Türkiye ateşkes diplomasisinde

Ankara, ABD dahil ilgili taraflarla ateşkes ve sonrası için müzakerelerde devrede

Önceki gün, 5 Ocak günü Meclis’i İsrail’in Gazze harekâtını görüşmek üzere toplantıya çağırma kararı alan hükümet olmuştu. Genellikle bu tür çağrılar Meclis’ten bir ortak bildiri çıkmasını amaçlar, bu defa da öyle olacağı düşünüldü.
Ancak Meclis’in dünkü Gazze görüşmesinden ortak karar çıkmadı. CHP adına konuşan Onur Öymen, Meclis’in bu konuda tek ses çıkarması gerektiğini (sözün devamını beklemeyen AK Partili vekiller ‘Doğru’ diye onayladı), AK Parti grubuna ortak bildiri taslağı götürdüklerini, ancak yanıt alamadıklarını söyledi. Edinilen bilgi, diplomasinin kritik bir aşamaya gelmesi nedeniyle Dışişleri’nin ortak Meclis açıklamasını Ankara’nın daha sonraki bir adımı olarak saklamak istemesinde gizliydi.
Hükümetin Meclis görüşmesi kararı alması ardından Başbakan Tayyip Erdoğan önceden planlanmış bir toplantı için Dışişleri Bakanı Ali Babacan ile Çankaya’ya çıkmıştı. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül başkanlığında üçlü bir toplantı yaptılar. Gül, 4 Ocak’ta (ki dünkü gazetede yanlışlıkla 4 Kasım diye çıktı, özür dilerim) Babacan ve Dışişleri üst yönetimi ile zaten bir toplantı yapmıştı. Erdoğan ise Bakanlar Kurulu sürerken İtalya, Rusya ve İngiltere başbakanları ile konuşmuştu. Bu arada Fransa’dan sürpriz bir haber gelmişti. Gazze’deki ateşin durması için Erdoğan ardından bölge turuna çıkan Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, Türkiye’nin katkısını talep etmişti.
Gürcistan krizinin soğutulması ardından, Filistin trajedisinde de Fransa ve Türkiye, Sarkozy ve Erdoğan aktif rol oynuyordu.
Ancak İsrail’in ateşi kesmesinde asıl rol oynayacak ülke ABD ve bugüne dek ABD’den sivil ölümlerine tepki dahil çıkan sesler yüz ağartacak türden değil. Seçilmiş Başkan Barack Obama’nın Beyaz Saray’a yerleşme meşguliyeti arasına sığdıracağı üç cümlelik bir açıklamanın dahi İsrail üzerinde belli bir etkisi olacağı bilinirken, ne gitmekte olan, ne de gelmeye hazırlanan yönetimden ses çıkıyor. İsrail yönetimi, kendisine en uygun zamanlamayı Obama’nın göreve başlayacağı 20 Ocak olarak seçmiş görünüyor.
Erdoğan’ın Ankara ziyareti sırasında Suriye görüşmeleri konusuna çekip Gazze konusuna girmemeye özen gösteren İsrail Başbakanı Ehud Olmert ve Dışişleri Bakanı Tzipi Livni’ye ‘Tarih sizi yargılayacak’ tepkisini vermesi ve onları bir anlamda 10 Şubat’taki İsrail seçimleri kampanyasını Gazze’yi kadın çocuk demeden ateşe almakla suçlaması bir anlamda Ankara’nın Tel Aviv’i deşifre etmesi anlamına geliyor.
Çankaya toplantısında Başbakan Baş Danışmanı Profesör Ahmet Davutoğlu’nun Sarkozy’nin Ortadoğu temeaslarına destek olmak üzere Hamas liderliği ile görüşmek üzere Şam’a, Dışişleri Bakanı Babacan’ın da BM toplantıları ve Amerikan yönetimiyle temas için ABD’ye gönderilme kararı, keza Meclis’ten sürmekte olan diplomasiyi etkilememesi için bağlayıcı olabilecek açıklama çıkartmama kararı böyle bir çerçeveye oturuyor. (Bu arada Türkiye Filistin’de Hamas-El Fetih dengesini de gözetiyor. Mahmut Abbas’ın 9 Ocak’ta bitecek görev süresinin yeni bir iç çatışma kaynağı olmamasına çalışılıyor.)
Ateşkes diplomasisi çerçevesinde dün Erdoğan, Ortadoğu Dörtlüsü Temsilcisi Tony Blair ve Almanya Başbakanı Angela Merkel ile de görüştü. Babacan ise dün İsrail kuvvetlerinin açtığı ateşle bir okulun hedef olup kırk küsur kişinin öldürülmesi ardından Livni’yi ateşkes konusunda bir kez daha uyardı. Türkiye bir yana, Gazze’deki Filistin halkının, çatışan Hamaslıların değil, acı çeken sivil halkın, ne Obama’nın görevi devralmasını, ne İsrail seçimlerini bekleyecek hali yok.
Şu anda konuşulan, ateşkesin koşulları kadar, ateşkesin sonrası. Erdoğan’ın dün Meclis’te dediği gibi, Hamas’ın füze saldırısı yapmamasının sağlandığı koşullarda İsrail yiyecek, su, ilaç ve insani yardıma izin vermeme tutumunu sürdürdüğü takdirde, çatışmanın ileride tekrarlanmaması mucize olur. Ama şu an önemli olan tek şey var: Ateşin ve sivil can kaybının durması.

NOT: Başbakan Basın Sözcüsü Akif Beki’nin görevinden ayrıldığı dün duyuruldu. Gazeteci kökenli Beki, görev yaptığı sürece pek çok gazeteciyi ve medya kuruluşunu icraatıyla
etkiledi. Başbakan Erdoğan belki bu ayrılığı yerel seçim kampanyasında medya kuruluşlarıyla daha yumuşak ilişkiler kurmak için bir vesile olarak değerlendirilebilir.