Türkiye AB'ye dönerken Silahlı Kuvvetler

Dün CHP lideri Deniz Baykal'ın sorduğu soru tam olarak şöyleydi: "Bugün Türkiye'de bir demokratik evrim mi yaşıyoruz silahlı kuvvetlerle ilgili olarak? Yoksa silahlı kuvvetlere yönelik bir husumetin...

Dün CHP lideri Deniz Baykal’ın sorduğu soru tam olarak şöyleydi: “Bugün Türkiye’de bir demokratik evrim mi yaşıyoruz silahlı kuvvetlerle ilgili olarak? Yoksa silahlı kuvvetlere yönelik bir husumetin, bir intikam alma gayretinin sergilenmesine mi tanık oluyoruz?”
Baykal’ın bu soruyu sorması hem zamanlama, hem içerik açısından önemli.
Zamanlama açısından önemli. Zamanlamasının iki boyutu var. Birincisi, ordunun acaba yeni bir darbe hazırlığında mı olduğu yolunda Taraf gazetesinin 12 Haziran yayınıyla tetiklenen tartışmaların üzerine yapılıyordu. İkinci olarak da bu tartışmalar sürerken Avrupa Birliği uyumu çerçevesinde Meclis’ten geçen askeri yargı usulleri yasasının bir son dakika hamlesiyle yeni bir asker-siyaset geriliminin Anayasa Mahkemesi’nde tartışılmaya başladığı gün söyleniyordu. Zaten CHP lideri, Türk ordusunun sistematik bir yıpratma kampanyasının hedefi olduğunu saptayarak o soruya geliyordu.
Açıklamasındaki içerik yoğunluğu da yine zamanlamasıyla ilişkili. Çünkü Baykal, ordudaki değişimi tam olarak Türkiye’nin AB’ye yönelimi, uyumu ekseninde değerlendirmiş. Baykal’ın sözlerine yakından bakalım:
l “Türkiye’de silahlı kuvvetlerin AB’ye girmeyi amaçlayan, demokratik reformları gerçekleştirmek isteyen, çağdaş bir demokrasiye dönüşmek isteyen bir ülke olarak kendi yerini eskisinden daha farklı, daha demokratik, daha denetlenebilir bir çerçeveye oturtmayı içine sindirdiği izlenimini biz dışarıdan bakınca anlıyoruz. Gerçekten Türkiye’de silahlı kuvvetlerle ilgili çok önemli açılımlar, gelişimler gerçekleştirildi, CHP olarak biz de buna önemli katkılar yaptık, Anayasa değişiklikleriyle bazı yasal düzenlemelerle.
l “Elbette silahlı kuvvetler, AB’ye girecek bir ülkede konumunun 15-20-30 yıl öncesinden farklı bir şekilde tanımlanmasını içine sindirecektir. Bu olmaktadır. Bu konuda yapılması gereken ne varsa gelecekte onlar da yapılır. Bunda bir problem yok. Problem, bu haklı, meşru, makul, herkesin içine sindirdiği doğal dönüşümü, bir hesaplaşmanın, bir intikam almanın, bir özel kavganın dayanağı haline dönüştürme tehlikesidir. Kaçınılması gereken, uzak durulması gereken nokta işte budur.”
Baykal’ın bu sözleri, bana meslek hayatım boyunca aldığım en önemlileri arasında saydığım bir demeci hatırlattı. PKK lideri Abdullah Öcalan’ın yakalanma öyküsünü anlattığım ‘Kürt Kapanı’ kitabımın hazırlıkları sırasında dönelim Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu’nun bilgisine de başvurmuştum. Kıvrıkoğlu’nun 2004 yılında söylediği ve bugün olan bitene de ışık tutan şu sözlerini kitabıma almıştım:
l “Türkiye’de son dört yılda atılan demok-ratik adımlarda ve reformlarda Öcalan’ın yakalanması, örgütün silah yoluyla sonuç alamayacağını anlayıp ateş kesmesi ve ülkenin her kesiminde bu sonuçların sebep olduğu özgüvenin büyük payı olduğu yadsınamaz.”
1999 önemliydi. Özgüvenin yükselişi yıl başında Öcalan’ın yakalanmasıyla başlamış, yıl ortasında büyük deprem yaşandığında insanlar büyük bir iç ve dış dayanışma ile yalnız olmadıklarını anlamış, sonbaharda bir uluslararası bütünleşme projesi olan Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattı anlaşması imzalanmış ve yıl sonunda Helsinki’de Türkiye AB’ye üye adayı olarak kabul edilmişti.
TBMM’nin 2001 yılında kabul ettiği ilk Ulusal Program’ın hazırlanışına 2000 yılında ordu bünyesinde yaşanan ateşli tartışmaların, o arada Orgeneral Kıvrıkoğlu’nun da payı olmuştu. Ordu kademeleri elbette AB uyumunun eninde sonunda asker-siyaset ilişkilerinde uyum anlamına geleceğini de biliyordu.
Ama dönüşümün hızı her kurumda aynı olmadı. Ordu bünyesindeki sancılar, 2002-2004 arasında Hilmi Özkök’ün Genelkurmay Başkanlığı döneminde bugün bazıları Ergenekon davasına konu olan girişimlere zemin verdi ve daha sonra olanlara.
Bugün, Türkiye bir numaralı sorunu olan Kürt sorunu konusunda ciddi bir dönemeçteyken asker-siyaset ilişkileri ve ordunun idaredeki yönü daha da önemli hale geliyor.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakan Tayyip Erdoğan ile Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ’un arasındaki ilişkilerle simgelenen ilişkiler dışarıdan bakıldığında bundan iki ay öncesindeki kadar iyi görünmüyor.
Baykal’ın sorusu haklılık taşıyor. Her iki sorduğu da doğru olabilir: Yani, bir yandan askerin de parçası olduğu, AB eksenli bir dönüşüm yaşanıyor. Öte yandan bu dönüşümü askerle husumet vesilesi olarak değerlendirmek isteyenlerin varlığı da ortada.