Türkiye AB'den istediğini aldı mı?

Merkel, artık diğer AB liderlerine "İşte göçü durduracak adımı attım, Türkiye'de kalacaklar" diyebilir. Merkel istediğini almış... Peki, Davutoğlu ya da Türkiye istediklerini alabilmiş midir?

Başbakan Ahmet Davutoğlu dün akşam saatlerinde Brüksel’de açıkladı Avrupa Birliği ile varılan anlaşmayı.
Anlaşmaya doğru ilk adım Almanya Şansölyesi Angela Merkel’in 18 Ekim 2015’de İstanbul’a gelip Davutoğlu ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile görüşmesiyle atılmıştı.

Merkel 18 Ekim’den 18 Mart’a 5 ayda hem Almanya kamuoyunu, hem AB’nin geri kalan ülkelerini hem de Türk hükümetini ikna edip istediği anlaşmayı aldı.

***
Neydi istediği?
Türkiye üzerinden AB’ye akan mülteci trafiğini durdurmak.
Bunun için elinde AB Konseyi’nden onaylı 3 milyar avro bütçe vardı 18 Ekim’de İstanbul’a geldiğinde.

***
18 Mart’ta elinde şöyle bir anlaşma var.
Yarın, yani 20 Mart’tan sonra geçerli olmak üzere, Türkiye kendi sahillerinden Yunanistan’a kaçak olarak gidecek mültecileri 4 Nisan’dan itibaren geri almaya başlayacak.
Türkiye’nin geri alacağı her bir mülteciye karşılık bir mülteci de AB’ye gidecek; anlaşma ilk aşamada 72 bin mülteciyi kapsayacak.
Gerisi? Gerisi, Türkiye’ye gelenler Türkiye’de kalmaya devam edecek.
Bu mülteciler içinden Suriye’li olanlar zaten Türkiye’de kalacak, olmayanlar (ki aslında yarısı değil) Birleşmiş Milletler ve AB gözetiminde ülkelerine gönderilecek.
Geri kabul ilkelerini Türk ve Yunan göç idareleri uygulayacak, bu operasyonun parasını da AB ödeyecek.

***
Bu anlaşma, ABD ve Rusya arasında varılan “çatışmasızlık” anlaşmasından sonra, Suriye iç savaşının bitimi sonrasına dair de bir fikir veren ikinci anlaşmadır.
Bu ikinci anlaşma AB ile Türkiye arasında imzalanmıştır, siyasi, hukuki ve sembolik önemi vardır.
Türkiye bir şekilde küresel resmin içindeki yerini koruyabilmiştir.

***
Diğer yandan Merkel, artık diğer AB liderlerine “İşte göçü durduracak adımı attım, Türkiye’de kalacaklar” diyebilir.
Merkel istediğini almış, bu arada Davutoğlu’nun 7 Mart’taki yeni önerileri sayesinde kazandığı zamanla 13 Mart’ta 3 eyalette yapılan seçimlerden tahmin edilenden daha az hasarla çıkmıştır.
Peki, Davutoğlu ya da Türkiye istediklerini alabilmiş midir?

***
Bakalım...
Türkiye ne istemişti beş ay önce 18 Ekim’de?
Şunları istemişti: Türkiye yeniden AB zirvelerine aday üye olarak çağırılacak, aile resimlerinde yerini alacak, geri kabul anlaşmasıyla birlikte Türk vatandaşlarına Schengen ülkelerinde vizesiz seyahat başlayacak ve belki de en önemlisi, üyelik müzakereleri için beşi Kıbrıs Rum vetosu altında olmak üzere altı fasıl derhal açılacaktı.
Peki bunlardan hangilerini aldı Türkiye?

***
Hükümet henüz göç meselesinin konuşulmadığı hiçbir AB zirvesine davet edilmiş değil.
Göçmenlerin durdurulması söz konusu olduğunda sadece başbakan değil, bütün bakanlara fotoğrafta yer var, göçmen konusu dışında yer ise bekleme odası.
Vizesiz seyahat için 72 koşul belirlendi. Vizesiz seyahat hakkının Davutoğlu’nun istediği gibi Haziran sonunda başlaması için Nisan sonuna dek tamamlanması gerekiyor bunların.
Arada Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Davutoğlu ve Meclis’ten (tabii AK Parti grubundan) acilen istediği HDP’lilerin dokunulmazlıklarının kaldırılması, terörle mücadele yasasının yenilenmesi gibi talepleri varken bu koşulların Meclis tarafından tamamlanması mümkün olmazsa, vizesiz seyahat da Haziran’da mümkün olmayacak.

***
Türkiye’nin AB ile geleceği açısından asıl önemli olan müzakere fasıllarına gelince...
Erdoğan ve Davutoğlu’nun derhal açılmasını istediği 6 fasıldan sadece biri açılabildi.
Kıbrıs Rum vetosu altındaki diğer beşi açılamadı.
Onun yerine Türkiye’nin öncelikleri arasında olmayan Mali ve Bütçesel Hükümler faslının açılması için söz verildi; işin bu kısmı hayal kırıklığıdır.

***
Oysa Kıbrıs Rum vetosu altındaki 23 ve 24’üncü fasıllar Türkiye’deki demokratik kazanımların kaybedilmemesi, ilerletilebilmesi için önem taşıyan “Yargı ve Temel Haklar” ile “Adaleti Özgürlük ve Güvenlik” fasıllarıdır.
Basın özgürlüğünden yargı bağımsızlığına dek pek çok ağır konunun gündemde olduğu, terör eylemleri ve terörle mücadelede insan hakları ihlallrinin söz konusu olduğu bir ortamda, bu fasılların açılmamış olmasını yalnızca “AB’nin iki yüzlülüğü” diye geçiştirmek mümkün değildr.
Burada Türk hükümetine AB’nin bu anlaşmayı sadece göçmenlerin durdurulmasıyla sınırlı tutmak istediğidir.
Vizesiz seyahat kozmetik bir kazanımdır, istendiği anda kaldırılabilir, siz de şu anda sadece 72 bin mülteciyi ilgilendiren bir anlaşmayı iptal edersiniz biter gider.

***
Türkiye ile AB ilişkilerinin gerçekten yeniden canlandırılması için atılacak somut adım, bir ya da iki fasılda da kalsa Kıbrıs Rum vetosunun delinmesi olurdu.
Bunu AB ile varılan anlaşmayı önemsiz göstermek için değil, tersine önemini vurgulamak için söylemek lazım.
Çünkü Arap Baharı ile AK Parti hükümetlerinin bütün dikkatini çevirdiği ve Suriye iç savaşıyla tam bir bataklığa dönen Ortadoğu meseleleriyle geçen 5 yıldan sonra, şu son 5 aylık diplomatik çabayla en azından Türkiye’nin yeniden yüzünü Batı’ya çevirmesine vesile olmuştur.
Beş yıl sonra yetersiz de kalsa atılabilmiş olan bir adımdır.
Siyaseten asıl önemi de buradadır.