Türk askeri Gazze?ye gitmesin

Ateşkes sağlanırsa Türkiye diplomatik gözlem gücünde yer almalı. Ama Türk askeri Gazze?deki barut fıçısına atılmamalı.

Balkan Harbi’nin yaraları sarılmadan Birinci Cihan Harbi patlamıştı. Kasapoğlu Mehmet Kadri, Balkan Harbi’nin çıkıp Bulgar ve Rus orduları Türkiye’ye karşı hareketlendiği haberini Bulgar ordusunun genç bir mensubu olarak, Sivastapol’e yapılan bir okul gezisinde almıştı.
Kendisi gibi Bulgaristan Türkü bir arkadaşıyla firar edip bir yük gemisiyle İstanbul’a kaçtı. Ama Harp bir felaketle sonuçlanmış, Edirne düşmüş, Osmanlı ağır şartları kabul etmek zorunda kalmıştı. Kadri yakalanıp iade edildi. Ceza aldı.
Birinci Cihan Harbi çıkınca ikinci kez Türkiye’ye kaçtı. James Bond romanlarını aratmayacak maceralarla, mesela sınırı tren vagonunun altına tutunup geçerek İstanbul’a vardı. Hemen Osmanlı ordusuna gönüllü yazıldı. Genç bir zabit olarak gönderildiği yer, Hasan Cemal’in dedesi Cemal Paşa’nın komutası altındaki güney cephesi ordularının çarpıştığı Filistin cephesiydi.
Çocukluğumun en canlı anıları arasında Kadri dedemin beni dizine oturtup anlattığı Gazze ve Yafa çatışmaları vardır: İngilizlerin mitralyözü tarıyor, bizimkilerin elinde çakaralmaza koyup atacak kurşun yok. İkmal yollarını Arap milliyetçileri kesmiş, yiyecek ekmek, içecek su yok. Deve idrarlarını tülbentten süzüp içiyorlar. Ya da portakal bahçelerinde kıstırılmışlar. Aralarından biri ayağa kalkıp İngilizlere bir kurşun atıp, vurulmamayı başarırsa yine tam siper yatıyor. Amaç; İngiliz makinalı tüfekle ateş açsın da ağaçtan dökülen portakalları yiyebilsinler, başka yiyecek kalmamış. Güney cephesinden ricat, sonraki durak Doğu cephesi ve gazilik.
Kızımın bir başka büyük dedesi de Kadir Gecesi doğmuş ki; onun adı da Kadir. Seferberlik ilan olununca Osmanlı baktı ki, askerlik cağında kimse kalmamış. İdadi son sınıftaki Kadir, Orta Anadolu’dan devşirilen ‘Vay Anam Kurası Taburları’ ile Arabistan topraklarına sevk olundu. (Daha sonra Yaşar Kemal’le gün ışığına çıktı: Onbeş onaltı yaşındaki çocuklar asker alınırken ‘Vay anam vay’ diye ağlaşarak giderlermiş. ‘Hey onbeşli onbeşli’ türküsü de böyle devşirilip Çanakkale’den Yemen’e gazaya gönderilen çocuk yaştaki gençleri anlatır.) Öncü birliklerde savaşırken Kudüs yakınlarında Araplara esir düştü. Ağır eziyet çekti. İngilizlerin Araplardan devraldığı Türk esirlerle birlikte Hindistan’a nakledildi. İttihat ve Terakki iktidarının başındaki Enver Paşa, Hint Müslümanlarını ayaklandırmak hayaliyle Teşkilat-ı Mahsusacı Kuşçubaşı Eşref’e Hindistan’da gizli çalışma yaptırırken, Kadir Hindistan’ın Bellari kasabasındaki İngiliz esir kampında beriberi hastalığından ölmek üzereydi. Ama yaşadı. Kızımın bir diğer büyük dedesi sevk olunduğu Sarıkamış’tan dönemeyip geride gencecik bir dul ve üç çocuk bırakırken o iki yıl kadar sonra serbest bırakıldı. memlekete dönerken gemi Yemen’in Aden limanında durunca, sonra onu hayata bağlayacak sermaye olacak bir çuval kahve aldı. Cephede savaşanlara verilen kırmızı şeritli madalyasını çocukları ölümünden sonra alabildiler.
Bu yalnızca bizim ailemizdeki Arabistan öyküleri; çoğu ailenin benzeri öyküleri vardır.
Bugün Gazze’de bir insanlık felaketi yaşanıyor. İsrail hükümeti, hem bir seçim daha kazanmak, hem de ABD’nin yeni başkanı Barack Obama’nın 20 Ocak’ta görevi devralması ardından yeni bir müzakere pozisyonu kazanmak uğruna Gazze’de bir yok etme harekâtına girişti. Başta Hamas’ın kışkırtıcı saldırılarını hedef aldığı söylenen harekât, giderek sivilleri hedef alan bir katliama dönüştü.
Başbakan Tayyip Erdoğan, Gazze saldırıları karşısında takındığı tavırla dünyanın dikkatini çeken liderlerden biri oldu. Filistinlilere sahip çıktığı için Venezüella lideri Hugo Chavez ve Katar Emiri Hamad Al Tani ile birlikte Arap sokaklarında resmi taşınıyor. Filistinlilerin yaşama hakkını savunmak Hamas’ın avukatlığına soyunmak arasındaki çizgiyi kaçırdığı için eleştiriliyor, ama neticede bu da bir müzakere pozisyonu değil mi? Dünkü konuşmasında İsrail ile ilişkisini kesmesini isteyen muhalefete ‘Bekâra karı boşamak kolay’ dedi; gerçekten de İsrail ile ortak anlaşma ve projeler devam ediyor.
Erdoğan bir ateşkesin yakın olduğunu açıkladı dün. Ateşkes sonrası Türkiye’ye belki uluslararası denetim, belki barış gücü görevi verilmesi seçenekleri mevcut.
Ateşkesin gözlenmesinde Türkiye’nin siyasi-diplomatik görev alması doğru ve yerinde olur. Netice’de hem Hamas, hem İsrail, hem de El Fetih ile konuşabilen kaç siyasi aktör var?
Ancak Türkiye’nin Gazze’de askeri görev alması, Türk askerinin Filistin’e elinde silahla gitmesi yanlış olur. Gazze krizinin başında bir Mısır askeri sınırı geçmek isteyen Filistinliyi vurdu. Bir Türk askeri, velev ki üzerine silahla gelen bir Filistinli militana ateş açsa sonuçları ne olur düşünebilir miyiz bir an? Türkiye Gazze’deki barut fıçısına elinde ateşle girmemeli. Yemen Türküleri boşuna yazılmadı bu topraklarda.