Taksim'i işgal mi?

Polisin tutumuyla mütevazı bir protesto neredeyse bir kitle hareketine dönüştü.
Taksim'i işgal mi?

Bazen böyle hiç umulmadık yerden çıkar…

Bundan dört gün önce neredeyse 50 kişilik bir grup, AK Parti hükümetinin İstanbul’un kalbi Taksim’deki tek yeşil nokta kalan Gezi Parkı’nın Osmanlı döneminde kullanıldığı gibi Topçu Kışlası olarak yeniden inşasına karşı çıkmak üzere meydana çıktı. Siyaset kulislerinde, bizzat Başbakan Tayyip Erdoğan’ın yaptığı bir konuşmadan kaynaklanan, Kışla bünyesinde bir de büyük alışveriş merkezi kurulacağı iddiaları dolaşıyordu. Polis -o aşamada- çoğu bölge sakini sanatçı ve mimarlardan oluşan göstericilere tekme tokat ve gazla müdahale etmese belki grup bir süre daha oraya gelip bağıracak, belki muhalefetin bile dostlar alışverişte görsün ilgisi içinde dağılıp gidecekti. Durum tam da ‘Gazlanan kırmızılı kadın’ fotoğrafında görüldüğü gibiydi.

Ama olmadı. O gece Taksim’e çıkanların sayısı neredeyse ona katlandı, yine de yüzlerle ifade edilecek kadar azdı. Bazıları yolu genişletmek gerekçesiyle sökülen ağaçları korumak için çadırlar kurdu, bazıları da yolu genişletmek gerekçesiyle yerinden sökülmek istenen ağaçları kendilerince korumak amacıyla parka çadır kurmaya başlamıştı. İşte polisin ilk şafak baskını da o zaman başladı. Kazılara başlamak için parka bir kazı makinesi yanaşıp işe başlamıştı ki, sahneye BDP İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder çıktı. O bölgenin milletvekiliydi. Pekin’de Tiananmen Meydanı’ndaki tankların önünde duran Wang Weiling ya da Moskova Kızıl Meydan’da tanka tırmanan Boris Yeltsin’i anımsatacak şekilde kendisini kazı makinesinin önüne attı.

O da bir dönüm noktası oldu. O gün Başbakan Erdoğan’ın Yavuz Sultan Selim adı verilen üçüncü köprü açılışında protestocular ne derse desin Topçu Kışlası’nın yapılacağını açıklaması, hem polisin davranışını sertleştirdi hem de daha çok kişinin Taksim’e çıkmasına neden oldu. CHP’liler de meydana çıktı. Ama yine o bölgenin milletvekili olan Sezgin Tanrıkulu, insan hakları savunucusu kökleriyle ön safa geçti; kendisi de gazlanmış ve sulanmış vaziyette polis yetkilisiyle kavgaya tutuştuktan kısa süre sonra fenalaşarak hastaneye kaldırıldı.

Dün iş ayyuka çıktı. Sabah baskınında bazı çadırlar yakıldı. Yaralananlar arasında başına gaz bombası darbesi alan gazeteci Ahmet Şık da vardı. Akşam saatlerinde Vali, Belediye Başkanı ve Emniyet Müdürü kameralar karşısına çıkıp, aralarında iyi niyetli vatandaşlar olsa da çoğunluğun ‘farklı maksatlı’ kişiler olduğunu söyledi. Göstericilere ise kendilerine Çin ya da Rusya örneklerini değil, Amerikan sermayesinin simgesi Wall Street’i İşgal hareketine katılanlara atfen ‘Taksim’i İşgal’ adını yakıştırıyor. Bu hareketin sonu da muhtemelen Wall Street’i İşgal’ hareketi gibi olacak. Başbakan Erdoğan’ın Taksim kararını protestolar nedeniyle gözden geçirmesi büyük bir sürpriz, bir ilk olur. Ama şu söylenmeli: Polisin tutumuyla mütevazı bir protesto neredeyse bir kitle hareketine dönüştü.

Ortaya çıkan çelişkili bir durumdur. Bir yanda ülkenin en büyük meselesi olan Kürt meselesini daha fazla kan dökülmeden çözmek için elini taşın altına sokan Erdoğan hükümeti, diğer yandan şehir hayatına ilişkin kaygılarla kalkışılan basit bir protesto gösterisine tahammül edemiyor, üzerine sertlikle gidiyor. Tablo budur.