Türkiye-ABD ilişkileri Ermeni sınavını bu defa geçebilecek mi?

Nisan yaklaştıkça Erdoğan ve Davutoğlu'nun lobiciliği filan bırakıp Türkiye'nin stratejik çıkarı kartını oynamaktan başka şansı kalmamış görünüyor. Bunun anlamı, ABD'nin Türkiye'den çok istediği bazı şeyleri, Ermeni karar tasarısının geri çevrilmesi için vermek olabilir.

Türk-Amerikan ilişkileri Ermeni meselesinde az badire atlatmadı.

Bunlardan yakın tarihlerde hatırladığımız en kötüsü 2007 yılındaydı.

“Ermeni soykırım tasarısı” Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi’nde oylanınca, hükümet Washington Büyükelçisi'ni Ankara’ya çağırmış, sonra elinde gizli damgalı bir zarfla geri göndermişti.

Zarfta, tasarı kabul edilirse büyükelçinin tam yetkiyle anında uygulamaya koyacağı bazı yaptırımlar vardı; bunların içinde İncirlik Üssü'nün Amerikan kullanımına kapatılmasının da olduğu hep konuşuldu, ama ne doğrulandı, ne yalanlandı. Dönemin Başkanı George Bush tasarının kabul edilmemesini sağladı, Türkiye’deki stratejik çıkarlarının öneminden söz etti.

***

Başkan Barack Obama ise 2008 seçim kampanyasında Ermeni seçmene 1915 olaylarının soykırım olduğu iddialarını tanıyacağı sözü verdi. Ancak iş başına gelip de dünyanın başka acı gerçekleriyle tanışınca farklı bir yol izledi.

Ermenice “Büyük Felaket” anlamına gelen “Meds Yeghern” ifadesini kullandı. Böylece hem sözü söylemiş, hem de söylememiş oluyor, üstelik getireceği siyasi ve hukuki sonuçlarla yüzleşmek zorunda da kalmıyordu.

Ama bu yıl durum oldukça farklı, 24 Nisan sınavı da oldukça zor görünüyor.

***

Talat Paşa’nın işgalci Rus ordularıyla işbirliğine girdiği gerekçesiyle Ermenilerin tehcir edilmesi talimatını verdiği 24 Nisan 1915 tarihli telgrafı bütün dünyada Ermenilerce sembolik önemi yüksek bir tarih, zaten ABD Kongresi ve yönetiminden de 24 Nisan’ı ilan etmesini istiyorlar.

Yani bu yıl o kanlı hadiselerin 100’üncü yılı; Ermeniler her zaman olduğundan daha sinirli, daha duygusal ve daha çok önemsiyorlar.

Ermenistan Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan dünyadaki bütün liderleri 24 Nisan’da Erivan’da büyük bir anma törenine davet etti. Bu törene dünyanın pek çok ülkesinden üst düzey katılım şimdiden teyit edildi. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın aynı tarihte Çanakkale için yaptığı davete ise henüz önemli bir katılım teyit edilmiş, ya da ilan edilmiş değil. Sarkisyan’ın buna cevap olarak parlamentodan 2009’da İsviçre arabuluculuğuyla imzalanan normalleşme protokolünün iptalini istedi.

***

Ermenistan’ın 100’üncü yıl kampanyasında ABD’nin önemli yeri var.

Bu amaçla Erivan ABD’ye elindeki en etkili siyasetçilerden birisini Washington’a büyükelçi olarak gönderdi. Tigran Sarkisyan (Cumhurbaşkanıyla soy adı benzerliği sadece) Ermenistan Başbakanı, daha önce Merkez Bankası Başkanlığı yapmış, uluslararası siyasette tanınan bir isim. ABD’ye gider gitmez yaptığı ilk önemli icraat ise, Ermeni grupları, iç anlaşmazlıklarını bu yıl olsun bir yana bırakarak aynı hedef etrafında birleşmeye ikna etmek oldu.

