Tampon bölge mi?

<b>Ankara'daki</b> güvenlik zirvesinde sınırın Irak tarafında bir güvenlik bölgesi oluşturma kararının alındığı ileri sürülüyor. Türk askeri peşmergeyle karşılaşırsa ne olacak, ABD bu işe ne diyecek gibi sorular ise yanıt bekliyor.

Irak topraklarında Türk sınır boyunca 15-20 kilometrelik bir tampon bölge oluşturulması fikri yıllardır Ankara'da zaman zaman gündemde yükselip, düşen bir konudur.
Yakın zamanlarda, Bülent Ecevit hükümetinin son haftalarında, yani 2002 yazında gündeme gelmişti. İsmail Cem'in YTP'yi kurmasıyla bölünen DSP'nin Dışişleri Bakanı Şükrü Sina Gürel gibi, MHP'li Meclis Başkanı Ömer İzgi'nin de bu çizgide olduğu biliniyordu. Bunda, o günlerde ABD Dışişleri Bakanlığı Siyasi Müsteşarı Marc Grossman ve ABD Savunma Bakanlığı Siyasi Müsteşarı Paul Wolfowitz Türkiye'de Irak savaşı yoklamalarına başlamıştı. Bu görüşler, Genelkurmay Başkanı Kıvrıkoğlu'nun görev süresinin uzatılması ve yaklaşan 3 Kasım seçimlerinin ertelenmesi girişimleriyle iç içe geçince, fikir gündemden düştü. Zaten başta Kıvrıkoğlu'nun kendisi ve Cumhurbaşkanı Sezer, bu fikrin iç siyasi planlarla iç içe geçirilmesinden rahatsızdı.
Fikrin son zamanlarda gündemde bir kez daha yükselmesine 2003 başlarında tanık olduk. Hükümet, daha sonra 1 Mart'ta Meclis'e sunduğu ABD işgal harekâtına aktif katkı izin tezkeresini hazırlama ve pazarlık sürecindeyken, konuyu önce CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen gündeme taşıdı. CHP lideri Baykal da konuya sahip çıkarak Meclis gündemine getirdi.
Buna göre, ABD işgali başlamadan, yani Amerikan askerleri Irak topraklarına gelmeden önce, Türkiye Irak sınırı boyunca ve Irak tarafında bir güvenlik kuşağı oluşturursa, savaş nedeniyle artması muhtemel PKK sızmalarını, daha Irak topraklarında karşılayabilir, Türkiye'de kan dökülmesini mümkün olduğunca engelleyebilirdi. ABD askerleri geldiğinde bu bir fiili durum oluşturur, Türkiye'nin pazarlık gücünü artırırdı.
O zaman AK Parti Genel Başkanı olan ve Baykal'ın desteğiyle milletvekili olma sürecinde bulunan Erdoğan ve o zaman başbakan olan Abdullah Gül bu fikri benimsemediler. Bu fikir bir kez daha girişime dönüşemeden söndü. 1 Mart tezkeresinin Meclis'te kabul görmeyişi ardından yaşanan gelişmeleri ve ABD ile ilişkilerin dibe vuruşunu, PKK eylemlerinin artışını ve ABD'yle işbirliği yapan tek yerel grup olan Irak Kürtlerinin PKK'ya nasıl kol kanat gerdiğine hep birlikte tanık olduk, oluyoruz.
Irak topraklarında güvenlik kuşağı oluşturma konusu, bu yılın başlarından itibaren bir kez daha Ankara gündeminde yükselmeye başladı. Ancak bu kez öncekilere göre önemli bir fark vardı koşullarda. Evet, karşı taraftaki devletin adı yine Irak idi. Ama kontrol fiilen ABD önderliğindeki koalisyon güçlerindeydi. Geçenlerde Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt'ın da vurguladığı gibi, Irak'a giren Türk askerinin karşısına bu kez yalnızca PKK militanları değil, eskiden peşmerge diye bildiğimiz milis kuvvetlerinin yerini alan Kürdistan Bölgesel Yönetimi'ne bağlı askeri güçler ve ABD askerleri de çıkabilirdi. O zaman ne yapılacaktı. Burada önemli bir ayrıntı da var. Geçtiğimiz yıl benzeri bir tartışmada, Büyükanıt benzeri bir soruya 'Karşı tarafta yalnız terörist var' mealinde karşılık vermişti. Aradaki fark, son bir yılda PKK'nın Irak Kürtlerinden bulduğu destekteki tırmanmayı ve ABD'nin resmi plandaki engelleme çabalarına karşın fiiliyatta bu duruma seyirci kaldığını gösteriyordu.
PKK eylemleri arttıkça, 'Irak'a girelim' çağrıları yükseldi. Irak'a topyekûn harekâta Genelkurmay'ın karşı olduğu 'Kerkük, Erbil' çağrılarında bulunanlara, komutanların 'Kaç kilometre olduğunu biliyorlar mı?' yanıtlarıyla belli oluyordu. Büyükanıt'ın 12 Nisan'da 'Irak'a harekât faydalı olur' demesi, belki bu kargaşa nedeniyle topyekûn harekât olarak okundu. Ancak asıl hazırlığın güvenlik kuşağı olduğu konuşuluyordu.
Fatih Çekirge, dün Hürriyet internet sitesinde 12 Haziran'da Erdoğan başkanlığında toplanan güvenlik zirvesinde, sınırın Irak tarafında güvenlik bölgesi oluşturma kararı alındığını yazdı. Çekirge'nin yönettiği Hürriyet'in internet sitesine akşam saatlerinde konulan kısa haberde de iddia yumuşatılarak, Türkiye-Irak sınırında her türlü hareketliliği izleyecek termal (ısıya duyarlı) kalkan oluşturulacağı ifade edildi. Zirve ardından Başbakanlığın yaptığı açıklama, böyle bir kararın izini taşımıyor; daha çok terörle mücadeleye hükümet ve askerin yaklaşımlarının birbirine yaklaştırılması girişimi izlenimi veriyor. (Terörle mücadele konusunun diğer konulardan önemli olduğu, halkın şehit cenazelerine sahip çıkmasının iyi bir şey olduğu gibi başlıklar bunu gösteriyor.)
Öte yandan bu kararın alınması durumunda gündeme gelmesi gereken hususlar da var. Örneğin bir Meclis kararı gerekiyor mu? Bu konuda iki görüş var. Birine göre gerekiyor. Diğerine göre, o bölgede zaten bir miktar Türk askeri var ve o askerler orada bir Meclis kararıyla bulunmuyor. Hem sıcak takip anlaşmaları, hem de 1926 Musul anlaşması Türkiye'ye ve Irak'a güvenlikleri için birbirlerinin topraklarında geçici önlem alma izni veriyor.
Ama o soru ortada duruyor: Türk askeri peşmergelerle, ya da Amerikan askerleriyle karşı karşıya geldiğinde ne yapacak? Bu bir. İkincisi, 'Biz onaylamadan Irak'ta güvenlik harekâtı yapmayın' diyen ABD bu işe karşı çıkacak mı? Üçüncüsü, zaten bu amaçla ABD ile gayriresmi anlaşma sağlandı ve siyasi nedenlerle bu açıklanmıyor mu? Dört, güvenlik kuşağı oluşturulması projesi gündemde değilse, hükümet ne gibi yeni önlemler almayı düşünüyor? Türkiye'yi bu kadar üzen ve seçim sürecinde bu kadar geren bir konuda gerçekleri bilmek hakkımız.