulh ciddi tehdit altında.
PKK'dan yana olmayan Kürtler de, PKK'ya tepki duyan Türkler ve herkes de, PKK'nın tuzağına düşmemeli. Demokratik tepki, antidemokratik kırılmalara yol açmamalı.
Kitleler belki samimiyetle seslerini PKK'ya Irak'ta destek olduğuna inandıkları ABD'ye duyurmak istiyorlar seslerini. Ama ses orada değil, içeride, komşumuzun duvarında yankılanıp bize dönüyor.
Sevgili komşum Mustafa Akyıl'ın şeker kızı Pelin (yoksa ikizi Selin miydi?) dediği gibi, 'Kanatlarından biri kırılmış' kuş uçabilir mi hiç? Şimdi bütün şiddet türlerine karşı kucaklaşmak zamanı.