Son vatan, büyük savaş, özlenen barış

Siz son vatan nedir, bilir misiniz? Savaşa ancak ne zaman kalkışılacağını ve barışın, iç barışın da neden önemli olduğunu bilir misiniz? Birinci Dünya Savaşı'nın 100'üncü yılındayız, malum.

Enver Paşa’nın torunu Osman Mayatepek, Fevzi Çakmak’ın torunu Fevzi Çakmak, İsmet İnönü’nün torunu Hayri İnönü ve Kazım Karabekir’in torunu Pınar Feyzioğlu Akkoyunlu ola ki bir araya gelseler, acaba ne konuşurlar?

Mesela yüzüncü yılında olduğumuzu Birinci Dünya Savaşı’nı konuşsalar dedelerinden kalan izlerle bugüne nasıl bakarlar?

Enver Paşa, malum… Osmanlı Hanedanının altı asır hükmettiği İmparatorluk Türkiye’sini eski güzel günler hayaliyle Birinci Dünya Savaşı’na Almanya safında sokmaktan sorumlu tuttuğumuz İttihat ve Terakki Fırkası (İTF) hükümetinin fiili lideri.

Osmanlı’nın eski güzel günleri hayaliyle Sarıkamış’ta Allahuekber Dağları’nda on binlerce Mehmetçik soğuktan donmaya gönderildi 1915’te.

Evet, 1915’te Çanakkale’de, 1916’de Kut’ta direniş destanları yazıldı ama yine 1915’te bu toprakların asli halklarından Ermenileri tehcir siyaseti geride yüzbinlerce maktul ve bir büyük felaket bıraktı bugüne. 1918’de Mondros’ta yenilgi, 1919’da işgal ve isyan…

***

Sonra Fevzi Paşa… O da İttihatçı, son Osmanlı hükümetinin Savunma Bakanı.

İsmet Paşa… O da ittihatçı, o da son Osmanlı hükümetinin Savunma Bakan Yardımcısı, bir yerde Genelkurmay Başkanı.

Kazım Paşa… Doğu Ordularının efsanevi komutanı... Başına ölüm fermanıyla Erzurum’a kurtuluş kongresi toplamaya gelmiş Mustafa Kemal’e “Ben ve ordum emrinizdeyim” diyerek tarihin akışını değiştiren asker.

O da İttihatçılıktan yetişmiş.

Ama bu paşalardan Enver dışında üçü sonradan İttihatçı neo-Osmanlı maceracılığını bıraktı, Kurtuluşa katıldı. Ardından da İmparatorluk Türkiye’sinin 1923’de rejim değiştirip Cumhuriyet olarak yeniden kuruluşuna.

Enver Paşa hayallerinin esiri olarak Orta Asya steplerinde peşine düşen Kızıl Ordu’ya katılmış Ermenilerden oluşan bir müfreze tarafından katledildi.

Bir sonraki yıl Cumhuriyet ilan olundu.

***

Onların torunları bugün bir araya gelseler ne konuşurlar acaba?

Bunu Mustafa Balbay merak etmiş. Cezaevinden tahliye olduktan sonra milletvekili olduğu CHP’nin lideri Kemal Kılıçdaroğlu’na açmış konuyu.

Bugün bu dört torun İstanbul’da Akatlar’daki Uğur Mumcu Kültür Merkezi’nde “100’üncü Yılında Birinci Dünya Savaşı” Sempozyumunun ikinci gününde konuşacaklar.

İlginç olacağını sanıyorum.

Dün ilk gününde İlber Ortaylı gibi, Feroz Ahmad, Türkkaya Ataöv, Talat Halman, Sina Akşin, Hasan Köni, Onur Gökçe gibi ağır toplar anlattı.

Bugün “Torunlar anlatıyor”.

***

Dün Kılıçdaroğlu açış konuşmasında, hükümetin adını ağzına almadan şunları söyledi:

“Ortadoğu’ya göz dikerek kişisel ihtirasları uğruna içinde bulunduğumuz coğrafyayı ülkemizi de içine alabilecek bir savaşın eşiğine getirenler anlaşılan tarih bilgisinden ve geçmişten ders çıkarma erdeminden yoksundurlar. Bugün içinde bulunduğumuz koşullarda belki de en çok ihtiyaç duyduğumuz siyasi yönelim cumhuriyet tarihimizin barış eksenli dış politika anlayışına sadık kalmaktır.”

CHP lideri ayrıca, Cumhuriyeti kuranların Birinci Dünya Savaşı’ndan dersler çıkardığı için genç ve zayıf Cumhuriyeti İkinci Dünya Savaşından sakındığını anlattı, Atatürk’ün “Yurtta barış, cihanda barış” ilkesinden ayrılmamak gerektiğini söyledi.

Atatürk aynı zamanda “Milletin hayatı tehlikeye düşmedikçe savaş cinayettir” dememiş miydi?

***

İstanbul’daki konferansta Kılıçdaroğlu’nun konuştuğu hemen hemen aynı saatlerde, dünyanın öbür ucunda, Avustralya’nın Brisbane kentinde de Başbakan Ahmet Davutoğlu gazetecilerle konuşuyordu.

