Tahir Elçi'yi kim öldürdü?

Otopsi raporuna göre Elçi uzak mesafeden öldürülmüştü. Buradaki uzak mesafe, barut izi bırakmayacak kadar mesela bir kaç metreyi mi anlatıyor, yoksa gerçekten uzak mesafeden mesela dürbünlü tüfekle yapılan bir suikast atışını mı?

Ajansa düşen ilk fotoğrafını görür görmez “Ah!” dedim; “Ah! Hrant Dink gibi”...

Onun da cansız bedeni işte böyle yere yüzükoyun düşüp kalmıştı.

Tarih 28 Kasım 2015. Yer Diyarbakır’da tarihi dört ayaklı minarenin tam altı.

***

Elçi sıradan bir Baro Başkanı değildi; zaten Diyarbakır baro başkanılarının hiç biri değildir.

Son yıllarda görev yapanlar aynı zamanda birer insan hakları savunucusu oldukları için o göreve seçilmişlerdir.

Elçi de öyleydi. Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nın Kurucular Kurulu üyesiydi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde kazandığı hak davaları vardı.

Geleneksel Kürt hareketinin önde gelen isimlerinden Şerafettin Elçi’nin akrabasıydı, ama yolunu siyaset değil insan hakları savunuculuğu olarak çizmişti. Yaşasaydı, yakında hakim karşısına çıkacaktı.

***

Elçi dün, kendisini haftalardır topun ağzına koyanlara inat, minarenin İslamın dört mezhebini temsil eden dört sütunlu kaidesinin yanında, habercilere bir metin okuyordu.

Az ötesinde PKK’nın hendekleri, önünde polis ve gazeteciler, çatışmada harap olan tarihi eseri gösteriyor ve diyor ki “Artık silah, çatışma, operasyon olmasın” buralarda.

O sırada ara sokağın yüz metre kadar ileride caddeye açıldığı yerden silah sesleri geliyor.

***

Onu korumakla görevli polisler ne olduğunu bilmedikleri bir olayın yönüne doğru ateş açmaya başlıyorlar.

Kameralar Tahir’i gösteriyor, ne yapacağını tam kestiremeden etrafına bakınıyor, onu korumakla görevli polisler yanıbaşında değil, mesela aralarına almak, hatta yere yatırıp hedef olmaktan alıkoymak gibi önlemler görünmüyor.

Biraz sonra bir karaltı geçiyor polislerin önünden. Bu defa dönüyor, şarjörlerini tazeliyor, koruma tedbirlerinin odağında bulunan Elçi’nin olduğu yöne doğru koşan o kişinin arkasından ateş etmeye başlıyorlar.

***

Görüntülerde bir sivil polisin, şarjör değiştiren arkadaşına “Dur, sakin ol” gibi bir el işareti yaptığı fark ediliyor.

Silah sesleri dinince bir kişinin yüzükoyun yerde kaldığı görülüyor.

Bir görgü tanığı diyor ki, aralarında açık renk ceket giyen bir tek Tahir Elçi vardı, bakıyorlar, o çıkıyor.

İlk haberleri birileri gerçekten hiç sıkılmadan, sanki Tahir Elçi polisle çatışırken öldürülmüş tonunda “Çatışmada öldü” diye veriyorlar.

***

Sonra bir haber daha: “Bir polis şehit oldu”. Ama o polisin o sırada orada olmadığı anlaşılıyor. Peki polis Ahmet Çiftaslan nerede şehit oldu ?

Bir süre sonra DHA güvenlik kameralarının görüntüsünü yayına veriyor. Bir taksi yanaşıyor. Şüphe duyan sivil giyimli polisler araca yaklaşıyor, Çiftaslan sağ ön kapıyı daha açarken araç içinden gelen ateşle yığılıp kalıyor.

Bir polis memuru daha yığılıyor,adı Cengiz Erdur; onun da hastanede kurtarılamadığı haberi akşam saatlerinde gelecek.

Polislere ateş açılan taksi ve arkasına yanaşan bir araçtan daha çıkan kişilerin hızla ara sokaklara daldığı görülüyor.

***

O sokaklardan birisi, Elçi’nin açıklamasını henüz bitirip, elindeki artık silah, çatışma ve operasyon istemediğini söylediği dövizleri minarenin dibine bırakmakla meşgul olduğu, basın açıklamasının yapıldığı sokak.