Aynı birlik ruhunu ve güç birliğinin Türk tarafında olduğunu söylemek ise pek mümkün değil.

***

ABD’nin Ankara Büyükelçisi John Bass, Kasım sonunda Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nu ziyaret ettiğinde, şayet bu tasarı geçerse hükümetin ABD ile ilişkileri “köklü olarak gözden geçireceğini” söylemişti. O durumda etmesi gerekir zaten, ama bir de cephe gerisindeki hali pür melale bakmak lazım.

Öncelikle Türk-Amerikan ilişkilerinin şu sıralar altın çağını yaşamadığını görmek lazım. Ukrayna krizinde Rusya’ya karşı tutumdan Suriye ve Irak’taki radikal İslamcı gruplarla mücadele yaklaşımına, oradan Suriye ve Mısır yönetimleriyle ve İsrail’le ilişkilere dek bir dizi sorun olduğu ortada.

ABD Kongresi'ndeki en etkili gruplardan olan İsrail lobisi, ya da bizde daha çok tanınan adıyla Yahudi lobisi, onlarca yıl Ermeni tezlerine karşı Türkiye’nin en büyük desteği olmuştu. AK Parti hükümetlerinin ilk yıllarında buna Arap lobisinin eklendiğine dahi şahit olmuştuk. Oysa şimdi (Kıbrıs Rum Cumhuriyeti ve Ermenistan’a ek olarak) Türkiye’nin başkentinde büyükelçi tutamadığı ülkelere İsrail’in yanı sıra Mısır ve Suriye de eklendi.

***

Yani sadece Yahudi lobisinden değil, Rum ve Arap lobilerinden de fayda yok Büyükelçi Serdar Kılıç’a, belki son zamanlarda Washington’a atanmış en bahtsız büyükelçi demek yanlış olmaz.

Çünkü Büyükelçi Kılıç’ın, Kongre’deki Türk Grubu’nun tam desteğini alacağı dahi kuşkulu. Bunun ilk işareti Türk lobisinin etkili üyelerinden Gerry Connolly’nin Kılıç’la bir yemek randevusunu gerekçesiz iptaliyle geçen yılın sonlarına doğru alınmıştı.

Ama yıllardır Türkiye’ye hizmet eden köklü şirketlerle bağını kesen Türk lobisi Connolly’ye karşı öyle bir karalama kampanyası başlattı ki, bu Türk Grubunu da feci şekilde etkiledi. Mesela Connolly’nin Fethullah Gülen’in adamı ve zaten Yahudi olduğunu yaydılar; oysa Connolly İrlanda asıllı mümin bir Katolik'ti.

***
Neticede 131 üyeli Türk Grubunun 41 üyesi, Şubat ayında Zaman medya grubundaki tutuklamaları kınayıp Dışişleri Bakanı John Kerry’nin dikkatini çekme amaçlı bir mektuba imza attı; (Erdoğan'ın 'kiralık' ilan ettiği) 88 imzacının neredeyse yarısı Türk Grubu üyesiydi.

Başbakan Ahmet Davutoğlu, zamanında Türkiye’nin yurt dışındaki çoğu faaliyetini, o arada Rumi Vakfı aracılığıyla Kongre’deki lobi faaliyetini Gülen’in Hizmet Hareketine taşeron verilmesinin faturasını ödüyor sanki.

Dolayısıyla, nisan yaklaştıkça Erdoğan ve Davutoğlu’nun lobiciliği filan bırakıp Türkiye’nin stratejik çıkarı kartını oynamaktan başka şansı kalmamış görünüyor.

Bunun anlamı, ABD’nin Türkiye’den çok istediği, kendi çıkarı için çok istediği bazı şeyleri, Ermeni karar tasarısının geri çevrilmesi için vermek olabilir. O verilecekler, her ne ise Türkiye’nin Türk halkının çıkarına mı olur? Orası da henüz belirsiz, bu pazarlığın tutup tutmayacağı da…