Suriye siyasetinin sonu Kürtlerin elinden oluyor

Kürtlerin Tel Abyad'ı IŞİD'den alması değil sadece, Mısır'ın seçilmiş ve devrilmiş cumhurbaşkanı Mursi'ye idam cezası verilmesinden Irak'taki gerilemeye dek hükümetin Orta Doğu politikası dönüşü olmayan noktayı geçmiş durumda.

Yıl 2011, aylardan Eylül, neredeyse 5 yıl geçmiş.

İstanbul Conrad otelinde bir grup gazeteciyle sohbet ettiğimiz üst düzey bir devlet yetkilisi isminin açıklanmaması şartıyla bize “En fazla altı ay dayanır” diyor Beşar Esad için.

Esad hâla yerinde duruyor demeyeceğim, başka şey söyleyeceğim.

Bu yıl 17 Mart’ta Radikal’de aktardığım bu boş çıkan kehaneti okuyan ve o zaman bir başka üst düzey devlet görevinde olan kişi, koltuğundan bana doğru eğilip elinin tersiyle havayı süpürerek sinir içinde “Ne diyorsunuz?” dedi, “Bize iki-üç ay demişti, size yine fazla söylemiş”.

***

İkisinin adını da henüz yazamıyorum, verdiğim söz nedeniyle.

Ama dün hükümetin karalar bağlayan demeçleri arasında Tel Abyad’ın PKK’nın Suriye’deki kardeşi PYD tarafından IŞİD’in elinden alındığı haberi aklıma düştüğü anda aklıma ne geldi biliyor musunuz?

Ahmet Sever’in “Abdullah Gül ile 12 Yıl” kitabında aktardığı ve bence kitabın en can alıcı kısımlarından birini oluşturan manzara geldi.

***

Gül’ün de bilgisi altında basılan anılarında Sever, dönemin Cumhurbaşkanı Gül’ün, dönemin Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun yüzüne karşı dönemin Başbakanı Tayyip Erdoğan’ı da katarak Türkiye’nin değil, sanki Suriye ve Mısır’ın başbakanı ve dışişleri bakanı gibi davrandıkları eleştirisini yönelttiğini yazdı.

Bu yazdığına henüz bir yalanlama gelmiş değil ve işte Tel Abyad haberi ajanslara düşünce benim aklıma da bu satırlar düştü.

***

Daha traji-komiği ne biliyor musunuz?

Daha bir kaç gün öncesine kadar Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın ağzından ne diyordu Ankara?

“Tel Abyad’da Arapları ve Türkmenleri uçaklarla vuran Batı, onların yerine terör örgütü PYD ve PKK’yı yerleştiriyor” demişti değil mi?

***

Bu sözlerden iki gün önce de Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş, Suriye sınırının “insani gerekçeler dışında” kapatıldığını açıklamıştı.

AK Parti hükümeti, PYD’nin Arap ve Türkmenleri Türkiye’ye sürerek “etnik temizlik” yaptığından endişe ediyordu ve bu durum neredeyse IŞİD’çi teröristlerin ilerlemesinden daha derin bir endişeydi.

Ama Erdoğan’ın sözlerinden bir gün sonra, Ankara’daki ABD Büyükelçiliği kendi önderliğindeki koalisyon uçaklarının sadece IŞİD mevzilerini bombaladığını, sivil halka saldırmadığını Twitter hesabından yazılı olarak duyurdu.

***

İşte bu açıklama trafiği içinde PYD Tel Abyad’ı IŞİD elinden almak için son adımlarını atıyordu.

Türk sınırına binlerce sivil daha yığıldı; sade onlar değil kameralara yüzsüzce sırıtan IŞİD militanları da.

Türkiye daha geçen hafta kapattığı sınırı açmak zorunda kaldı; iki gün içinde AFAD rakamlarına göre 17 bin, BM rakamlarına göre 23 bin kişi daha geçti Türkiye tarafına.

Tabii onlarla beraber sayısı henüz kesin olarak açıklanmayan IŞİD militanı da; bir kısmının Türk güvenlik güçlerine “teslim olduğu” ilan edildi.

***

Traji komik yanına şimdi geliyoruz.

Ankara bu haberi haber merkezlerine Tel Abyad’ın Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) güçleri ve PYD tarafından alındığı şeklinde telkin etti.

Belli ki amaç PYD’nin Ocak ayında IŞİD’i (ABD önderliğindeki koalisyon ve Iraklı peşmergelerin desteğiyle) Kobani’den püskürtmesinden sonra Türkiye sınırı boyunca 200 kilometrelik kesintisiz bir Kürt bölgesi oluşturduğu gerçeğini yumuşatmaktı.

