Soma, ne Gezi ne de 17 Aralık, bunu biliyorsunuz değil mi?

Erdoğan Soma'dan da mağduriyet çıkarıp cumhurbaşkanlığı seçimine gitmek istiyor ama bu defa zor. Adaylığını hâlâ açıklamıyor.

Başbakan Tayyip Erdoğan’ın dün Türk İşbirliği Kalkınma Ajansı’nda (TİKA) yaptığı konuşma, bence bugün AK Parti grubunda yapacağı konuşmanın provasıydı. Bence turpun büyüğü heybede, yani grupta...

Kim ne derse desin Erdoğan kitleleri istediği gibi yönlendirmeyi, algılarıyla istediği gibi oynamayı en iyi başaran siyasetçi.

Dünkü konuşmasına bakarak, daha altı gün önce 301 madenciyi öldüren Türkiye’nin en büyük maden felaketinin, gündemdeki en önemli madde olmadığı yanılsamasına siz de kapılabilirsiniz.

Gündemdeki en önemli madde, Başbakanımız adını vermeden söylüyor ama Aydın Doğan’ın neden Yılmaz Özdil ve Yazgülü Aldoğan’ı, kendi ifadesiyle ‘Kapının önüne koymadığıdır’.

Her iki meslektaşımın dediklerine de katılmam, altına imza atmam ama söz söyleme haklarını savunurum; Voltaire demiş ya, öyle.

Medya patronlarının çalışanlarını işten atmaları doğrultusunda hükümetten açık siyasi baskı görmesi yanlıştır. İran’da da Rusya’da da yanlıştır ama kendisini Avrupa sistemi içinde sayan Türkiye gibi Batı tipi demokrasilerde hiç kabul edilemez.

Ne gün bilmem ama Erdoğan’ın bu ifadesi, bir gün Türkiye’de basının üzerindeki baskının kanıtı olarak kullanılabilir.

Bu bir…

‘Kuşa bak’ taktiği

İkincisi, AK Parti hükümeti ve ona yakın duran medyanın dikkatleri, Soma’dan başka yere çekme çabası. 

Bunlar ikiye ayrılıyor.

Birincisi, Türkiye’nin bu en büyük maden felaketinde hükümetin, haydi siyasileştirmeyelim, idarenin hiçbir sorumluluğu olmadığı üzerine kurulu.

Maden ocaklarında iş güvenliğini öne çıkaran ILO Sözleşmesi'ni, madencilerden gelen ‘Daha çok kazanç’ baskısıyla imzalamayacaksınız, muhalefetin maden ocaklarındaki güvenlik önergesini tartıştırmayacaksınız, şimdi yerden yere vurduğunuz maden ocağı sahibine övgüler düzeceksiniz, sonra "İşin fıtratında var" deyip, ‘kader’ deyip sıyrılacaksınız, öyle mi?

Ortada sönmüş üç yüz bir ocak var; siz, bizim, Enerji Bakanı Taner Yıldız’ın iki gün üst üste aynı gömleği giymesine bakmamızı istiyorsunuz, öyle mi? Olur, ona da bakarız.

İkincisi, Erdoğan ve danışmanı Yusuf Yerkel’in acılı insanların protestoları üzerine şiddetle gitmelerini zeytinyağı gibi tersine çevirerek onları mağdura çevirme taktikleri.

Beyler, bu defa çok acemice oluyor. Genç madenci Taner Kuruca’yı kim bilir ne tür baskıyla konuşamaz hale getirip üç günde dört ifade değişikliğiyle neredeyse yediği dayaktan özür diler hale getirmek marifet mi? Kimi, ne kadar kandırabileceksiniz? Kendiniz inanıyor musunuz? İçeride, dışarıda tutmuyor, sökülüyor dikiş dokuz yerden.

Benim orada üzüldüğüm Hüseyin Çelik. Yıllardır tanışırız, bugüne dek olmayan bir şeyi en azından bana hiç söylemedi, yanıltmaya kalkmadı. Polisin iki kolundan tuttuğu göstericiye uçan tekmeyle girişen en kahraman danışman Yusuf Yerkel’in yedi gün rapor aldığını söylemişti ya… Bizim acar muhabirimiz İsmail Saymaz, dizindeki incinmenin attığı tekmelerden olduğunun haberini yaptı. Bir yere kadar gidiyor işte.

Soma ne Gezi ne 17 Aralık

Üçüncüsüne gelince…

Arkadaşlar, ister bizi, ister kendinizi kandırmaya çalışın.

Bal gibi biliyorsunuz ki Soma ne Gezi ne 17 Aralık.

Bu hiç birine benzemiyor. Birinde uluslararası faiz lobisinin, diğerinde 'cemaat’in hükümeti devirmeye karşı komplosu olduğuna inanan AK Parti taraftarı Kazlıçeşme’de, Yenikapı’da Erdoğan’ın arkasında kenetlenmişti.

Soma bütün Türkiye’yi olduğu gibi Türkiye’nin yüzde 45’i demek olan AK Partilileri de içten yaraladı.

"Kuşa bak" dediğinizde gözler gayriihtiyari kayıyor belki hâlâ ama bu yara derin, tekrar oraya dönüyor.

Önümüz cumhurbaşkanlığı seçimi. Başbakan Tayyip Erdoğan üç dönemi koruyup gemileri yaktı. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül de “Bu koşullarda ben yokum” deyip kenara çekildi. O halde Erdoğan adaylığını neden hâlâ açıklamıyor dersiniz?

Neyi bekliyor sizce? 24 Mayıs’taki Köln konuşmasını mı? 29 Mayıs’ta İstanbul’un Fethi yıldönümünü mü? Yoksa kendisinden sonra AK Parti’yi bu kadar derin yarayla kime emanet edeceğini mi düşünüyor hâlâ? Niye bekliyor sizce?