Türkiye, Suriye'nin kimyasal kanıtlarını BM'ye aktarıyor

Türk hükümeti bu istihbaratı kimle paylaşıyor? Cevap, ismini vermek istemeyen üst düzey bir kaynaktan geliyor: Birleşmiş Milletler'le.

Bazı meslektaşlarımıza bakacak olursanız, Suriye’nin kendi halkına karşı kimyasal silah kullandığına dair tek kanıt toplayan ülke Türkiye. O kadar ki, mesela (ta Karadeniz’den, yani Türkiye’nin üzerinden İsrail’in fırlattığı deneme füzesini saptayan) Rusya’nın lideri Vladimir Putin’in Suriye’de yumuşama belirtisi göstermesine Türk istihbaratının bilgi sunması neden olmuş.

Oysa günlerdir Amerikan New York Times’tan Alman Der Spiegel’e dek Batı basınında, apaçık istihbarat kaynaklı olduğu anlaşılan zengin ayrıntılar yer alıyor. Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande’ın Putin’e cevap olarak sızdırdığı istihbarat raporları ortada. Zaten Birleşmiş Milletler, 21 Ağustos’ta Şam’daki büyük ölçekli saldırıdan önce Suriye’ye kimyasal silah müfettişleri göndermişti ve bu karar da belli bir istihbarata dayanıyordu.

Kraldan çok kralcılık bir yana, Milli İstihbarat Teşkilatı da Dışişleri de Türk Silahlı Kuvvetleri de Suriye’de saha istihbaratı çalışması yapıyor. Örneğin Anadolu Ajansı’nın 30 Ağustos’ta, herhangi bir kaynağa dayandırmadan geçtiği önemli bilginin böyle bir istihbarat çalışmasına dayalı yürütüldüğünü sorup soruşturunca öğrenebiliyorsunuz. Bu rapora göre 21 Ağutos saldırısını, 155’inci Füze Tugayı ve 4’üncü Zırhlı Tümen’e bağlı birlikler gerçekleştirmiş. Saldırıda kimyasal silah başlıkları Rus yapımı FROG-7 ve/veya M600 füzeleri kullanılmış. Füzeler şehre hâkim Kasyun Tepesi’nden Şam’ın Guta bölgesinde, asilerin kontrolündeki mahallelere fırlatılmış.

Fikir vermek için söyleyelim, Ankara’yı gözünüzün önüne getirin. Başkanlık Sarayı’nı Kızılay’da gibi düşünürseniz, Gaziosmanpaşa Tepesi’nden atılan füzelerin Dışkapı’ya düştüğünü gözünüzde canlandırabilirseniz, işin korkunçluğunu daha iyi anlamak mümkün.
Türk hükümeti bu istihbaratı kimle paylaşıyor? Cevap, ismini vermek istemeyen üst düzey bir kaynaktan geliyor: Birleşmiş Milletler’le. Çünkü soruşturmayı onlar yürütüyor. Kaynak “Bizim, saldırının Suriye ordu birlikleri tarafından yürütülmüş olduğuna dair hiçbir tereddüdümüz yok” diyor.

Geçen günlerde Suriye’den iltica eden adli tıp uzmanı Abdultavvab Şahrur tarafından Türk istihbaratına aktarılan yeni bilgiler, kanıtlar üzerine incelemenin ise sürdüğü bildiriliyor; bunlar da BM’ye aktarılacak, tabii müttefik ülkelerin gizli servislerine de.
Peki, Rusya’nın “Yoktur, varsa da Suriye yapmamıştır” ısrarı? Kaynak müstehzi gülümsüyor: Rusya henüz 1988’de (Irak) Halepçe’de kimyasal silah kullanıldığını dahi kabul etmiyor.

Bunun anlamı Putin’in ABD liderliğinde bu kez Suriye’ye yönelik bir harekâta karşı duracağı mı? Cevap: “Rusya akılcı davranan, önemli bir ülkedir. Şu andaki ısrarı ABD’nin kararsızlığındandır. ABD harekât kararını verdiğinde, Rusya uyum sağlar.” Zaten Rus Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un, iş o noktaya gelirse ülkesinin Suriye için bir savaşa girmeyeceği demeci kayıtlarda duruyor.

ABD Başkanı Barack Obama’nın ‘Hedefin iktidar değişikliği değil, kimyasal silah caydırıcılığı’ olduğunu açıklaması, Başbakan Tayyip Erdoğan tarafından yetersiz bulundu. Erdoğan, Obama’dan işi yarım bırakmamasını istiyor. Buna karşın, Türkiye’den katılım istenirse, Türkiye BM ve NATO kararı olmasa da bir ‘Gönüllüler Koalisyonu’na katılmaya hazır.

Suriye’de hükümet ve asiler arasındaki güç dengesini eşitlemeye yönelik her hamlenin Beşar Esed’i düşürmeye yaklaştıracağı kanısı var. Bu nedenle ABD harekâtının Esed’e asıl üstünlüğü veren hava kuvvetlerini etkisiz bırakacak şekilde hava üsleri ve füze bataryalarını da kapsamasını istiyor Ankara. ABD’nin şu anda Basra’ya yığdığı 5 ve 6’ncı filoya bağlı uçak gemileri ve Akdeniz’deki füzeatar gemileri ve insansız hava araçlarının bunu sağlayabileceği düşünülüyor.

İşin ilginç yanı, Suriye’deki iç savaşın artık bitmesi, bunun için de Esed’in gitmesi gerektiği konusunda Türkiye ve İsrail’in birbirinden ayrı da olsa aynı şeyi söylemesi.
Gözler hafta başında ABD’den gelecek habere çevrilmiş durumda. Artık uluslararası politikadan çok Amerikan iç politikasındaki dengelere bağlı Suriye’nin geleceği.