Türkiye diken üstündeyken yeniden seçime mecbur mu?

Türkiye 7 Haziran'da bir seçim yapılmamış, milli irade kendisini ifade etmemiş ve ortada AK Parti-CHP gibi bir çıkış yolu yokmuş gibi altı ay aradan sonra ve üstelik saldırılarla diken üstündeyken yeniden seçime gitmeye mecbur mu?

Başbakan Ahmet Davutoğlu ile CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu dün bir ay kadar aradan sonra bir AK Parti-CHP hükümetinin mümkün olup olmadığını görüşmek için yeniden ve olağanüstü koşullarda buluştular.

Dört saat yirmi dakika sonra “Perşembe veya Cuma günü” karar toplantısı için sözleşerek dağıldılar.

Bu karar sadece kalıcı hükümet ortaklığı olmayabilir, belli seçim yasalarını çıkarmak üzerinde birleşilen bir seçim ortaklığı da olabilir mesela; göreceğiz.

***

Ama dün yaşadıklarımız sadece bir hükümet ortaklığı arayışının çok ötesindeydi.

İki liderin saat 18.00’de Ankara’da Başbakanlık konutunda buluşmalarına dek İstanbul ve Şırnak’taki saldırılarda 5 polis ve 1 asker şehit edilmiş, 2 saldırgan öldürülmüş, ikisi de yaralı yakalanmıştı.

Olağanüstü günlerden geçiyoruz ve bu haldeyken bile siyasetin gündeminde bir hükümet ortaklığının nasıl kurulacağından çok, sanki 7 Haziran milli iradenin göstergesi sayılmıyormuş gibi yeniden seçime gitmek var.

***

Son bir ayda Türkiye’nin nereden nereye geldiğine, bir ay önce neleri tartışırken şimdi neleri tartıştığımıza bir bakalım.

Ama bu manzaraya bize gösterilen açıdan değil, başka bir açıdan bakalım.

O zaman her şeyin bambaşka bir çerçeveye oturduğunu görmek mümkün olacak.

***

·         Davutoğlu ile Kılıçdaroğlu’nun ilk kez bir araya geldiği 13 Temmuz günü Türkiye terör eylemlerini tartışmıyordu; Kürt çözüm süreci çerçevesinde yasadışı PKK ile diyalog, o sorunu görünmez kılmıştı.

·         Davutoğlu ile Kılıçdaroğlu ilk kez bir araya geldiğinde, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan henüz ABD Başkanı Barack Obama ile İncirlik üssünün açılması dâhil, Türkiye’nin IŞİD’e karşı Suriye’deki operasyonlara katılması konusunda anlaşmaya varmamıştı.

·         Davutoğlu ile Kılıçdaroğlu ilk kez bir araya geldiğinde henüz İran ABD ve diğer BM güçleriyle nükleer programı üzerinde anlaşmaya varmamıştı.

***

·         Davutoğlu ile Kılıçdaroğlu’nun ilk kez bir araya geldiği 13 Temmuz gününden bir gün sonra İran nükleer anlaşmayı imzaladı. Bu küresel çapta “oyunun kurallarını değiştirme” gücü olan bir gelişmeydi ve başta Suriye ve İran olmak üzere Orta Doğu’da şiddetli, etkileri olacaktı; nitekim olmaya başladı.

·         Davutoğlu ile Kılıçdaroğlu’nun bir araya gelişinden bir süre sonra, 22 Temmuz’da Erdoğan ve Obama telefon görüşmesiyle IŞİD-İncirlik anlaşmasına vardı. Bu AK Parti hükümetlerinin Suriye politikasının yeniden Batı ittifakı NATO çerçevesine döneceğine işaretti.

