Türkiye üzgün, Fransa üzgün

Babacan 'Fransa'nın yaptıklarına üzgünüz' derken Fransa 'değiştiğini' anlatmaya çalışıyor.

PARİS - Dışişleri Bakanı Ali Babacan'ın Brüksel'de Fransa'nın son dönemde yaptıklarının Türkiye'yi üzdüğünü söylemesi, Fransa Dışişleri'nin son dönemde Türkiye'ye yönelik bir imaj düzeltmesi çabasına neden girdiğini açıklıyor aslında. Fransız yetkililer tabii ki bu çabayı imaj düzeltmesi olarak değil, 'kendilerini anlatma' çabası olarak adlandırmayı tercih ediyor.
Bir ülke kendini anlatmak ihtiyacı içine girdiyse ortada yalnızca karşı taraftan kaynaklanmayan bir sorun olduğuna inanıyor demektir.
Son birkaç gündür (Milliyet'ten Semih İdiz ve Sabah'tan Nur Batur ile birlikte) Paris'te iktidar yetkililerinden muhalefet sözcülerine, düşünce kuruluşlarına dek yürüttüğümüz yoğun görüşmelerin, Fransız hükümeti açısından amacı, Türk medyası amacıyla Türk kamuoyuna Fransız hükümetinin aslında Türkiye'ye karşı tutumunu yumuşattığını söylemek.
İlk bakışta 'Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu' dedirtecek türden bir çaba.
Çünkü daha geçen hafta Fransız Cumhurbaşkanı Nicholas Sarkozy'nin Brüksel'de Avrupa Parlamentosu'ndaki kapalı bir oturumda 'Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girmesine kesinlikle karşı olduğu, ama Türkiye ile bağların özel bir ilişki içinde korunması gerektiğine inandığını' söylediği ortaya çıktı. Bunu ortaya çıkaran da, Alman sosyal demokrat siyasetçi ve AP Sosyalist Grup yöneticilerinden Martin Schultz olmuştu. Schultz 'O zaman neden Türkiye ile müzakereleri veto etmiyorsunuz?' diye sorunca, doğru dürüst bir yanıt alamadığını da söylemişti.
Sarkozy'nin Avrupa işlerinden sorumlu başdanışmanı Fabien Raynaud, "Ben de oradaydım, tam öyle olmadı" diyor. Elysee Sarayı'ndaki sabah kahvaltımızda şöyle devam ediyor: "Sarkozy, Türkiye ile müzakereleri durdurabilirdi. Üstelik bu yolla Fransız kamuoyundan daha fazla destek alabilirdi. Ama müzakerelerin devamını istedi. Tabii doğrudan tam üyelikle ilgili beş madde dışında.
O maddeler de ileride ne olur bilinmez" diyor.
Bu, gerçekten ilginç bir bakış. Açıkça söylemiyorlar ama, Sarkozy iktidarı çevresi, adeta Fransa son iki müzakere başlığının açılmasını engellemediği için Ankara'nın Paris'e müteşekkir olmasını bekliyor.
Oysa durumun pek de öyle olmadığını yine Fransız siyasetçilerin sözlerinden çıkarabiliyoruz. Örneğin Fransız Sosyalist Partisi'nin düşünce kuruluşu Jean Jaures Vakfı'nın başındaki Alain Chenal'a göre Sarkozy, Türkiye tutumu nedeniyle Avrupa'da pek de kolay bir durumda değil.
Fransa 2008'in ikinci yarısında AB dönem başkanı olacak ve böyle bir durumda Türkiye'yi veto ederek zaten Sarkozy'nin yükselişinden rahatsız olan İngiltere, Almanya, İspanya ve İtalya karşısında iyice hedef olmak istemiyor.
Chenal, "Akdeniz Birliği'ni de kısmen bu nedenle ortaya attı" diyor, "Türklerin buna inanacak kadar saf olduğunu düşünüyor. Eski sömürgelerimiz olan Kuzey Afrika'nın Avrupa'daki patronu olmak istiyor. Ama bunu Brüksel parasıyla, Brüksel'e sormadan yapmak istiyor. Bir tür yeni sömürgeci bakış. Tabii Brüksel de saf değil. O nedenle Fransız Dışişleri şimdi harıl harıl bu Akdeniz Birliği kavramının içini doldurmaya çalışıyorlar."
Fransız Dışişleri Sözcüsü Pascale Andreani, Sarkozy'nin tutumundaki bu değişikliğin, yani seçim öncesi vaat etmiş olmasına karşın Türkiye'yi veto etmemiş olmasının bile Fransız iç politikasında tepkilere yol açtığına dikkat çekiyor. "Fransız kamuoyunun Türkiye konusuna alışması için zamana ihtiyacı var" diyor. "Türkiye'de de kamuoyu var, sadece Fransa'da yok" dediğinizde, hak vermekten başka bir şey yapmıyor doğrusu. Andreani, Türkiye ile Fransa'nın konuşmaya başlamış olmasını dahi ciddi bir gelişme sayıyor.
Aslında Fransa'nın Türkiye ile işlerin AB nedeniyle kötüye gitmesinden, yalnızca kendi AB gündemlerinin değil, ikili ilişkilerin de kötüye gideceği saptamasını yapmış olmaları ve bunu düzeltmeye çalışmaları olumlu bir gelişme. Aynı şekilde 2009'u Fransa'da Türkiye Yılı ilan etmiş olmaları, iş dünyasını seferber etmeleri de bu farkındalığın bir parçası. (Büyük sorunlar yaşanan 2007'nin Ermenistan Yılı olduğunu unutmamak lazım. Sarkozy'nin yakın danışmanlarından, eski Eğitim Bakanı Luc Ferry "Artık o iş kapandı" dese de, Ermeni meselesinin 2008 Martı'ndaki yerel seçimlerde yine ısınması ihtimali yabana atılmamalı.)
Gerçi Türk-Fransız parlamenter dostluk grubu eşbaşkanı senatör Jacques Blanc "Siyasi ilişkiler ekonomik ilişkileri etkilemeyecek" diyor ama, resmi makamlar ilişkilerin düzelmesi için ihtiyaç duydukları zaman boyunca Türkiye ve çevresindeki ekonomik ve siyasi projelerden Fransa'nın kaybı olmasını da istemiyorlar.
Ama Paris'in sorunu saptama ve üzerine gitme aşamasına gelmesi olumlu olsa da, tek başına yeterli değil. Babacan'ın Sarkozy'nin son tutumu üzerine resmen üzüntü beyan etmesi yeterli olmadığını gösteriyor. Daha alınacak mesafe olduğu ortada.