Trabzon dosyası

Rahip Santoro'nun 5 Şubat 2006'da Trabzon'da öldürülüşünün üzerine yeterince gidilmiş olsaydı, 19 Ocak 2007'de Hrant Dink'in öldürülmesi önlenebilir miydi?

Rahip Santoro'nun 5 Şubat 2006'da Trabzon'da öldürülüşünün üzerine yeterince gidilmiş olsaydı, 19 Ocak 2007'de Hrant Dink'in öldürülmesi önlenebilir miydi? Tarih farazi sorular üzerine kurulmuyor. Yine de bazı sorular sorulmalı.
Ortaya çıkan bilgiler, yazılanların aksine, geçen yılki cinayetin ardından Ankara'da, güvenlik birimlerinin girişimiyle kapsamlı bir Trabzon dosyasının hazırlandığını gösteriyor. Dosya daha çok Trabzon'da TAYAD'lıları linç girişiminden McDonald's dükkânının bombalanmasına, Santoro'nun öldürülmesine dek varan şiddet atmosferinin köklerine yönelmiş. Ortaya çıkan bazı sonuçlar şöyle:
l Trabzon, dar bir kıyı şeridine sıkışmış, etnik açıdan çeşitlilik gösteren, kalabalık ve ekonomik kaynakları kısıtlı bir şehir. Tarihi bir liman olmasına karşın, şehirde gelişkin bir endüstri, limanda da ciddi gelir getiren düzeyde uluslararası ticaret yok.
l Trabzon'da yeni istihdam alanı açan yatırım yok. İşsiz ve nitelikli eğitime sahip olmayan nüfus hızla artıyor. İşsizlik her yaştan Trabzonlunun sorunu. Bu durum fakir aile yapılarını çökertiyor.
l Trabzonspor'un başarıları, şehirde futbolu neredeyse ikinci bir din haline getirmiş ve kulüpte yetişen gençler yıldızlaşmıştı. Tranzonspor'un gerilemesi, şehirdeki bu önemli endüstriyi de vurdu. Sönen umutlar sahaları boşalttı, internet kafeleri doldurdu.
l Trabzon, PKK ile mücadelede en fazla şehit veren illerin başında geliyor. Her şehit cenazesi, ahalideki tepkiyi iki yönlü artırıyor. Birincisi, PKK'ya duyulan tepki, ikincisi sosyal ve ekonomik konularda açığa çıkmamış tepkinin cenazelerde 'yüksek dozda' milliyetçi söylem olarak dışavurulması.

  • Bu ortamdan en fazla yararlanan kesimlerin başında radikal sağ örgütlenmeler ile mafya geliyor. Çalışmayı yürütenler, bu çerçevede Sedat Peker adını özellikle anıyorlar. Futbol-mafya ve gizli radikal sağ örgütlenmeler bir şekilde temasta. Bölgedeki silah kültürü, bu sarmalı besliyor.
  • Televizyonlarda mafya davranış biçimini devleti koruma adına bireysel (ve durumdan vazife çıkarıcı) şiddet kullanımını özendiren diziler tabloyu tamamlıyor. Biz zamanlar Ali Kemal gibi forvet, Şenol gibi kaleci olmaya özenen gençler, Sedat Peker gibi 'sözünü dinleten' bir abi, Polat Alemdar gibi güya devleti kurtarmak için öldürüp mahkemede yakayı sıyırabilen bir 'efsane' olmaya özeniyor.
    Dink'i vuran Ogün Samast'ın Yasin Hayal abisi, bu ortamın ürünü. Peki Hayal, McDonald's bombalaması ardından tahliye edilirken "Efsane dönecek" sloganıyla yeni eylemlerini haber verdikten sonra Trabzon polisince hiç izlenmemiş mi? Gençleri onar onar ormanda komando eğitimine götürürken polisin, jandarmanın dikkatini hiç çekmemiş mi? Bu güvenlik anlayışı da aynı ortamın ürünü sayılmalı.
    Hayal'in de, üniversitede ve sağcı örgütlerde bazı abileri olduğu anlaşılıyor. Peki onların abileri kimler? Bu soruları sormadıkça, Trabzon'dan, Batman'dan, ya da diyelim Antalya'dan çıkan başka cahil delikanlılar, ülkenin başka aydınlarının canlarını yakmaya, ülkeyi karanlıklara sürükleme çabalarının korkunç maşaları olmaya devam edecek.
    Hrant Dink, Uğur Mumcu, anayasal vatandaşlık
    Hrant Dink dün toprağa verildi. Bugün Uğur Mumcu cinayetinin 14'üncü yılını idrak ediyoruz. Üzüntümüz her aydın cinayetiyle artıyor.
    Bolu Tüneli'nin henüz tamamlanmamış yarısını açmak gerekçesiyle Dink cenazesine katılmayan Başbakan Erdoğan'ın bugün Ermeni Patriği Mesrob II'yi ziyaret edip başsağlığı dileyeceğini öğreniyoruz. Erdoğan'ın Dink'in eşi Rakel hanıma taziyede bulunacağına ilişkin bilgi yok.
    Etse de etmese de, bu tutum örneğin merhum Mumcu'nun katli ardından başbakanın, ya da ana muhalefet liderinin örneğin Diyanet İşleri Başkanlığı'nı ziyaret edip taziyede bulunmasına benzemiyor mu? Dinsel, ya da etnik kimlikler üzerinden siyaset yapmadan birleştirici olmanın yolu anayasal vatandaşlık ilkesini yeniden tanımlamaktan geçmiyor mu acaba? Zamanında Süleyman Demirel'in açtığı bu konuyu yeniden gündeme almak gerekmiyor mu?