·         Davutoğlu ile Kılıçdaroğlu’nun ilk kez bir araya gelmesinden bir hafta sonra, (Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Kıbrıs’ta bulunduğu) 20 Temmuz’da,  IŞİD 20 Temmuz’da Suruç’a intihar bombacısı gönderip 32 kişiyi öldürdü. Aynı gün PKK Adıyaman’da bir 1 askeri, iki gün sonra Ceylanpınar’da yataklarında uyuyan iki polisi şehit etti. Devamında Türkiye’nin IŞİD’e ama daha çok PKK’ya karşı operasyonları başladı, PKK’nın her eyleminde daha da kesifleşen şiddet sarmalına girildi.

***

Yani, son bir ay içinde Türkiye’nin Suriye politikası ve Orta Doğu’yla ilişkilerini belirleyen

1-      Küresel (İran-ABD),

2-      Bölgesel (ABD-İncirlik) ve

3-      Ulusal (IŞİD ve PKK eylemleri, operasyonlar) ölçekte üç gelişme oldu.

AK Partili Ömer Çelik ve CHP’li Haluk Koç başkanlığındaki heyetler toplam 35 saati bulan görüşmelerini yaparken, bir yandan bunlar oluyordu.

***

Tabii, başka şeyler de oluyordu.

Mesela MHP lideri Devlet Bahçeli “AK Parti-CHP kurulamıyorsa 15 Kasım’da seçime gidelim” diyor, Cumhurbaşkanı Erdoğan içinde HDP olan seçim hükümeti kurmak yerine Davutoğlu’ndan dış destekli azınlık hükümeti kurmasını istiyor, Kılıçdaroğlu “Davutoğlu koalisyon ister ama Cumhurbaşkanı makamında oturan kişi yaptırmaz” diyordu.

O sırada kulise anketler dökülmeye başladı.

***

Anketlerden görüldüğü kadarıyla bugün seçime gidilse HDP yine Meclis’te, AK parti yine tek başına hükümet kuramıyor ve MHP eğer hükümete girmeyecekse, ana muhalefet olması da zorlaşabilir. HDP eşbaşkanı Selahattin Demirtaş’ın 9 Ağustos’ta İstanbul’daki “Barış Bloku” mitinginde “Erken seçimde onları pişman edeceğiz” derken biraz da bu çalışmalara dayanarak söylüyor.

Ve bir yandan artan şiddet, İncirlik’e inen ABD uçakları, Türk uçaklarının da katılımıyla başlaması beklenen IŞİD operasyonları…

Ve dün MHP liderinden gelen bir açıklama daha: Bu koşulda seçime gitmektense güçlü bir hükümet kurmalı. Bahçeli vurguyu yine AK Parti-CHP’ye yapıyor ama kulislerde bu MHP’nin hükümete girme arzusu olarak yorumlanıyor, MHP’lilerin reddetmesine rağmen üstelik.

***

Bütün bunlar CHP’lilerin kuşkulandığı üzere Erdoğan’ın 13 yılda devlet yapısı üzerinde kurduğu mutlak kontrolü kaybetmemesi için mi yapılıyor? Erdoğan’ın ileride bütün bu işlerden sorumlu tutulmamak için bu sorulara yanıt vermesi gerekmiyor mu?

Baksanıza, Davutoğlu ve Kılıçdaroğlu görüşürken dahi, siyaset kulislerinde Davutoğlu’nun son kararını 13 Ağustos Perşembe günü Erdoğan ile haftalık olağan görüşmesini yaptıktan sonra vereceği konuşuluyordu; doğru olsun olmasın, konuşulan buydu.

Davutoğlu ve Kılıçdaroğlu’nun 4 saat 20 dakika süren toplantısı ardından yapılan açıklamalarda iki liderin karar toplantısını Perşembe veya Cuma günü yapacağı duyuruldu.

***

Türkiye 7 Haziran’da bir seçim yapılmamış, milli irade kendisini ifade etmemiş ve ortada AK Parti-CHP gibi bir çıkış yolu yokmuş gibi altı ay aradan sonra ve üstelik saldırılarla diken üstündeyken yeniden seçime gitmeye mecbur mu?