Türkiye Batı'nın anti-terör zirvelerinden dışlanmamalı

Şu anda ne yazık ki Türk hükümetinin Batıda parlak bir imajı yok. Ama Batı Türkiye'yi dışladıkça, Türkiye Orta Doğuya savruluyor. Türkiye'yi oyuna alarak yeniden kazanmak Batının çıkarlarına da uygun.

Dışlanınca ne olduğunu biliyoruz.

Mesela 2004-2005’ten itibaren Avrupa Birliği’nden onlar dışladıkça, bir uzaklaştık, biz uzaklaştıkça, onlar dışladı.

Türkiye Avrupa’dan uzaklaştıkça, zaten aklımızın bir kenarında hep “Neslin deden, ceddin baban” diye kös vuran Mehteran Bölüğünün Osmanlı marşları, Orta Doğu’nun güçlü merkezkaç kuvvetlerine kapılıyoruz.

Taha Akyol Hürriyet’te doğru yazmış; komplo teorisi filan aramadan, perde arkasında ne var diye hafiyelik yapmadan önce perdenin önündekini, yani İslam dünyasının mezhep savaşları dâhil –Abdullah Gül’ün deyimiyle- bir Ortaçağ karanlığına sürüklendiğini görmemiz lazım.

Dün Hizbullah’tı, Taliban’dı, sonra El Kaide çıktı, bugün IŞİD var, Boko Haram var, yarın kim bilir hangi bela sırada?

***

Konumuza dönersek önce Alman iç istihbarat başkanı Hans-Georg Maasen’in dün sabah Alman ARD televizyonuna verdiği mülakattan başlamamız gerekiyor.

Maasen’e göre Türkiye, Avrupa’nın Irak ve Şam İslam Devleti (IŞİD) ve Suriye ve Irak kaynaklı “diğer terör örgütleriyle mücadelesinde “kilit” öneme sahiptir. Çünkü, yine Maasen’e göre, oralara savaşmaya gidip Batı’daki ülkelerine dönünce terörist eylemler düzenleme ihtimali olanların “yüzde 90’dan fazlası” Türkiye üzerinden seyahat etmektedir. Maasen, Türk hükümetinin “daha ileri önlemler” alması gerektiğini söylüyor.

Ne zaman söylüyor, biliyor musunuz?

Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun, Almanya Şansölyesi Angela Merkel ile Berlin’de buluşmasından yalnızca iki-üç saat kadar önce söylüyor. Yani daha görüşme başlamadan gündemi halka açıklanmış oluyor.

***
Nitekim görüşme sonrası basın toplantısında Türkiye’nin IŞİD’e yoksa yardım mı ettiği mealinde bir soru geliyor bir Alman gazeteciden.

Soruya sinirlenen Davutoğlu, bir değil, üç cevap veriyor:

1- Türkiye IŞİD ve diğer terörist örgütler konusunda Batı istihbaratıyla işbirliği içindedir; bu kısmı Merkel de doğruluyor. Nitekim Paris’te 7 Ocak’ta Charlie Hebdo dergisi baskınıyla ilintili olarak aranan Müslüman Fransız vatandaşı Hayat Bumedyen hakkındaki istihbarat, daha Fransızlar talep etmeden kendilerine verilmiştir. Çünkü Bumedyen –Davutoğlu’ndan iki-üç saat kadar önce Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun da duyurduğu üzere- 2 Ocak’ta Madrid’den İstanbul’a gelmiş, herhalde daha önceden uyarılan Türk istihbaratı tarafından uzaktan izlemeye alınmış, Kadıköy’de bir otelde kaldıktan sonra da 8 Ocak’ta Suriye’ye gitmiştir.

2- Türkiye şimdiye dek 7,000 kadar “yabancı savaşçının” ismini kara listeye almış, bunlardan 2,000 kadarını sınır dışı etmiştir. Bu rakamları ilk defa Merkel ile basın toplantısında duyduk. 

3- Hayır, Türkiye Suriye ile sınırını kapatmayı düşünmemektedir. Çünkü sınırı “teröristler geçsin diye değil” Esad rejiminin saldırılarından kaçan “mülteciler gelebilsin diye” açık tutmaktadır.

***
Kendi hesabıma bu son maddenin, yani Suriye ile sınırı açık tutmanın daha uzun zaman sürdürülebilirliğine fazla önem vermiyorum.

MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın dediği gibi, “risk büyümektedir”. Artık iş, Esad’ın devrilmesini merkeze alan ideolojik, duygusal inatlaşmayı aşan noktaya gelmiştir, o yüzden o üçüncü madde diğerleri kadar önem taşımamaktadır.

Ancak önemli olan, “yabancı savaşçılar” gerçeğinden haklı olarak korkan Batı sistemi için de önemli olan Türkiye’nin bu yeni tür terörizmle savaşta merkez karargâhta yer almasının sağlanmasıdır. İş düşünce kapısı çalınan bir ortak olarak değil, asli oyuncu olarak.

Şu andaki tablo ne yazık ki dışlanma eğilimi yönündedir.

***

Örnek mi?

Dün, 11 Ocak’ta 11 ülkenin üst düzey yetkililerinin katılımıyla Paris’te IŞİD ve diğer benzeri terör örgütlerinin Batı’daki faaliyetlerini önlemek amaçlı bir toplantı yapıldı.
Toplantıya, ev sahibi Fransa ve diğer 8 AB üyesi, İngiltere, Almanya, Avusturya, Belçika, Danimarka, İtalya, Hollanda, Polonya, İspanya ve İsveç’in yanı sıra ABD ve Kanada katıldılar; bir de tabii AB Komisyonu yetkilileri.

Konu sınır güvenliği, istihbarat paylaşımı ve internet trafiğinin kontrolü idi…

Türkiye davet edilebilirdi. Yalnızca Suriye ve Irak sınırları nedeniyle taşıdığı risk nedeniyle değil, aynı zamanda NATO üyesi tek Müslüman ülke ve hala AB aday üyesi olduğu için de. Ama edilmedi.

Dolayısıyla Maasen’in bir yandan Suriye ve Irak’ın tek kuzey komşusu olan Türkiye’nin konumundan şikâyet etmesi ve diğer yandan Türkiye’nin oyun kurucular kadrosundan dışlanması bir çelişkidir.

***
Şimdi önümüzde iki önemli terörizmle mücadele zirvesi var.

Birincisi 12 Şubat’ta Brüksel’de AB Komisyonu tarafından toplanıyor.

Kitapta yeri var, Türkiye buraya aday üye olarak davet edilebilir ve AB’nin çıkarları için de Türkiye’nin çıkarları için de edilmelidir.

Henüz edilmemiştir. Çelişki devam etmektedir.

İkincisinin 18 Şubat’ta ABD Başkanı Barack Obama’nın ev sahipliğinde Vaşington’da yapılması planlanmaktadır. Buraya AB ülkelerinden ve başka coğrafyalardan katılımlar olması beklenmektedir. Kaynakların belirttiğine göre, henüz zirvenin hangi düzeyde olacağı, yani devlet başkanları mı, hükümet başkanları mı, yoksa Dışişleri Bakanları, ya da güvenlik başkanları düzeyinde mi olacağı henüz belli değildir.

Ama bu zirve için de henüz Türkiye’ye gelmiş bir davet yoktur.

***

Şu anda Batı dünyasında Türk hükümetinin radikal İslam kaynaklı terörist gruplarla mücadele yönünden parlak bir imajı yok, ne yazık ki bunu görmek zorundayız.

Batılı hükümetlerin Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve Başbakan Ahmet Davutoğlu’na baktığında gördüğü ile Türkiye’deki seçmenin gördüğü aynı şey değil; hisler karşılıklı tabii.
Ama Batının çıkarları açısından bakıldığında da politikayla duyguları karıştırmanın, duygusal davranmanın zamanı değil.

Ayrıca Türkiye’yi Avrupa sistemi içinde tutarak Orta Doğu’nun merkezkaç kuvvetlerinden olabildiğince az etkilenmesini sağlamakta Batı demokrasilerinin de çıkarı var.

***

Dolayısıyla, Türkiye’yi Suriye ve Irak kaynaklı, radikal İslamcı grupların terör tehditleriyle mücadele amaçlı bu üst düzey güvenlik toplantılardan dışlamak doğru değildir.
Hem Batıya maliyeti yüksek olur, hem Türkiye’yi Batı’dan biraz daha Orta Doğu’ya iter; bunun uzun dönemde maliyeti daha da yüksektir.

Her hükümet gibi Türk hükümeti de kendi hatalarından ders çıkarma kabiliyetine sahiptir, bunun için fırsat verilmeli ve cesaretlendirilmelidir.

Arkadaşlarınızı dışlayıp cezalandırarak değil, oyuna katarak yeniden kazanabilirsiniz.