Temiz Eller ve Ergenekon

Başbakan Erdoğan aksini söylese de İtalya?daki Temiz Eller ile Ergenekon birbirinden farklı

Başbakan Tayyip Erdoğan son dönemde bir temayı sık sık kullanıyor konuşmalarında. İtalya’daki Temiz Eller soruşturmasını destekleyen, ancak Ergenekon soruşturmasını eleştiren kesimleri kınıyor, hatta inceden alaya alıyor.
Duyunca kulağa hoş gelen bir benzetme, ama gerçek farklı. 
Temiz Eller konusuna girmeden değinmek gereken bir nokta var. Başbakan bu benzetmeyi neden yapıyor?
Bir suç soruşturması olan Ergenekon’un ‘temizlerle kirlileri aynı kazanda yıkıyor’ izlenimi veren yöntemi nedeniyle siyasallaştırıldığını söyleyenlerin boş konuştuğunu vurgulamak için mi?
Yoksa İtalya’da da işlerin zamanında böyle yürüdüğünü vurgulamak için mi?
Her iki durumda da Başbakan’ın örnek verdiği İtalya’daki soruşturmanın ne olduğunu ve hangi koşullarda yürütüldüğünü hatırlamamız gerekiyor.
İtalyan savcı Antonio Di Pietro’nun 17 Şubat 1992’de Sosyalist Parti üyesi Mario Chiesa’yı tutuklamasıyla başladığında, soruşturmanın adı henüz Mani Pulite-Temiz Eller değildi. Soruşturmanın adı o aşamada Tangentopoli-Rüşvet Şehri idi. Rüşvet şehri Milano idi. Kısa sürede de olayın ve SP üyesi politikacı ile, ne SP ile, ne de Milano ile sınırlı olduğu
anlaşıldı. İşin içinde Hıristiyan Demokrat partiden, Parlamento ve Bakanlar Kurulu üyelerine dek uzanan bir ilişkiler ağı vardı. Siyasetçiler, yargıçlar ve bürokratlar rüşvet ve komisyonla iş yapar hale gelmişlerdi. Aralarında İtalyan otomotiv devi Fiat, enerji şirketi ‘Eni’ ve Silvio Berlusconi’nin Fininvest şirketinin bulunduğu gruplar, ortak bir havuzda para toplar ve bunu hangi partiden olduğuna bakmadan siyasetçi, yargıçlar arasında buldukları çürük elmalara hizmet karşılığı dağıtır olmuşlardı. Tutuklananlar, ceza alanlar arasında (içerideyken intihar eden) Eni Başkanı Gabriele Cagliari’den Berlusconi’nin kardeşi Paolo‘ya, Milano yargıçlarından Diego Curto’da 80 polis memuru ve 300 şirket yöneticisi vardı.
Soruşturma Roma’ya, Kilise’ye, Masonik ve diğer özel ilişkilerin getirdiği bağlara uzandığında artık topyekûn bir temizlik niteliğine ve Temiz Eller adına kavuşmuştu.  
Güzel de, temiz savcıların bu operasyona kalkışmasına, BaşbakanArnaldo Forlani’yi, SP lideri Bettino Craxi’yi, Adalet Bakanı Alfredo Biondi’yi sorgulamasına izin veren çok önemli iki imkânı vardı elinde:
1- Tam yetkiyle çalışıyordu. Yani savcılık yetkisi il sınırlarıyla veya Bakanlık otoritesiyle sınırlı değildi.
2- İtalya’da siyasetçilerin (görüşlerini ifade etme dışında) dokunulmazlıkları yoktu.
3- Bürokratların soruşturulması da izne tabi değildi.
Bunların hangisi Türkiye’de var? Bunların hangisinin Türkiye’de olması için çaba var?
Hükümet çevrelerinin pek haz etmediği emekli Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu, Türkiye Cumhuriyet Başsavcılığı’nı özellikle de çete, terörizm ve kaçakçılık suçlarıyla etkin mücadele için ortaya attığında, koalisyon ortakları Bülent Ecevit (DSP), Devlet Bahçeli (MHP) ve Mesut Yılmaz (ANAP) tarafından şahsen desteklendiği halde hangi gizli eller tarafından geri çevrildi. Kanadoğlu aynı öneriyi görevinin son döneminde Başbakan Abdullah Gül’e (AK Parti) sunup onayını almış olmasına rağmen neden gerçekleştiremedi?
Bir Türkiye Başsavcılığı olsaydı, bugün hükümet ‘Elde bilgi var ama, cesur savcı yok’ diye lafı yaydıktan sonra savcı Zekeriya Öz’ün gözü karalığına sevinip, sonra ‘usûl hatasını’ Cumhurbaşkanı açıklamasıyla saptanan Öz’e nasıl sahip çıkacağını şaşırır mıydı? Davaya deneyimli savcı takviyesi talebini Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek ağzından ‘kuşatma girişimi’ olarak görüp, Hâkimler Savcılar Yüksek Kurulu’nu baskılamaya çalışır mıydı?
Dokunulmazlıkların kaldırılması son dönemdeki her AB İlerleme Raporu’nun yolsuzluklar bahsinde ilk cümlede yazılmıyor mu?
Kaldı ki Temiz Eller ne yazık ki beklenen temizliği de getirmiş değil. Başbakan’ın Ceyhan’da rafineri için Rus lider Vladimir Putin ile birlikte söz verdiği (ENİ dolayımıyla) Berlusconi, en büyük düşmanı saydığı dokunulabilirliğin önüne geçmek için 2004’te Meclis’ten geçirdiği kanun İtalyan Anayasa Mahkemesi’nden döndü gerçi. Ama Berlusconi, elindeki dünyada bir örneği daha olmayan medya gücü sayesinde yolsuzlukla uğraşan her savcıya dünyayı dar ediyor şimdi. En son Di
Pietro’yu yolda eşi dışında bir hanımla ‘yakalandığı’ için gözden düşürmek için her şeyi yaptı. Başardı da.
Kulağınıza hoş gelen her duyduğunuz gerçeği yansıtmayabilir.