Tehlike işaretleri

Artık haberlerde birinci sırada bile yer almıyor ama, Irak'ta son iki günde ölenlerin sayısı 300'ü geçti. Can kayıplarının çoğu, tam da kutsal Muharrem ayının...

Artık haberlerde birinci sırada bile yer almıyor ama, Irak'ta son iki günde ölenlerin sayısı 300'ü geçti. Can kayıplarının çoğu, tam da kutsal Muharrem ayının, kutsal Aşure günü, Şiilerin en kutsal mekânı Necef ve civarındaki ABD askeri operasyonları sonucu gerçekleşti. ABD Başkanı George Bush, Kongre'yi Irak'a yeni birlikler göndermek için ikna etmeye çalışıyor. Aynı zamanda, hem Sünni, hem Şii Arap direnişçilerin terör eylemleriyle, özellikle Bağdat'ta başa çıkabilmek için kuzeydeki Kürtlerden askeri destek alıyor. ABD işgal kuvvetlerinin ülkedeki tek yerli işbirlikçisi olan kuzeydeki Kürtlerin başındaki Mesud Barzani, iki tugay peşmergeyi Bağdat'taki direnişçileri bastırmaya tahsis ederken, Araplarla Kürtler arasında uzun sürecek bir husumeti başlattığının farkında değil. Onun dikkati şu anda Kerkük'te (Irak'taki Sünni ve Şiilerin, bütün bölge ülkelerinin ve hatta ABD Senatosu'nun güçlü ismi John McCain) "ertelemeli" uyarılarına karşın 2007 sonunda referanduma gitmek ve kendi deyişiyle 'Kerkük'ü Kürtlerin Kudüs'ü' yapmak.
ABD yönetiminin, Türkiye'ye verdiği sözlere karşın hem PKK ile mücadele, hem de Kerkük konusunda Barzani'nin isteklerine boyun eğmesi, Barzani'yi yeni taleplere cesaretlendiriyor.
Bunlar arasında Bağdat hükümetini Türk şirketlerinin Kürdistan Bölgesel Yönetimi sınırlarında petrol işleriyle uğraşmak için yönetimden ayrıca
izin alması gerektiği açıklamasına ikna etmek de vardı. Bunun üzerine Türkiye Habur kapısından petrol ürünleri geçişini durdurdu.
Irak'taki Kürt varlığı üzerine yaşanan gerilim Türk iç poltikasını iki yönden etkiliyor. 1- Kürt sorununa demokratik yollardan çözüm arayışlarını olumsuz etkiliyor, 2- Seçim yılında iktidar ve muhalefet partilerindeki tepkisel-milliyetçi söylemin artmasına neden oluyor.
Türk iç politikasını etkileyen yalnızca Irak değil; ufukta yükselen İran sorunu da var.
ABD'nin çıkması için bastırdığı Birleşmiş Milletler yaptırımlarının,
İran'ı nükleer programından vazgeçireceğine Ankara pek ihtimal vermiyor. Ankara'da ayrıca İran'ın eninde sonunda nükleer silaha sahip olacağı kabullenişi de var.
Dün Ankara'da iki Amerikan düşünce kuruluşu, German Marshall Funda ve CSIS'in ortaklaşa düzenlediği 'İran'ın Nükleerizasyonu ve Bölgesel Güvenlik Dinamikleri' başlıklı toplantıda konuşan Türk düşünce kuruluşu TEPAV'ın terörizm uzmanı Nihat Ali Özcan, Türkiye'nin İran'a karşı açıktan cephe alması durumunda ekonomik, siyasi ve güvenlik açılarından kötü etkileneceğini, sonunda ABD bölgeden çekildiğinde bin yıllık komşusu, ama bu kez nükleer silah sahibi bir İran'la baş başa kalacağını söyledi. Bir diğer düşünce kuruluşu ASAM'ın başkanı emekli Büyükelçi Faruk Loğoğlu ise, İran'ın nükleer silaha sahip olduğu gün Türk hükümetinin İran'la ilişkileri normalleştirme arayışına girmesi ve aynı zamanda stratejik tehdide karşı NATO koruması talep etmesi gerektiğini söyledi. Loğoğlu, CSIS uzmanı Alex Lennon ABD'deki Sünni Arap ülkeleriyle İsrail'i aynı safta toplama niyetlerinden söz edince, "Sakın bunu yapmayın. Ortadoğu'da mezhep ayrılığı siyaseti daha fazla kan döker" dedi.
Mezhep kutuplaşması, 1970'lerin ikinci yarısında Türkiye'de önce futbol sahalarında kendisini göstermişti. Malatyaspor-Kayserispor maçındaki kanlı
olaylar, daha sonra Sivas, Çorum ve nihayet sıkıyönetim ve 12 Eylül 1980 askeri darbesine giden süreçte kanlı Kahramanmaraş olaylarına yol açmıştı.
Bugün mezhep kutuplaşmasıyla birlikte etnik kutuplaşmanın da başgösterdiğini tartışmamız gerekiyor. 19 Ocak günü öldürülen Hrant Dink'in Malatya doğumlu olması nedeniyle önceki gün oynanan Malatyaspor-Elazığspor maçında, Elazığ taraftarlarının 'Ermeni Malatya' diye bağırması, onların 'PKK dışarı' diye karşılık vermesi, Trabzonspor maçında bir grup seyircin, şehri sahiplenmek adına Dink'in katilinin beresinden edinip giymeleri vahim gelişmeler. Türkiye'nin AB tarafından dışlanması, PKK konusunda yeterince yardım görememesi gibi nedenlerle zaten tepkisel-milliyetçi eğilimler güç kazanırken, bu tür olyları tehlike işareti olarak algılamak gerekiyor.
1960'lardan itibaren Türkiye'deki siyasi cinayetlerle Ortadoğu (moda deyimle Genişletilmiş Ortadoğu) bölgesindeki siyasi sıkışmalar birbirini takip eden gelişmeler olmuştur. Bu kez tehlikeli işaretleri doğru okuyup, benzeri gelişmeleri önlemek hükümetin ve Meclis'in öncelikli işi olmalı.