Terörle mücadele ve özgürlükler arasında denge kurulmalı

Türkiye'de halkın büyük çoğunluğu terörle mücadelenin gerekliliğini kabul ediyor, ama terörle mücadeleyle basın özgürlüğü ve barışçı gösteri ve yürüyüş hakkı gibi temel hak ve özgürlüklerin korunması arasında da bir denge korunması gerekiyor.

Terzi yanında çalışarak okumuş, yükselmiş, savcı olmuş.

Son talimatlarından birisi Gezi protestoları sırasında gaz bombasıyla bir göstericinin gözünü kaybetmesine yol açan polis memurunun kim olduğunun ortaya çıkarılması olmuş, İsmail Saymaz yazdı.

Berkin Elvan’ın ölümüne sebebiyet verdiği öne sürülen üç polis memurunun ifadesinin alınmasını isteyen de o olmuş.

Demek ki adaleti sağlama peşinde olan, haktan yana bir savcıydı Mehmet Selim Kiraz bir terör saldırısına kurban gitmeden önce.

Dün İstanbul Adliyesi’nde meslektaşları onu gözyaşlarıyla uğurladı, babası Eyüp Camii’nde vakar içinde durdu.

Savcı Mehmet Selim Kiraz’ın katledilmesiyle sonuçlanan saldırı toplumun geniş kesimlerinde büyük üzüntü ve tepkiye neden oldu.

***

Ne yandan bakarsanız bakın topluma dehşet duygusu salmak dışında bir amacı olmayan bir terör eylemidir DHKP-C militanlarınca yapılan.

Berkin’in babası Sami Elvan nasıl da çırpındı Savcı Kiraz’ın hayatını kurtarabilmek için. İstanbul Barosu Başkanı Ümit Kocasakal son dakikaya kadar ikna etmeye çalıştı militanları kan dökülmeden eylemin sonuçlanması için.

DHKP-C militanının ağzını bantla kapattığı savcının şakağına dayadığı silahla dağıtılan pozu ile IŞİD militanının bıçağını elleri zincirli esirinin boğazına dayadığı pozu arasında fark yoktu çünkü.

Olmadı. Kurtarılamadı.

***

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan saldırının Türkiye’ye kurulan bir tuzak olduğunu söyledi.

Başbakan Ahmet Davutoğlu, muhalefet partilerini gerekli “beraberlik ruhunu” sergilememekle eleştirdi.

Davutoğlu’nun verdiği bir bilgi de eylem sırasında “teröristlerin yurt dışı ile konuştuğu” idi; bu izi sürecekler, arkasında ne olduğunu bulacaklardı.

***

Aslında saldırıyı hükümet gibi şiddetle kınayan muhalefet partileri ise bazı sorular soruyordu.

Saldırganlar gayet iyi korunduğu varsayılan İstanbul Adliyesi’ne nasıl girmiş, tabanca(larıyla) nasıl Kiraz’ın altıncı kattaki odasına rahatlıkla çıkabilmişlerdi? Acaba tam o saatte yaşanan büyük elektrik kesintisi bir güvenlik zaafına mı yol açmıştı? Acaba güvenlik güçleri savcının hayatını kurtarmak için ne gerekiyorsa yapmış mıydı? Savcı şehit edilmişken Erdoğan ve Davutoğlu hangi operasyon başarısından söz ediyordu?

Bir de avukatlar ve avukat cübbesi meselesi vardı.

***

Saldırganların binaya avukat cübbesi sayesinde girebildiklerini ilk söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan olmuştu.

Kaynaklar, gerçekten biri hukuk fakültesi öğrencisi olan militanların ellerinde cübbeyle (ve sahte olduğu bildirilen) kimliklerini göstererek girdiklerini söylüyor.

Bu nedenle avukatların üzerleri aranmadan adli binalara girişi sanki bu tür saldırıların nedeni olarak gösteriliyor.

***
Kocasakal açıkladı: Avukatların özel şifreli kimlik kartları var, sahtesini yapmak çok zormuş, onları okutup giriyorlardı.

Oysa burası Türkiye ve yoğun saatlerde özel güvenlikçiler o kadar da titiz davranmadan kenardan geçiriyorlarmış uzaktan kimlik gösteren, piyasada 30 liraya bulunabilen cübbe taşıyanları.

Şu an sırası mı demeyin lütfen, sırası: İki önlem var hemen alınması gereken:

1- Adliye güvenliği özel şirketlerden alınıp yeniden polise devredilmeli,

2- Binalara girişte üst araması yapılacaksa, ki yapılmalı, bu sadece avukatları değil, yargıç ve savcıları da kapsamalı.

***

Davutoğlu seçime kadar yeni saldırılar olabilir endişesini dile getirdi ve nitekim dün de İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne bir saldırı yapıldı.

Neredeyse birilerinin ülkede seçim öncesi fiili sıkıyönetim istediği için bu tür terör eylemlerine mi kalkıştığı sorusu akla takılıyor.

Hükümetse bu saldırılardan İç Güvenlik Yasası’na haklı çıkardığı sonucuna varıyor.

***

Başbakan Davutoğlu’nun artık izinsiz gösterilere müsamaha gösterilmeyeceği açıklaması bunun son örneği.

Adliye basıp, savcı rehin alıp öldürmek gibi bir terör eylemiyle gösteri ve yürüyüşlerin ne ilgisi var diye sorabilirsiniz. Hükümete göre var.

O gösterilerde de yüzlerini atkıyla, poşuyla kapatanlar ile savcı Kiraz’ın alnına silah dayayan militanın yüzünü örgüt bayrağıyla kapatanlar neredeyse eşit tutuluyor.

Partilerin seçim mitinglerine karışmış kışkırtıcı ajanların, ya da demokratik işleyişten çıkarı olmayan grupların ortalığı nasıl karıştırabileceği, hükümetin bu durumda propaganda mitinglerine müdahale edip edemeyeceği soruları şimdiden kulislerde sorulur oldu.

Yine Davutoğlu, dün savcı Kiraz’ın rehin alınmış haldeyken fotoğrafını yayınlayan gazetelerin (ki Doğan Gurubu bu konuda özeleştiri yapma erdemini gösterdi) muhabirlerini Eyüp Camii’ndeki cenaze törenine alınmaması talimatını kendisinin verdiğini söyledi.

***

Şu saptamayı yapmak gerekiyor: Türkiye’de halkın büyük çoğunluğu terörle mücadelenin gerekliliğini kabul ediyor, ama terörle mücadeleyle basın özgürlüğü ve barışçı gösteri ve yürüyüş hakkı gibi temel hak ve özgürlüklerin korunması arasında da bir denge korunması gerekiyor.

Demokratik sistemde kişilerin güvenliği gibi hak ve özgürlüklerini koruma, iktidarını korur gibi muhalefetin söz hürriyetini koruma görevi ise seçilmiş hükümetlere düşüyor.