Susuzluk, gerilim, öfke...

Başbakan Erdoğan, Çankaya denklemiyle fazla meşgul ki, Gökçek'in su konusundaki icraatına ses çıkarmıyor. Aslında tüm gerilimlerin anası Köşk.

Ankara'da yaşayanları en çok yakan soruna bir soruyla başlayalım: Belediye Başkanı Melih Gökçek, 22 Temmuz seçimine aldırmadan su kesintilerine diyelim mayıs ayında ve makul düzeyde başlamış olsaydı, bugün bu felaket durumla karşılaşır mıydık? Yanıt hayır. Yetkililer Ankara'ya su sağlayan barajlardaki doluluğun yüzde 10'un altına düştüğü alarmını verirken Gökçek, İslam ülkeleri belediye başkanlarına 'Avrupa başkenti
Ankara'da' konferans düzenliyor ve refüjler itfaiye hortumlarıyla sulanıyordu. Tek önlem, vatandaşlara bahçe sulama yasağı getirmek ve bahçe sulama suyunu parayla satmaktı. Kesinti, barajlardaki doluluk yüzde 5'e inince başladı; seçim geride kalmış, AK Parti Ankara'da rekor oy almıştı.
Gerede projesinin ihmali, kaynakların görünür olmayan su yatırımı yerine görünür olan yol, köprü, park projelerine oransız aktarılması, şimdi susuz kaldığımızda 'Kızılırmak'tan su getiriyoruz' avuntusuyla unutulabilir mi? Kızılırmak suyunun geleceği söylenen ekim ayına dek Ankara'nın suyunun tamamen tükenmesi tehlikesi var.
Dört gün önce şehre içme suyu taşıyan borulardan birinin patlayıp toptancılar sitesinin, düşünün ki Ankaralıların eziyet çekip damla damla biriktirdiği içme suyu baskınına uğraması, uzmanlaca iki konuya bağlanmıştı: 1- İki gün kesinti ardından suyun aniden pompalanması ve
2- Yeterince bakım yapılmayan boruların buna dayanamaması. Uyarılara rağmen, önceki gece yine bir içme suyu borusu patladı. Ankaralılar'ın yaz sıcağında dayatılan su tasarrufunun misliyle boşa gitmesi bir yana, halen yüzde 4 doluluğun altına düşen barajlar biraz daha boşaldı. ASKİ, vatandaşla alay eder gibi "O borular bizden önce döşenmiş" diyor, sanki bakımından başkası sorumluymuş gibi.
Netice, dönüşümlü kesintiye de son veildi ve Ankara'ya en az üç gün hiç su verilmeyeceği açıklandı. Yine alay eder gibi, "Sonra doya doya su verilecek" deniyor. Üniversite, üç gün boş kalan borulardaki suyun takip eden üç gün boyunca içilemeyeceği, aksi halde salgın hastalık tehlikesi doğabileceği uyarısında bulunuyor. Sağlık Bakanlığı bir kriz merkezi kurmuş, yüreği ağzında bekliyor.
Melih Gökçek Ankara'yı gerçekten bir Avrupa başkente dönüştürmüş olsaydı, böyle bir durumda belediye başkanı istifa eder, etmiyorsa görevden alınırdı.
Başbakan Tayyip Erdoğan, Çankaya denklemiyle fazla meşgul ki, Melih Gökçek'in su konusundaki icraatına ses çıkarmıyor.
Öfke ve gerilim
Öfke dün yine Kocatepe camiindeki şehit cenazesinde açığa çıktı. Önceki gün Diyarbakır'ın Dicle ilçesinde, tipik bir PKK eylemi ile, yola döşenen mayının patlamasıyla şehit olan Astsubay Üstçavuş Mahmut Özdemir'in cenazesine kavurucu sıcağa aldırmadan katılanlar, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, yerine aday Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, diğer devlet zevatı ve komutanların önünde PKK'ya karşı sloganlar attı.
Başbakan Erdoğan o sırada Irak Başbakanı Nuri El Maliki'yi kaşılama hazırlığındaydı ve gündemdeki konulardan biri de Irak'taki PKK varlığıyla ortak mücadelenin mümkün olup olmadığı idi. El altından o kadar pompalanmasına karşın, o beklenen terörle mücadele anlaşması imzalanmadı.
İşin ilginç yanı, seçimlerden önce, Genelkurmay'ın 8 Haziran bildirisi ardından bıçakla kesilmiş gibi kesilen PKK eylemlerinin, DTP'yi Meclis'e taşıyan seçimlerin ardından eski hızına ulaşması. DTP'yi de, AK parti hükümetini de giderek zorlayan bir hal alabilir bu eğilim.
Yine de Ankara'da 'bütün gerilimlerin anası' hâlâ cumhurbaşkanlığı denklemi. AK Parti yönetiminde 'Gül olmasın sesleri duyuldu' türü haberlerin basına sızması, acaba Erdoğan'ın her şeye rağmen Gül'de ısrar ederek ahde vefa gösterdiği tezine mi hazırlık sayılmalı? Yoksa, Gül'ün cumhurbaşkanı adaylığından vazgeçmesine psikolojik zemin hazırlama mı
sayılmalı? Gül'ün Çankaya'yı çok istediği, bunu hakkı gördüğü ve almaya yakın durduğu kesin.
Yine de dün Meclis Başkanı Bülent Arınç'ın veda hitabında 'Her görev alınır. Genel Başkanı orlamayalım' demesi, usta işi bir manevra olarak algılandı ve Gül'ün adaylığına yüzde 100 gözüyle bakanların aklını bile karıştırdı. Gül'ün on birinci cumhurbaşkanlığı şansını yarı yarıya görüp, Erdoğan'ın kararını beklemek en sağlamcı duruş olacak. Çünkü Gül'ün kararı zaten belli. Erdoğan'ın destek verip vermemesi belirleyici olacak.
Şu sıcak yaz kazasız belasız bitse iyi olacak.