Ama işte o silah sesleri üzerine Elçi’yi görevli polislerin hiç beklemedikleri yönden gelen silah seslerine bakışlarını korumakla görevlendirildikleri Elçi’den çevirip,hedef gözetmeden karşılık vermeye başladıkları görüntülere yansımış.

Ve işte o andır zayıf esmer, zayıf, koyu renk giyimli bir gölgenin hızla polislerin önünden Elçi’nin olduğu yöne doğru hızla geçmesi ve polislerin de bu defa o tarafa dönüp ateş etmeye başlamaları.

***

DHA’nın daha sonra yayına verdiği karelerde o kişi görünüyor.

Peki, Elçi’nin katili gerçekten o kişi mi? Polisin, polislerin katili de o mu?

Olabilir, ama yine o fotoğrafta genel akışa aykırı olan bir durum daha var.

O şahsın elinde bir tabanca görünüyor ama, o tabancayı sol elinde ve namlusundan tutarak taşıyor, ateşe hazır olması gerektiği gibi kabzasından kavrayıp elini tetikte tutarak değil.

Dolayısıyla Elçi’nin ayaklarının dibinde bulunan tabancanın acaba o şahsın, ya da başkasının Elçi’yi vurup yere attığı tabanca olup olmadığı da kesin değil; en azından dün akşam saatlerine dek değildi.

***

Neden biliyor musunuz? Çünkü savcı ve polis olay yeri incelemesini yapamadı.

Otopsi raporuna göre Elçi (yazmak çok zor geliyor, tanışınca inanın daha da zor geliyor) ensesinden girip sol göz üstünden çıkan bir mermi yarasıyla uzak mesafeden öldürülmüştü.

Buradaki uzak mesafe, barut izi bırakmayacak kadar mesela bir kaç metreyi mi anlatıyor, yoksa gerçekten uzak mesafeden mesela dürbünlü tüfekle yapılan bir suikast atışını mı?

O da henüz aydınlanmadı, en azından dün gece aydınlanmamıştı.

Çünkü olay yeri incelemesi yapılamadığı için Elçi’yi öldüren mermi çekirdeği henüz bulunamamıştı.

***

Neden mi yapılamamıştı olay yeri incelemesi? Çünkü olayın hemen ardından Diyarbakır’ın Sur ilçesinde sokağa çıkma yasağı ilan edilmişti ve PKK’nın şehir örgütlenmesi, mahalleye savcı, polis girmesine engel oluyordu.

Olay yeri incelemesine gelen savcı ve polislere saldırılmış, iki polis yaralanmış, geri dönmüşlerdi; olay yeri ise yeni atış ve patlamalarla daha da içinden çıkılmaz hale gelmişti.

Aklıma daha bir gece önce uçak yolculuğu sırasında karşılaştığımız, Diyarbakır’ın saygın ve sivil toplum hareketlerinin içinde bir işadamının söyledikleri geldi.

Onun da başı belaya girmesinden endişe ettiğim için isim vermeyeceğim, ama uzun uzun “Şu hendek siyasetinin” Diyarbakır’a ve HDP’ye ne kadar zarar verdiğini, “Ama işte adamların laftan anlamadığını” anlatıyor, “Bu iş bakalım ne zamana kadar sürecek” diye soruyordu.

***

Aslında Elçi cinayeti üzerine iki senaryoyu Başbakan Ahmet Davutoğlu, yanına Adalet Bakanı Bekir Bozdağ ve İçişleri Bakanı Efkan Ala’yı alarak yaptığı basın toplantısında bu iki ihtimali şöyle açıkladı:

.  “İki ihtimal söz konusu. Bu terör saldırısı (caddede polislerin vurulmasını kast ediyor-MY) sonrasında Sayın Tahir Elçi'ye dönük olarak bir suikast gerçekleşmiş olması. İkinci ihtimal ise teröristlerin saldırısı sonrasında ortaya çıkan ki 100 metre mesafede çift yönlü olarak da polisimizin de o kalabalığı koruma saikiyle teröristlere karşı ateş açması söz konusu, iki ateş arasında Sayın Tahir Elçi'nin hayatını kaybetmesi."

Her iki senaryoyu da çeşitlemek mümkün.

***

Örneğin eğer suikast var ise, ki Diyarbakır Barosu’ndan bir süre sonra Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Numan Kurtulmuş da öyle niteledi, suikasti yapabileceklerin listesi yabancı istihbarat örgütlerine dek uzanır.

