Statükocu Sünni cephe Şii yayılmasını Yemen'de tutabilecek mi?

Suudi Arabistan'ın yeni kralı Salman, Mart başında kendisine hayırlı olsuna gelen bölge lidelerleriyle, ki aralarında Erdoğan da vardı, oturup "İran destekli Şii yayılmacılığa" karşı bir Sünni Cephe teklif etti. Bu henüz resmen oluşmadı ama Yemen'e müdahaleyi Sünni refleksin ilk ortaya çıkışı saymak mümkün.

Suudi Arabistan önderliğinde 10 Arap ülkesinden oluşan bir koalisyon gücü, 26 Mart sabaha karşı saatlerde Yemen’deki isyancı Husi güçlerine karşı birleşik bir harekat başlattı.

Tam da BM ve AB’nin İran’la yürüttüğü nükleer müzakerelerin son bitimi olan 31 Mart’a bir kaç gün kala.

Husiler Şii ve İran tarafından destekleniyor. Husilerin Sana’ya saldırısı üzerine Cumhurbaşkanı Aburrabu Mansur Hadi geçen ay başkentini terk edip Aden’e kaçmıştı.

Husilerin bir kaç gün önce Sana’ya girmesi üzerine Hadi önce BM sonra da Arap Birliği’ne ülkesindeki iç savaşa müdahale çağrısında bulunmuştu, Suudların harekete geçmesine bu çağrı gerekçe oluşturdu.

***

İran destekli Şii hareketlerin yaygınlaşması nedeniyle Suudi Arabistan da, Körfez’deki diğer Sünni iktidarlar da endişe içindeler.

Çünkü Arap Baharı, evet otokrasileri yıkıp demokrasileri getirmekte başarısız oldu, ama İran’ın bölgedeki etkisini artırdı.

Bölgedeki dört başkentte İran etkisi, Arap Baharı’nın başladığı 2010-11 yıllarına göre çok arttı. Bunlar Irak’ın başkenti Bağdat, Suriye’nin Şam, Lübnan’ın Berut ve nihayet Yemen’in Sana.

Suudi Arabistan’ın yeni kralı Salman, Mart başında kendisine hayırlı olsuna gelen bölge liderleriyle, ki aralarında Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan da vardı, oturup "İran destekli Şii yayılmacılığa” karşı bir Sünni Cephe oluşturmayı teklif etti.

***

Bu cephe henüz resmen oluşmuş değil, dolayısıyla Yemen askeri müdahalesini Sünni Cephe’nin ilk resmi eylemi saymak mümkün değil, ama Sünni refleksin ilk ortaya çıkışı saymak mümkün.

Suudi Arabistan’ın başını çektiği ve ABD destekli bu refleksin içinde mesela Yemen açıklarına 4 savaş gemisi gönderen Mısır Cumhurbaşkanı Abül Fettah el Sisi’yi de görüyoruz, onun baş düşmanı Türk Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı da.

Erdoğan’ın Fransız Fr24 Kanalı’na “Gerekirse lojistik destek verme” açıklaması ABD Başkanı Başkanı Obama’yı o kadar memnun etti ki, uzun aradan sonra telefonla aradı, teşekkür etti.

Yazın bir kenara, İncirlik’in açılması yakındır.

***

İran yükselişte görünüyor ama, bunda propaganda amaçlı böbürlenmesinin onun etkisini bölge ülkelerinin radarında olduğundan büyük gösteriyor olmasının da payı var.

Irak ve Şam İslam Devleti (IŞİD) örgütüne karşı özellikle Irak topraklarında verilen savaşta Irak ordusundan arta kalan çoğu Şii kökenli birlikle, Şii milisler ve Kürtler dışında savaşanların İran Devrim Muhafızları olması Batı’da “Şimdi hangisi kötüydü, hangisi iyi?” türünden kafa karışıklığına yol açtı.

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel IŞİD’e karşı savaşan PKK/PYD milislerinin onları içeride ve dışarıda “meşrulaştırdığı” endişesini dile getiriyor ya; işte öyle bir şey.

***

Öte yandan şu da var: Başkentlerinde İran etkisi artan rejimlerin tamamı, iç savaşlar, ya da kronik huzursuzlukların pençesinde. Rejimlerin ülkelerinin büyük kesimleri üzerinde hiç bir kontrolü, egemenliği bulunmuyor; Lübnan, Suriye, Irak, Yemen hep o durumda.

Sünni ve Şii radikalizmi birbirini besleyerek bütün bölgeyi sarmaya başlayan yangını giderek büyütüyor.

Radikal Sünni hareketler de radikal Şii hareketler de ülke yönetimlerinin toprakları üzerindeki egemenliğini yitirdiği durumlar ve bölgelerde ortaya çıkıyor; bu bir rastlantı değil.

***
Suudi Arabistan öncülüğünde oluşturulan ve (pek çok NATO ülkesiyle birlikte) Türkiye’nin de desteklediği Sünni koalisyon aslında bölgede statükonun mevcut durumun değişmemesi için Şii revizyonizmine, yani değiştirme hareketine karşı durmayı amaçlıyor.
Sünni statükoculuğu ile Şii revizyonizmi, ya da yayılmacılığının karşı karşıya geldiği muharebe alanı Yemen oldu.

Burada iki temel soru var: Birincisi bu cephe zaten son yirmi yıldır parça parça dağılan, topraklarının bir bölümü zaten çoktan El Kaide kontrolüne girmiş Yemen’i bir arada tutmaya yetecek mi?

İkincisi de statükocu Sünni cephe Şii yayılmacılığını Yemen’de tutabilecek, durdurabilecek mi?

***

Bu soruya Suudlar da destekçileri de gönül rahatlığıyla evet diyemiyorlar ki, dün akşam saatlerinde önemli bir karar aldılar: Arap Birliği ülkelerinin genelkurmay başkanlarının bugün Riyad’da bir “Arap Gücü” kurmak için biraraya gelecekleri açıklandı.

Farkındayım, aranızda en son oluşturulan Birleşik Arap Gücü’nün İsrail karşısında nasıl bozguna uğradığını hatırlayanlar olmuştur.

Bu defa Birleşik Arap Gücü, adı öyle konmuyor ama İran’a karşı, hadi kitabın orta yerinden konuşalım İran destekli Şii oluşumlara karşı kurulmuş bir Sünni gücüdür aslında.

Daha açık konuşalım, İslam alemi içinde mezhebî bir oluşuma karşı, modern devletlerin ordularını verdiği bir başka mezhebî oluşum, Şiiliğe karşı bir Sünni cephe kurulmaya çalışılmaktadır.

Hani bundan bir süre önce Onbirinci Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün kaçınılmasını istediği “İslamın Orta Çağ karanlığına” yol açabilecek mezhep savaşlarına doğru bir dişinin işaretleri sayılabilir bunlar.

Velev ki İran destekli Şii yayılmacılığını önlemek amacıyla olsun, böyle bir Sünni Cephe'nin oluşturulması da, Batı ittifakının bir parçası olan Türkiye Cumhuriyeti’nin buna katılması da yanlıştır.

***

Türkiye’nin İran ile, Suriye ile, başka ülkelerle sorunlarını kendi siyasi ve diplomatik çabasıyla çözmesi, onlara tavır alması bir şeydir, dinî/mezhebî bir oluşumun parçası olması bir başka şey.

Mezhep karşıtlığı temelindeki siyasi oluşumlara katılmanın Türk Dış Politikasının “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” ilkesine katabileceği, Türkiye'nin ülkesi ve milletiyle çıkarlarına katabileceği hiç bir şey yoktur ama, kaybettireceği çok şey olabilir.