Bir meslektaş sordu: ABD’nin Suriye-Irak stratejisini değiştirdiği, önceliği IŞİD’ten önce Beşar Esad’ın devrilmesine vereceği yolunda haberler vardı. Başbakan ne diyordu?

Şu cevabı verdi: “Doğru bir yaklaşımı yansıtıyor. Biz en başından itibaren Suriye konusunda da Ortadoğu Bölgesi konusundaki gelişmelerle ilgili olarak de entegre bir strateji, bir bütünlük içinde strateji tavsiye ettik, hep onu öne çıkardık."

Davutoğlu, bu konuyu G-20 zirvesi çerçevesinde buluşacağı ABD Başkanı Barack Obama ile de görüşeceğini sözlerine ekledi.

***

Ama keşke Obama’nın, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve kendisinin sözüne gelmiş olmasından duyduğu memnuniyeti ifade etmekte Davutoğlu biraz ihtiyatlı davransaydı.

Çünkü CNN’in kaynağı belirsiz olarak verdiği ve bizim bir kısım matbuatın coşkuyla alıntıladığı bu haber, o saate dek hem Beyaz Saray, hem de Pentagon tarafından yalanlanmıştı.

Hayır, ABD’nin Suriye ve Irak ve Şam İslam Devleti’ne (IŞİD) karşı mücadele stratejisinde değişiklik yoktu.

Hatta Savunma Bakanı Chuck Hagel “Esad’ı devirirsek IŞİD kutusuna geri mi dönecek?” diye müstehzi soruyordu.

Zaten dün Hürriyet ve Hürriyet Daily News gazetelerine ortak mülakat veren ABD’nin yeni Ankara Büyükelçisi John Bass, “IŞİD’in Suriye ve Irak’ta karşı karşıya olduğumuz en akut sorun olduğuna inanıyoruz” demişti.

***

Türkiye’nin Suriye’deki iç savaşa kendisini biraz fazla kaptırdığı yolundaki eleştirileri güçlendirecek bir başka örnek de Suriye’deki isyancı güçlere Türkiye’de askeri eğitim verilecek olması.

ABD ile Ankara’da süren askeri görüşmeler sonucu, 2,000 kadar Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) mensubunun Kırşehir’de Hirfanlı bölgesinde (meskûn mahal, yani şehirler dâhil) gerilla eğitimi alması için anlaşma sağlanmış.

Türkiye sadece ÖSO’yu alacakmış içeriye, (herhalde PYD ve PKK dâhil) diğer güçlerin silahlandırılıp eğitilmesini ise ABD Irak’ın Kürt bölgesinde verecekmiş, basına yansıdığı kadarıyla.

Diğer bir deyişle, Türk hükümeti komşusundaki iç savaşa müdahil olmak üzere, asi güçlere resmen kendi topraklarında silahlı eğitim vermeyi kabul etmiş bulunuyor. (Türkiye gibi NATO üyesi olan ABD mesela bu eğitimi kendi toprağında değil, yine Türkiye’ye komşu Irak’ın toprağında verecek.)

Türkiye yıllarca, haklı olarak PKK’nın Suriye ve Irak’ta üslenip kendi topraklarına silahlı saldırılar düzenlemesine itiraz etmişti.

Siyasi kararların ülkelerin duruşlarını nasıl değiştirmekte olduğunu gözlüyoruz, aslında bir yerde yeni bir tarihin oluşmasını ağır çekimde yaşıyoruz sanki.

***

Birinci Dünya Savaşı, petrol çağının başlaması ardından siyasetin enerji üzerine inşa edildiği yeni dengeleri kurma devrini başlattı. Bu büyük savaş petrolün en çok olduğu Ortadoğu’da etkili oldu, sınırları, rejimleri değiştirdi.

Şimdi petrol çağı sona erme işaretleri veriyor. Tahminler bir 25-30 yıl daha diyor. (İran biraz da o yüzden nükleere geçiyor.) Petrol çağının başlangıcında sancılar yaşayan bölgemizde, şimdi bu çağın bitişinin sancıları yaşanmaya başladı.

Bu da bölgesel düzeyde bir büyük savaş, dâhil olmakta değil, bizi içine çekmemesini sağlamakta fayda var.

***

“Son vatan” nedir bilir misiniz?

Balkan ve Kafkas göçmenleri bilir.

İmparatorluk Türkiye’si çökerken yalnızca Türk veya Müslüman oldukları için asırlarca yaşadıkları topraklardan sökülüp atılan katledilmelerinin hesabı dahi tutulmayan Balkan ve Kafkas göçmenleri bilir.

Kurtuluş ve Kuruluşun önder kadroları arasında, sivil olanlar arasında da neden Balkan ve Kafkas göçmenleri dikkat çeker, bilir misiniz?

Burası son vatandır, başka gidecek yer kalmamıştır, burada durulacaktır.

Büyük savaş hem kurtuluşu, hem kuruluşu getirdi.

Yurtta barış, dünyada barış hep bir özlem olarak kaldı.

Kürt meselesi bugün o nedenle önemlidir. İnanç özgürlüğü o nedenle önemlidir.

Yurtta sulh o demektir.

Cihanda sulh ise eski güzel günler hayaliyle yurdu yeni maceralardan sakınmayı gerektirir.