Steinmeier, CHP ve dış politika

Almanya ve AB ülkeleri Türkiye'nin bölgesinde iktidarıyla olduğu kadar muhalefetiyle de var olduğu gerçeğini artık kabullenmeli

Almanya Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier’in Türkiye’den gelen gazeteciler grubuna söylediklerine bakacak olursanız şu sonucu çıkarmanız mümkün: Türkiye’de Tayyip Erdoğan Başbakanlığındaki AK Parti hükümeti, Avrupa Birliği reformları doğrultusunda, medya ve ifade özgürlüğü başta olmak üzere özgürlükleri genişletmek için her şeyi yapmasına rağmen başarılı olamıyor, çünkü muhalefetteki CHP engelliyor.
Sanki Türkiye’nin AB’ye tam üye olmaması için çalışanların başında Steinmeier’in koalisyon ortağı, Almanya Şansölyesi Angela Merkel gelmiyormuş, sanki 301 konusunda yıllarca AB ülkelerini “muhalefet engelliyor” diye oyalayıp, parti kapatma davası geçince iki günde yasayı çıkaran AK Parti değilmiş gibi konuşuyor Alman Sosyal Demokrat Parti lideri.
Avrupa’nın bir zamanlar en etkili sosyalist partisi olan Almanya Sosyaldemokrat Partisi’nin (SPD) son Avrupa Parlamentosu seçimlerinde aldığı neticenin Steinmeier’in liderliğinde olması şaşırtıcı değil. O geziye Radikal’den Deniz Zeyrek de katıldı ve bir zamanlar arı yuvası gibi çalışan Willy Brandt Evi’nin ıssız halinin acıklı durumundan söz etti dün.
Ama hakkını yemeyelim: Steinmeier konuyu kendiliğinden CHP’ye getirmemiş. Meslek büyüğümüz Hasan Cemal’in sorusu üzerine konunun açıldığını Hasan Cemal kendisi de yazdı zaten. Sorulması da doğal, yanıtlanması da, mesele o değil. Mesele, Türkiye’nin AB sürecindeki kötü gidişin faturasının Almanya’nın sosyal demokrat Dışişleri Bakanı tarafından tek başına yasa çıkarma gücüne sahip iktidara, muhalefete çıkarılmasındaki tarafgirlik.
Bundan bir süre önce Ankara’da bulunan bir Alman SPD heyeti ile bir akşam yemeğinde görüşme imkânı bulmuştuk. Ankara’daki programlarında CHP ile görüşme yoktu. Randevu mu alamamışlardı? Hayır, görüşmeye gerek duymamışlardı. Duymak istediklerini onlara söyleyenlerle görüşmeyi tercih etmişlerdi.
Avrupa Parlamentosu seçimlerinden oy artırarak çıkan Alman Yeşiller Partisi’nin eşbaşkanı
Cem Özdemir’in CHP’yi ve lideri Deniz Baykal’ı eleştirmeye daha çok hakkı var. Hiç değilse o Ankara’ya gelince randevu isteyip görüşüyor.
Peki CHP’nin bazı politikaları üyesi olduğu sosyalist enternasyonal ilkeleriyle çeliştiği eleştirilerini hak etmiyor mu? Yasanın çıkmasını engellediği demagojisi bir yana, 301 tartışmaları sürecindeki tutumu Türkiye’de daha fazla ifade özgürlüğünden yana olan sol seçmeni üzmedi mi? Ya da Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanlığı adaylığına karşı 27 Nisan 2007’de askerlerce verilen e-muhtıraya karşı hükümetten önce CHP’nin karşı durması,
12 Mart’a 12 Eylül’e karşı durmuş, kendisini sosyal demokrat sayan bir parti için daha ilkeli sayılmak bir yana, CHP’nin itibarını da, oyunu da artırmaz mıydı? Bunlar meşru sorulardır, CHP yönetimi bu soruları yok sayamaz.
Öte yandan CHP’nin Türk siyasetindeki rolünü eleştiren Alman Dışişleri Bakanı, CHP’nin geldiğimiz noktada Türk dış politikasında oynadığı rolü de görmek zorundadır. Örnekler verilebilir: Ermenistan ile normalleşme sürecinde Türk ve Azeri hükümetleri arasında çıkan soğukluğun aşılmasında CHP ile Azeri muhalefeti arasında kurulan köprünün hiç mi rolü olmamıştır? Türkiye ve Azerbaycan’ın iktidar ve muhalefetiyle birbiriyle yakın ilişkisi Kafkasların normalleşmesi açısından daha olumlu değil midir? CHP’nin verdiği destekle Türkiye’deki Kürt sorununun çözümü doğrultusunda yeni bir aşamaya gelinmişken
Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani’nin kendisine PKK nedeniyle Soyalist Enternasyonel’de tepki gösteren Baykal’ı Irak’a davet etmesi, Baykal’ın da kabul etmesi önemsiz bir gelişme mi sayılmalı? ABD dış politikasının Türkiye’de CHP’yi dikkate aldığından bu yana Türkiye ile ilgili konularda daha gerçekçi, daha sonuç alıcı bir hatta girdiğini izleyemiyor mu Alman diplomasisi? Yalnızca CHP değil, MHP ve DTP de Türkiye’nin bölge siyasetinin aktörleri durumuna geliyor, Türkiye dışa açıldıkça. Ama CHP’nin ülkenin kurucu felsefesini temsil etmesi açısından özel bir yeri var; tabii sorumluluğu da.
Türkiye bulunduğu bölgede hem iktidarıyla, hem muhalefetiyle var ve bu durum fazladan stratejik derinlik sağlıyor Batı ittifakının bir parçası olan Türkiye’nin siyasetine. AB politikacıları gerçeği kabul etmeli artık; ABD artık öyle yapıyor.