Türkiye için küçük, Avrupa için büyük bir adım

Başlığı, Ay'a ilk ayak basan Amerikalı astronot Neil Armstrong'un "Benim için küçük, insanlık için büyük bir adım" demesinden esinlenerek yazdım.

Başlığı, Ay'a ilk ayak basan Amerikalı astronot Neil Armstrong'un "Benim için küçük, insanlık için büyük bir adım" demesinden esinlenerek yazdım. Yanlış anlaşılmasın; Türkiye'nin geldiği yolun, aldığı mesafenin önemini bilmiyor değilim. Ama Avrupa Birliği liderlerinin dün Brüksel'de Türkiye'yi kalıcı olarak bünyesine katma yönünde attığı adımın tarihsel açıdan öneminin çok daha büyük olduğuna inanıyorum. AB dönem başkanı Hollanda Başbakanı Jan Balkenende'nin dün söylediği gibi, Avrupa'nın dokusunu değiştirecek, tarihi bir karardı bu. Dün bir ara kopma noktasına gelen görüşmelerin bu kadar çetin geçmesine, bazı AB ülkelerinin ve Avrupa partilerinin bu kadar sert direniş göstermesine, Türkiye'nin üyeliğe yakınlaşmasının elle tutulur hale gelmesiyle sürecin bu kadar sancılı geçmeye başlamasının nedeni de bu.
Bütün yanıltma ve engelleme girişimlerine karşın 1987'de Türkiye'nin tam üyelik başvurusunu yapan merhum Turgut Özal'ın deyimiyle 'uzun, ince yolun' belki uzun kısmı bitti, ince kısmı başladı.
AB'nin 3 Ekim 2005'te üyelik müzakerelerine başlama kararı, Türkiye'nin AB'nin asgari siyasi kriterlerine sahip olduğunu tescil etti. Şimdi bu çıta yükselecek. Çıta yükseldikçe, Türkiye değişecek. Türkiye'deki değişim en çok zihniyet alanında olacak. Siyasi planda egemenlik paylaşımı, hukuki planda devleti değil bireyi esas alan yasalar, ekonomide fırsat eşitliği ve şeffaflık, yalnızca kâğıt üzerinde değişimlerle sağlanabilecek hedefler değil.
Dün AB'nin aldığı karar yanlı Türkiye'yi değil, Müslüman nüfuslu diğer ülkeleri de değiştirecek. Irak savaşında Saddam Hüseyin'in akıbetini görünce ABD'ye teslim olan Libya diktatörü Muammer Kaddafi'nin önceki gün, "Türkiye İslam dünyasının içinizdeki Truva Atı olacak" diye Avrupalıları kışkırtmaya çalışması yalnızca siyasi kıskançlıktan kaynaklanmıyordu. Aynı zamanda, Arap otokratların, AB kapılarının Türkiye'ye nihayet açılmış olması örneğinden duydukları korkuyu da yansıtıyordu. Dün AB liderlerinin zor kararıyla ortaya çıkan örnek, İkinci Dünya Savaşı sonrası Avrupa'nın çizdiği barış içinde kalkınma ve işbirliği çizgisine yakıştı. Böylece, Ortadoğu, Kafkas ve Orta Asya ülkelerine önemli bir mesaj verilmiş oldu. Bu mesaj, dinsel, ya da kültürel kökeni ne olursa olsun, demokrasi, insan hakları ve serbest ekonomi oyununu kurallarına göre oynayan herkesin, evet fazladan zorluk ve önyargılarla savaşarak da olsa, bir üst lige dahil olabileceği mesajıydı. Bu mesaj Arap, Kafkas ve Orta Asya ülkelerinde, şu anda çoğu baskı altında seslerini çıkaramayan özgürlükçü, demokrat, ilerici güçleri mutlaka cesaretlendirecek, belki hemen değil ama, dönüştürücü bir etkiye yol açacaktır.
Ama Avrupa'da Türkiye'nin varlığıyla bir arada yaşamaya başladıkça dönüşecek ve ayrı bir kimliğe bürünecek. Bu dönüşüm hepsinden önemli olacak. Avrupa tarihinde karşılaştırma, belki Martin Luther'in Vatikan'a karşı reform hareketini başlattığı protestosuyla yapılabilir; sosyal dokuyu değiştirici nitelikte olacaktır. Daha çok sesli ve daha kucaklayıcı bir Avrupa, daha güçlü ve dünya siyasetine daha çok ağırlığını koyabilecek bir Avrupa olacaktır.
Türkiye'nin 41 yıllık Avrupa yolculuğu sözünün bir demagoji olduğuna inanıyorum. Bu 41 yılda Avrupa ile bütünleşme yolunda yapılanlar, son beş yıla dek pek az. Özal'ın 1987 başvurusu, yine Özal'ın 141-142'yi kaldırması ve kısmi Kürtçe serbestisi sayılabilir. İkinci ve son dalga, PKK lideri Abdullah Öcalan'ın yakalanışıyla Ankara'ya gelen (zamanın Genelkumay Başkanı Hüseyin Kıvrıkoğlu'nun mükemmel deyimiyle) özgüvenle birlikte Bülent Ecevit hükümetinin attığı DGM'lerin sivilleştirilmesi ve idam cezasının kaldırılması adımlarıdır.
Ancak asıl atılımın Kasım 2002 seçimleri ardından işbaşına gelen AKP hükümetlerinin siyasi iradesiyle atıldığı bir gerçek. Başbakan Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, uzun yıllardan sonra Batı dünyasında verdiği sözde duran Türk liderleri görüntüsünü oluşturdular; bu siyasi irade önemliydi. Muhalefetteki CHP'nin, özellikle Anayasa değişiklikleri konusunda Meclis'te verdiği destek olmaksızın Türkiye'nin bu sonucu alabilmesi mümkün olmazdı. Genelkurmay'ın bu dönem AB hedefine verdiği desteğin, Dışişleri Bakanlığı'nın deneyimli diplomatlarının ortaya koyduğu uzmanlığın önemi herhalde ileride daha iyi anlaşılacak. Katkısı olan herkesin ortak başarısı sayılmalı.
Yolun uzun kısmı geride kaldı, şimdi ince kısmındayız.