Türk medyasının dışarıdan görünümü "alarm veriyor"

Erdoğan'ın Dündar'a ağır suçlamlarla yüklenmesinden bir kaç saat önce, okyanusun öte yakasında, ABD Başkenti Washington'da çok önemli bir kurumdan, çok önemli uyarılar geldi.

"Bedelini ağır ödeyecek, öyle bırakmam onu."

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan bu ağır ifadeyi, ismini açıkça vermeden gazeteci Can Dündar için kullandı.

Sebebi, Dündar'ın genel yayın yönetmeni olduğu Cumhuriyet gazetesinde, 2014 Ocak ayında Suriye'ye giderken durdurulan MİT'e ait kamyonların içindeki askeri malzemenin görüntülerini yayınlamış olması.

***

Gerek Erdoğan, gerek Başbakan Ahmet Davutoğlu, o malzemenin "Bayırbucak Türkmenlerinin kendilerini savunması" amacıyla gönderildiğini söylüyorlar şimdi.

Ve bu malzemelerin detaylarıyla yayınlanmasını da açıkça "casusluk" olarak suçluyorlar.

Erdoğan "hemen dava açtığını" söyledi, zaten daha önce de soruşturma başlatılmıştı.

Dündar da dün "Biz devlet memuru değiliz" diye karşılık verdi; "Gazeteciyiz".

***

Erdoğan'ın Dündar'a bu ağır suçlamayla yüklenmesinden bir kaç saat önce, okyanusun öte yakasında, ABD Başkenti Washington'da önemli bir toplantı yapılıyordu.

Washington'daki basın müzesi Newseum'daki basın özgürlüğü tablosu. Kırmızı renkteki ülkeler en kötüleri.

 

Dünya Gazete ve Haber Yayıncıları Birliği (WAN-IFRA) Yönetim Kurulu, 67'inci Dünya Medya Kongresi çerçevesinde yaptığı toplantı ardından Türk hükümetinin 7 Haziran seçimleri öncesi eleştirel medyaya karşı tutumuna dair "alarm" ibareli bir açıklama yayınladı.

***

Açıklamada Dündar'ın durumu belki de henüz vuku bulmadığından, duyulmadığından yer almıyordu ama başka üç konu yer alıyordu:

1- Etkili basın kuruluşu, "mesleki faaliyetinden dolayı" hapiste bulunan gazetecilerin de hemen serbest bırakılması çağrısında bulunuyordu. WAN-IFRA'ya göre "gazetecilerin anti-terör yasaları uyarınca hapsi, icra gücünün pervasızca istismarı" idi.

2- Ankara cumhuriyet savcılığının Zaman grubu televizyon istasyonlarının TÜRKSAT uydularından yararlanmaması için yaptığı başvuru, uluslararası kuruluşun endişesini dile getirdiği bir başka gelişme olmuştu.

3- WAN-IFRA Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Hürriyet gazetesini Mısır'ın seçilmiş ama askerlerce devrilmiş eski cumhurbaşkanı Muhammed Mursi'ye verilen ölüm cezasını haber yapışını kendisine karşı darbe iması olarak göstermesini de kınıyordu.

***

Hürriyet zaten bir süredir yine Erdoğan'ın hedefinde görünüyor. Geçenlerde bir AK Parti üyesi, Hürriyet Genel Yayın Yönetmeni Sedat Ergin aleyhinde, "terörizmi övdüğü" suçlamasıyla suç duyurusunda bulundu.

Ergin'e yapılan suçlamaya AK Parti içinden de pek inanan çıkmaz, ama o şikayet Demokles'in kılıcı gibi baş üzerinde sallanır.

***

Hükümete "Demokratik toplumun ön şartı medyasındaki çeşitliliktir" hatırlatmasını yapan WAN-IFRA ayrıca "Bir an önce çoğulcu seslerin varlığının medya için taşıdığı önem anlaşılmalı ve bunların bağımsız bilgi kaynaklarına erişimi sağlanmalıdır" çağrısında bulunuluyor.

Ama Türkiye'deki basın ve ifade özgürlüğüne dair yapılan bütün bu kınamalar, 7 Haziran seçimlerine doğru ne durumun düzelmesine yol açıyor ne de Türkiye'nin dış dünyada olumlu bir algıya neden oluyor.

Milliyet yazarı Aslı Aydıntaşbaş'ın basın özgürlüğüne dair bir yazı yazmasından sonraki günler içinde artık yazmaktan vaz geçtiğini açıklad, hiç de memnun olmayan bir tonda.

***

Bu örnekler birikiyor.

Erdoğan da, hükümet de bunlara şu ortamda aldırmıyor, hatta Batı'dan gelen eleştirileri bir tür popülist güce dönüştürüyor.

Ancak bu da sonsuz değil. Yapılması gereken, gelişmiş, özgürlükçü demokrasilerde olduğu üzere, basın ve ifade özgürlüğü önündeki engelleri kaldırmaktır. Bu olmadan ne bağımsız yargı layıkıyla işleyebilir, ne çoğulcu demokrasi.