Başbakan Erdoğan, Genelkurmay Başkanı Büyükanıt'la terör toplantısına girmeden önce samimi bir itirafta bulunuyordu. İtiraf, PKK ile mücadele, Irak ve dolaylı olarak ABD konusunun Erdoğan'a 'yönetim sıkıntısı' getirdiğidir.
'Yargı, asker, sermaye ve bunları kalkan eden muhalefet'çe mağdur edilmiş Başbakan teması, belki de Erdoğan'ın 'en güçlü' olduğunu düşündüğü seçim silahı niteliğinde..." />
Başbakan Erdoğan, Genelkurmay Başkanı Büyükanıt'la terör toplantısına girmeden önce samimi bir itirafta bulunuyordu. İtiraf, PKK ile mücadele, Irak ve dolaylı olarak ABD konusunun Erdoğan'a 'yönetim sıkıntısı' getirdiğidir.
'Yargı, asker, sermaye ve bunları kalkan eden muhalefet'çe mağdur edilmiş Başbakan teması, belki de Erdoğan'ın 'en güçlü' olduğunu düşündüğü seçim silahı niteliğinde..." /> Toplantı öncesi samimi itiraf - MURAT YETKİN - Radikal

Toplantı öncesi samimi itiraf

<br><img src="/veriler/2007/06/13/100.gif" width="120" height="13" alt="" align="left"></br><b>Başbakan </b>Erdoğan, Genelkurmay Başkanı Büyükanıt'la terör toplantısına girmeden önce samimi bir itirafta bulunuyordu. İtiraf, PKK ile mücadele, Irak ve dolaylı olarak ABD konusunun Erdoğan'a 'yönetim sıkıntısı' getirdiğidir.</br><b>'Yargı, </b>asker, sermaye ve bunları kalkan eden muhalefet'çe mağdur edilmiş Başbakan teması, belki de Erdoğan'ın 'en güçlü' olduğunu düşündüğü seçim silahı niteliğinde...

Başbakan Tayyip Erdoğan gibi alttan almayı sevmeyen bir siyasetçinin, içinde bulunduğu yönetim sıkıntısını, böyle bir zamanda açık etmesi kolay değildir. Erdoğan dün bunu yaptı. Hem de askerlerle kritik bir toplantıya girmeden birkaç saat önce.
AK Parti'nin Söğütözü semtinde, CHP'nin yeni genel merkezine birkaç yüz metre mesafedeki yeni genel merkez binasının yemek salonlarından birindeydik. Başbakan az önce, haberlerde izlediğiniz, okuduğunuz o 'İçerideki 5 bini bitirdik, Irak'taki 500'e mi geldik' mealindeki açıklamasını yapmıştı.
Irak'a bir sınır ötesi harekât zaten son ihtimaldi. Erdoğan bunu diyerek zaten birkaç saat sonra Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt ve maiyetiyle yapacağı toplantıya, kafasında sınır ötesi harekâta da başvurulacabileceği fikri olmadan girdiğini de ilan etmiş oluyordu. (Bu belki de aynı saatlerde ABD'den gelen 'Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice yanlış yansıtıldı. Sınırda tek taraflı bir harekât kimseye yarar sağamaz' mesajına, 'Zaten isteyen hükümet kanadı değil ki' iması da gönderiyordu. Öğleden sonra PKK'nın tamamen batı kamuoyunu yanıltmaya dönük olduğu belli yeni bir sözümona ateşkes ilan etmesi de güvenlik zirvesi öncesi ilginç bir gelişme oldu. Ama daha önce, içerideki teröristlerle mücadelede başarılı olamadığını, hükümeti dört yıldır yöneten kişi olarak söylüyordu.
Başbakan'a bu sözlerin acaba güvenlik güçlerine yönelik bir ihmal suçlaması mı olduğunu sorduk. "İhmal yok" dedi. Güvenlik kuvvetleri 'dağlarda, şehirlerde' mücadeleye devam ediyorlardı. Az önce, seçim döneminde operasyon konusunu öne çıkarmanın demokrasiye zarar vereceği sözlerinden, 22 Temmuz'a dek Irak'a sınır ötesi operasyon yapılmayacağı yorumunu çıkarmak da yanlış olurdu. "Yapılması gerekiyorsa yapılır. Bu da davul zurna ile duyurulmaz" diye vurguladı. Ekledi:
PKK saldırıları ve Irak'a operasyon konusunu "devamlı olarak gündemimizde abartılı şekilde vermenin, yönetim açısından sıkıntı yarattığını da ifade etmem lazım" dedi.
Samimi itiraf, PKK ile mücadele, Irak ve dolaylı olarak ABD konusunun Erdoğan'a 'yönetim sıkıntısı' getirdiğidir.
Şehit cenazelerinde hükümet aleyhine atılan sloganların ne kadar rahatsızlık getirdiğini zaten son bir saat boyunca birkaç kez tekrarlamıştı Erdoğan. Rahatsızlık, cenazelere katılanların polis videolarıyla tespit edilip, haklarında işlem yapılması boyutuna tırmanmıştı. Bu beyanın, özellikle siyasi muhalifleri cenazelere katılıp hükümet aleyhine slogan atmaya belki de teşvik edeceğini dikkate almadan (ya da alarak), Erdoğan, "Partimizi de bunun içine çekmek istiyorlar, ama çekemeyecekler" diyordu.
Başbakan'ın dün TÜSİAD Başkanı Arzuhan Doğan Yalçındağ'ın, ülke güvenliği için gerekirse ekonomik kaygıların ikinci planda kalacağı beyanını da yanlış bulduğunu söyledi. İkisinden biri tercih edilemezdi.
Bunları alt alta sıralayınca, Erdoğan'ın acaba 22 Temmuz seçimlerine giderken propaganda kampanyasını 'iktidardayken mağduriyet' temeline mi oturtmak istediği doğrusu akla geliyor. Yargı, asker, sermaye ve bunları kendisine kalkan eden muhalefet tarafından mağdur edilmiş halkın başbakanı teması, belki de Erdoğan'ın en güçlü olduğunu düşündüğü seçim silahı olacak.
Erdoğan seçim konusunda kendisine o kadar güveniyor ki zaten, 22 Temmuz'da Meclis'e iki parti katılması durumunda, 367 sınırını aşacaklarına inanıyor. (AK Parti ve CHP'yi sayıyor, DTP'nin bağımsız seçilerek grup oluşturma ihtimalini de hesaba katarak iki parti diyor.) Yani bu durumda, referanduma ihtiyaç kalmadan, istedikleri cumhurbaşkanını, mevcut durumda Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ü seçebileceklerini ima ediyor.
Bu güçlü bir iddia. Ancak Başbakan'ın dile getirdiği 'yönetim sıkıntısını' ortadan kaldırmıyor. Peki bu yönetim sıkıntısının hafiflemesi için Başbakan kimden yardım bekliyor? Dün yaklaşık iki saat süren konuşmalarımız boyunca, yanlış saymadıysam dört kez tekrarladı: Medyadan yardım bekliyor. Başbakan'a göre şehit cenazelerinde atılan hükümet aleyhtarı sloganlardan, PKK eylemlerinin etkisine dek konuların öne çıkarılmaması gerekiyor.
Son olarak bir ayrıntı. AK Parti binasının bugünkü resmi açılışı, 'mevcut şartlar göz önüne alınarak' şenlik gibi değil, sade bir törenle yapılacakmış. CHP de aynı gerekçeyle konser-mitingler fikrinden vazgeçmiş. Bu gerçekten olağanüstü, olağandışı bir seçim dönemi.