Suriye iç savaşı nedeniyle bölgede zaten hiç eksikliği görülmeyen istihbarat örgütleri, şimdi Rusya ve İran ile yaşanan kriz nedeniyle daha da aktif durumdalar, eminim MİT bakıyordur bu boyutuna saldırının.

Diğer ihtimal de üzerinde durmaya da değer.

***

Acaba caddedeki olay ve Elçi’nin vurulması aynı saldırının parçaları mıydı? Yoksa aynı zaman diliminde aynı yerde vuku bulmaları, kaçan saldırganları o sokağa dalmasıyla mı ikisini bağlantıladı?

Aynı saldırının parçasıysa o sokağa dalan saldırgan mı katletti Elçi’yi?

Yoksa Davutoğlu’nun dediği gibi “iki ateş arasında” mı kaldı? Davutoğlu’nun bu ifadesi, Elçi’nin hedef alınmamış bir atışla dahi olsa, herhangi bir saldırgan kadar, polisin silahından çıkan bir mermiyle de öldürülmüş olması ihtimalini içermiyor mu?

***

Burada devletin Andaolu Ajansı’nın olayın hemen ardından verdiği bir haberdeki cümlesini hatırlamak gerekiyor. Cümle şu:

· “Diyarbakır'ın Sur ilçesinde PKK'lı teröristlerce ateş açılması sonucu çıkan çatışmada Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi hayatını kaybetti.”

Sosyal medya da bu cümle “AA Elçi’yi PKK’lılar öldürdü” diye yorumlandı; oysa AA’nın saatler önce söylediği, Davutoğlu’nun resmi açıklamada ortaya koyduğu ihtimalin sanki kesinmiş gibi ifadesi.

Acaba Elçi’nin –kasdi olsun olmasın- polis tabancasından çıkan mermiyle öldürülmüş olduğu ihtimalini mi kast etti Davutoğlu?

Daha ayrıntılı resmi açıklama gelmeden bu sonuca varmak doğru olmaz belki; ama doğru çıkarsa hükümetin bunu izah etmesi kolay olmaz; ümit edelim doğru değildir, Elçi’nin ölümü onu korumakla görevli kişilerin elinden olmamıştır.

***

Öyle olsun, olmasın, eldeki verilerle muhtemelen polislerin katilini bulmak, Elçi’nin katilini bulmaktan daha kolay olur; en azından kamera kayıtları, mermi çekirdekleri, takip süreci gibi unsurlar ortada.

Elçi’nin katili bulmak da zor, sonrasını kestirmek de.

Vedat Aydın’ı hatırlayalım, hani o hep Demokles’in kılıcı gibi başımızın üzerinde sallandırılan “90’lara döneriz” söyleminin en önemli öznelerinden Vedat Aydın’ı..

***

Halkların Emek Partisi (HEP) Diyarbakır İl Başkanıydı. Daha önce Ankara’da İnsan Hakları Derneği kongresinde Kürtçe konuştuğu için hapis yatmıştı.

5 Temmuz 1991’de kendilerini jandarma istihbaratı (JİTEM) olarak tanıtan sivil giyimli kişilerce evinden kaçırıldı, 7 Temmuz’da cansız bedeni bulundu.

Cenaze törenine katılanlarla polis arasında gerilim çıktı, polisin açtığı ateş ile resmi rakamlara göre üç kişi öldürüldü. Doksanların doksanlar olmasında Vedat Aydın’ın öldürülmesi ve cenaze töreninde olanların büyük payı vardır.

***

Tahir Elçi’nin Diyarbakır’daki cenaze töreni olağanüstü koşullarda yapılacak.

Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu, Türkiye’nin her yerinden baro başkanlarını Diyarbakır’a çağırdı.

Pek çok sivil toplum kuruluşu Diyarbakır’a temsilcilerini gönderiyor.

Orada Elçi’nin katil ya da katillerinin bulunması talebi de mutaka dile getirilecek.

***

Tabii bir Elçi’yi öldüren mermi, onu sıkan elin sahibi var, bir de Elçi’yi haftalardır hedefe koyan, adeta öldürülmesine davetiye çıkaranlar.

Dün ibretle izledik onlardan kimilerini... Daha önce Tahir Elçi’ye saldırdıkları sosyal medya mesajlarını, yazılarını nasıl alelacele silmeye çalıştıklarına, “Zaten aslında PKK’ya karşıydı” diye çark etmelerini filan ibretle izledik.

Ama kime anlatacaksınız? Yoktur utanmaları, vicdanları hiç yoktur.