ÖSO güçleri dedikleri, PYD’nin daha geçen yıl ABD ve Batı’yı yumuşatmak için ÖSO’dan bazı unsurlarla güye bir cephe şeklinde oluşturduğu Burkan El Fırat (Fırat Volkanı) isimli çiçeği burnunda örgütün adından ibaretti.

Gelinen nokta budur.

***

Şimdi muhtemel senaryoya gelelim:

IŞİD ve diğer radikal İslamcı militanların Türkiye sınırına erişimleri Tel Abyad’ın Kürt güçlerce alınmasıyla kesilmiştir.

Böylece ABD önderliğindeki koalisyon uçakları (ve belki komando birliklerinin) IŞİD’in Suriye merkezi olan Rakka’ya saldırıp, IŞİD’i kuzeyde oluşan Kürt bölgsine doğru, adeta çekiçin örse vurması gibi iteklemesi senaryosuna uygun zemin vardır.

Çekiç ABD güçleri, örs Rojava olarak anılan Kürt bölgesi arada kalanlar IŞİD ve benzerleri olacak gibi görünüyor.

***

Esad gider sorunlar biter ideolojik miyopluğu içinde önüne gelene destek veren Ankara, artık Esad gitse bile hiç bir şeyin bitmeyeceği bir kargaşaya komşudur.

Artık IŞİD, Diyarbakır’daki HDP mitingi örneğinde görüldüğü üzere Türkiye içinde eylemlere başlamış durumdadır.

***

Öte yandan Mursi’nin yaşadığı trajedi vardır.

Mısır mahkemesi dün ülkenin ilk seçilmiş ve Suudi Arabistan destekli bir darbeyle devrilmiş cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’yi idam cezasına çarptırdı.

Türkiye bütün kademeleriyle buna sert tepki verdi, iyi de yaptılar.

***

Peki, artık sormaya başlayalım.

Asla darbeyi meşrulaştırmak amacıyla sorulamaz böyle bir soru ama acaba Mursi’nin Müslüman Kardeşler iktidarına danışmanlarıyla, başka yöntemleriyle “Sen devam et, biz arkandayız” diye sırt sıvazlayıp boş havuza itenler olmuş muydu?

Gül, Sever’in kitabına göre neden “Mısır ve Suriye başbakan ve dışişleri bakanları gibi” eleştirisinde bulunmuştu?

Birilerinin daha çıkıp anılarını yazmasını mı beklememiz gerekecek öğrenmek için?

***

Özellikle Arap Baharının başladığı 2011 başından itibaren AK Parti’nin dış politikası, bölgede yükselen Müslüman Kardeşler dalgasına olduğundan fazla güç atfetti.

O yükselişin daha uzun süreceği, Türkiye’deki AK parti iktidarının bundan Türkiye’ye bölgesel üstünlük devşireceği hesapları yaptı; neredeyse bütün yumurtaları aynı sepete koydu.

Oysa Mısır’da Müslüman Kardeşler iktidarı Suud ve Katar yönetimince devrildi. Esad arkasında İran ve Rusya desteğiyle ayak diredi, Suriye’deki Müslüman Kardeşler muhalefeti dağıldı, bir kısmı radikalleşerek El Kaide ve IŞİD’e katıldı.

***

Irak’taki gerileme gerçekten vahimdir.

Musul Başkonsolosluğu aymazlığı ardından hükümetin ne Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Mesud Barzani, ne seçim nedeniyle diyalogu kestiği PKK, ne de İran etkisindeki Şii Bağdat hükümetiyle iyi ilişkileri kalmıştır.

Hâlâ ABD ile aslında IŞİD’e meyyal Sunni Arap aşiretleri güya IŞİD’e karşı silahlandırıp eğitme programından söz edilmekte, bu katılanlar dahil kimseyi inandıramamaktadır.

***

Bu siyaset sürdürülebilir olmaktan çoktan çıkmıştır.

Türkiye 7 Haziran seçimi ardından koalisyona hazırlanmaktadır.

Hangi hükümet kurulursa kurulsun dış siyaset, ama özellikle ve öncelikle bu Suriye, Mısır, Irak siyaseti değişmek zorundadır ve görünen o ki değişecektir.

Türkiye acilen Atatürk’ün “Yurtta sulh, cihanda sulh” çizgisine uyumlu dış politikaya dönmek zorundadır.