Türk-Amerikan ilişkilerinde fırtına öncesi sessizliği mi?

Günlük işleyiş istihbaratçılar, diplomatlar, askerler tarafından yürütülüyor. Ama siyasi ilişkiler "uzun vadeli gerilim" altında. Sessizlik ya fırtınaya işaret ediyor, ya da daha kötüsü, daha derin bir sessizliğe.

Yetkililerden açıklama istediğiniz zaman alacağınız yanıt arada hiçbir sorunun bulunmadığı olacaktır.

Gerçekten de iş günlük ihtiyaçların giderilmesine geldiğinde sorun yok gibi görünüyor. Her iki tarafın diplomatları, istihbaratçıları askerleri devreye giriyor, kurumdan kuruma ilişkilerle bürokratik düzeyde sorunlar çözülüyor.

Zaten Türk Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Hulusi Akar’ın geçenlerde Amerikan Savunma Bakanlığı'ndan Liyakat Lejyonu madalyası almış olması bile tek başına ilişkilerin o düzeyde iyi işlediğine kanıt sayılabilir.

Bu yönüyle Türkiye-ABD ilişkileri adeta Soğuk Savaş günlerine dönmüşe benziyor ama yüksek siyasetin hâkimiyetinin öne çıktığı AK Parti’nin daha önceki dönemlerindeki duruma pek benzemiyor.

Sona bırakmayıp baştan söyleyelim, siyasetin bürokrasiye ne yapması gerektiğini söylediği günlerden, bürokrasinin siyasi ilişkilerdeki kopukluğu, ya da düzensizliği tamir ettiği, köprülediği dönemlere dönmüş gibiyiz.

Çünkü diplomatların, istihbaratçıların, askerlerin çabası, örneğin Türkiye’nin AB İşleri Bakanı (ve emekli büyükelçi) Volkan Bozkır’ın geçenlerde Washington’da düzeyine uygun bir siyasi randevu almasına yetmedi mesela.

***

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile ABD Başkanı Barack Obama arasında kamuoyuna duyurulan son telefon konuşması 19 Ekim (Washington saati ile 18 Ekim) 2014’te yapıldı.

Obama o konuşmada Erdoğan’a ertesi gün Kobani’de Irak ve Şam İslam Devleti (IŞİD) örgütüne direnen PYD (ve PKK) güçlerine destek olmak üzere havadan ABD askeri yardımı indireceklerini duyurdu. Bunu Erdoğan’ın ısrarlı “IŞİD’e de, Esad’a da karşı olalım” demeçlerine rağmen yaptı.

Aynı şekilde Irak’taki Kürdistan Bölgesel Yönetimi savaşçılarının (2003 yılında Amerikan askerlerinin kullanmasına izin verilmeyen şekilde) Türk topraklarını kullanarak Kobani’ye gitmesi de o konuşmadan sonra mümkün oldu. Neticede Amerikan desteğinin de yardımıyla IŞİD Kobani’den geri çekilmek zorunda kaldı. “Biji Obama” sloganının altında bu var.

***

O tarihten bu yana belki (olduysa) başsağlığı, tebrik, geçmiş olsun türünden nezaket görüşmeleri dışında kamuoyuna duyurulmuş üst düzey siyasi görüşme olmadı Ankara ve Washington arasında.

Ama çok sayıda tartışma, ya da atışma yaşandı. Bu söz düellolarının bir kısmı da bizzat Erdoğan’ın, bazen şahsen Obama’yı hedef alarak yaptığı çıkışlar nedeniyle oldu. Bunlar genellikle “Batının” Suriye’deki Esad, Mısır’daki Sisi yönetimleri, İsrail, İslamofobi gibi konulardaki “ikiyüzlü” olduğu söylemi üzerine kuruluydu.

Bunun son örneği, Obama’nın Oregon’da katledilen üç Müslüman gence tepki göstermemesi üzerine ABD’nin güney komşusu Meksika’dan yaptığı çıkış oldu. Obama, gerçi ertesi gün sert bir kınama yayınladı ama o arada Amerikan Dışişlerinden de Erdoğan’a sert bir cevap verdirdi.

***

Evet, günlük işleyişte, satıhta pek bir pürüz görünmüyor ama sathı biraz kazıdığınızda karşılaşacağınız “uzun vadeli gerginlik”, ya da “yorulma” gibi tanımlar olabiliyor.

Bu gerilimin ne kadar uzun vadeli olduğunu sorgulamaya başladığınızda ise işi Türkiye’nin NATO’ya üye olduğu 1952’ye kadar geriye götürebilirsiniz.

Ve bu gerilimin kaynağının Suriye, Mısır, İsrail, İslamofobi ya da radikal İslamcı terör örgütlerine karşı tutum gibi dönemsel konulardan çok “Rusya’yla ilişkiler” olduğunu da görebilirsiniz. Henüz bu konuda kimse demeç vermiyor, açıklamadan kaçınıyor ama sorun Türkiye’nin Ukrayna krizi konusunda Rusya’ya diğer bütün NATO ülkelerinden farklı tutum alması sanki asıl sorun kaynağı gibi duruyor.

***

Üstelik bu stratejik özellik taşıyan gerilimin yükü, Erdoğan ve Obama yönetimlerinin, üstelik “Yüzüncü yıl” gibi önemli bir dönemeçte Ermeni meselesiyle bir sınava doğru daha yaklaştığı bir dönemde su üzerine çıkma ihtimali taşıyor. Bu kez Türkiye’nin yanında bırakın artık Yahudi lobisini, Arap lobisi dahi bulunmuyor.

Bugünkü Hürriyet Daily News gazetesinde Burak Bekdil imzalı bir haberde, Türkiye’nin füzesavar füze sistemi ihalesini, ABD Kongresi’ndeki Ermeni lobisi hamleleri için en kritik tarih olan 24 Nisan sonrasına bıraktığı yazıyor.

Türk-Amerikan ilişkilerinde en üst düzeyde yaşanan sessizlik neye işaret ediyor? Yaklaşan bir fırtınaya mı, yoksa daha da kötüsü, daha derin bir sessizliğe mi?