Sürecin kontrolü PKK'ya geçiyor

Bütçe görüşmeleri sırasında konu bütçe değil, Diyarbakır'da Kongre toplayan DTP'liler oldu

Dün 2010 Bütçe görüşmelerine geçmeden önce Meclis’te DTP’nin kapatıldığını ve iki milletvekilinin Meclis üyeliklerinin düşürüldüğü kararı okundu. Sonra, Meclis’teki DTP levhası kaldırıldı.
Aynı sırada, kapatılmış DTP’nin bütün milletvekilleri Diyarbakır’da toplanmıştı. PKK tarafından ilham edilen Demokratik Toplum Kongresi’ne katılmak üzere oradaydılar.
Kendi deyişleriyle milletin, daha doğrusu seçmenlerinin sinesine dönmüşlerdi ve orada mı
kalacakları, yoksa Meclis’te temsil edilmeye devam mı edecekleri konusunda kararlarını Kongre’de da kesinleştirmek üzere Diyarbakır’daydılar.
Ankara’da ise, Bütçe görüşmelerinde bütçe değil, boş kalan DTP sıralarının, çekilmiş dişlerin
ağızdaki boşluğu gibi verdiği rahatsızlıkla, Kürt açılımı konusu konuşuldu.
Kuliste vekiller, Meclis’te grupları duruyorken konuşmak istemedikleri DTP’lilerin, Meclis’e devamlarının öneminden söz ettiler.
Meclis’teki tek sosyalist milletvekili olan Ufuk Uras’ın Diyarbakır’dan devam kararı gelmesi halinde oynayacağı önemli rol ortaya çıktı.
Başbakan Tayyip Erdoğan, daha Meclis’e gelirken yapacağı konuşmanın ‘açılım süreci’ üzerine olduğunu söyleyerek zaten günün konusunu belirlemişti.
Aslında Meclis’teki tek tartışma konusu DTP’nin kapatılması değildi; genel olarak yaşanan süreçti.
Bir gün önce İstanbul’da, Dolapdere’de yaşanan olaylar, PKK’lı protestocuların etrafı tahrip etmeye başlaması üzerine etraftakilerin tepkilerini silah çekecek kadar ileri götürmeleri, medyanın gözleri önünde olduğu için dikkat çekmişti.
Ancak Mersin’de DTP-PKK gösterilerinden bıkan esnaf da tepki göstermiş, artık ‘geceleri
mahallelerini kendileri korumaktan’ söz etmeye başlamıştı. Türkiye’nin dört bir yanı, PKK’nın 31’inci kuruluş yıldönümü olan 27 Kasım’dan itibaren bir eylem alanına dönmüştü.
Otuz yıldır insanların sağduyusuyla çıkmayan Türk-Kürt çatışması, son yaşanan gelişmelerle çıkma tehlikesi baş göstermiştir.
Bunun sorumlusu, açılım sürecini çıkarlarına aykırı gören ve Tokat eyleminde görüldüğü üzere sabote edip kendi zeminine çekmeye çalışan PKK’dır.
Son haftalarda yaşanan gelişmeler, adeta açılım sürecinde -hükümetin hiç tam olarak sağlayamadığı kontrolün giderek PKK’nın eline geçmekte olduğunu göstermektedir.
PKK, hükümetin süreç üzerinde kontrolü sağlayamamasından yararlanarak, Habur girişlerinden itibaren sürecin kontrolündeki ağırlığını artırmaktadır.

Başbakan’ın tercihleri
Başbakan Erdoğan ise, dünkü sözlerinden de anlaşıldığı kadarıyla sorunun kaynağını hâlâ doğru yerlerde aramamaktadır.
Örneğin, sokakların savaş alanına çevrilmesi ve kimi yerlerde polislerin kişisel güvenliklerini DTP’lilerin korumasıyla sağlayabilmiş olmaları, sokakta kendisini güvenlik güçleri yerine koyan ‘tepki unsurlarının’ ortaya çıkması değil, bunların haber yapılması Başbakan’a göre daha büyük sorundur.
Başbakan Erdoğan, pazar günü Ankara’nın yağışlı soğuğuna karşın Tandoğan’da MHP lideri Devlet Bahçeli’nin çağrısıyla toplanan -ve bu yıl başında yapılan yeniden cumhuriyet mitinginden çok daha kalabalık- on binlerce kitlenin protestosunu anlamaya çalışmadığı görüntüsü vermektedir.
Başbakan Erdoğan, CHP lideri Deniz Baykal’ın ‘Açılımı etnik temelden demokratikleşme temeline çekerse, bende konumumu değiştirir destek olurum’ sözlerini anlamaya çalışmadığı görüntüsü vermektedir.
Bunun yerine sokakların PKK etkisiyle bir Türk-Kürt çatışmasına tırmandırılmaya çalışmasının faturasını, milyonlarca seçmenin  oyuyla Meclis çatısı altında muhalefette yer alan siyasi partilere çıkarmaya çalışmaktadır.
Önemli bir konu daha var. Açılımın koordinatörü İçişleri Bakanı Beşir Atalay, üniversite kökenli,
devlet yönetiminde entelektüelizmin etkisine inanan bir siyasetçi. Girişimlerinde iyi niyetli
olmadığına dair bir kanıt da yok.
Ancak Atalay koordinasyonunda açılım süreci üniversite ve medyadan -seçilmiş- kanaat önderleri ve polis gücünün etkisine girdikçe, istenmeyen oldu ve PKK’nın kontrol gücü artmaya başladı.
Bu süreç, daha baştan (hem Terörle Mücadele Yüksek Kurulu, hem de İnsan Hakları Yüksek Kurulu başkanlığı şapkalarını taşıyan, eski Adalet Bakanı) Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek’in koordinatörlüğüne verilmiş olsaydı, Çiçek’in kapalı kapılar arkası yaklaşımıyla, sokaklar savaş alanına dönüşmeden acaba daha çok mesafe alınabilir miydi?
PKK sürecin kontrolünü bütünüyle ele geçirmeden, bu ve benzeri soruları sormakta, gerekli adımları atmakta yarar var.