Türkiye'de demokrasi ve AB çıpasının anlamı

Bugün 20'li yaşlarının başındaki gençler işkence endişesi taşımadan polisin önünde durabiliyorsa, bu özgüvende AB uyum reformlarının da payı vardır.

Önce kestirmeden söyleyelim: Eğer Almanya’nın baskısıyla Avrupa Birliği haftaya açmayı planladığı Yerel Yönetimler faslını açmaktan vazgeçerse, AB ile siyasi ilişkilerin aslıya alınması hükümet çevrelerinde tartışılmaya başlamış bulunuyor.

Almanya’nın görünürdeki nedeni Taksim protesto dalgasında polisin gösteri ve ifade özgürlüklerini kullanmaya çalışan protestoculara aşırı güç kullanmış olmasına hükümetin destek verici tutumu. Bu açıdan bakıldığında, insan hakları ihlalleri karşısında AB bünyesinden, özellikle sosyalist, sosyal demokrat ve yeşiller cephesinden gösterilen dayanışma Türkiye’de demokratik değerlerin ilerletilmesine destek oluyor. (Şu sıra AK Parti’den Sosyalist Enternasyonal’e başvuru yapmak isteyen olursa pek iyi karşılanacağını tahmin etmiyorum doğrusu.)

Ama bir bakıyorsunuz, mesela Almanya’da sosyal demokratlar, liberal demokratlar ve eş başkanları Claudia Roth’un gelip Gezi Parkında gazlanıp, Taksim meydanında polis hakaretine uğrayan Yeşiller, Türkiye’nin AB sisteminden dışlanmamasını, hatta daha da yakınlaşmasını isterken, Şansölye Angela Merkel’in Hristiyan Demokrat Partisi’nden (CDU) ‘Türkiye’nin AB üyeliği talebinin geri çevrilmesi kararı çıkıyor.
Bu gerçekten Avrupa sağının fırsatçı, ikiyüzlü yönünü açığa vuran bir adım. Çünkü CDU’nun derdinin Türkiye çapındaki Taksim gösterilerinde yaşanan hak ihlalleri mi, yoksa onlarca yıldır izlediği Türkiye’yi dışlayıcı politikaları şimdi Taksim sosuna bulamak mı olduğu konusunda kuşkular var. İşin aslı, Kıbrıs sorunu da CDU için bahane olabilir; asıl meselenin sonbaharda Almanya’da yapılacak parlamento seçimlerinde ekonomik kriz ve işsizlik ile pompalanmış yabancı düşmanlığı oylarını ajite edip kendisine toplamak olması sanki daha muhtemel.

Burada sadece fırsatçılık değil, siyasi miyopluk da söz konusu. ‘Avrupa’nın Türkiye’ye daha çok ihtiyacı var’ boş böbürlenmesine girecek değilim. Diğer yandan Türkiye daha önce Mesut Yılmaz’ın başbakanlığı sırasında 1997’de de AB ile siyasi ilişkileri askıya almıştı. İlişkiler, Yunanistan’ın PKK lideri Abdullah Öcalan’ı Kenya büyükelçiliğinde saklamasına CIA-MİT operasyonuyla suçüstü yapılması ardından vetosunu kaldırıp üye adaylığı ehliyeti verdiği 1999’da rayına girmişti.

AB ile ilişkiler, hemen, üç parçalı Bülent Ecevit koalisyonu döneminde düzelmeye başlamış, DGM’lerin askeri üyelerden arındırılması ve asıl önemlisi Öcalan idam cezası almış olduğu halde, idam cezasının mevzuattan çıkarılması gibi adımlar ülke tarihinin en büyük ekonomik krizine rağmen atılabilmişti. 2002 seçiminde hem tek başına iktidar olan AK Parti, hem tek başına muhalefet olan CHP ‘AB üyeliği hedefi için çalışma’ sözü vermişti; ilk yıllarda da bu sözlerinde durdular. Meclis’teki işbirliği iki yıldan kısa sürede 9 Anayasa değişikliği ile medeni kanun ve ceza kanununda AB uyum reformlarına gidilmesini sağladı.

Bugün yirmili yaşların başındaki gençler, kendilerinden bir önceki, iki önceki nesil gibi gösterilerde polisin, jandarmanın üstlerine rastgele ateş açabileceği, ya da götürüldükleri karakollarda işkence sonucu öldürülebilecekleri endişesi taşımadan gazın ve suyun karşısında durabiliyorlarsa, bu özgüvende kendilerinden önce verilen demokrasi mücadelesi yanı sıra, AB uyum reformlarının da payı vardır.

Türkiye’de demokrasinin yükselmesinin AB için de iyi olacağını, bırakın başka her şeyi, sadece AB ülkelerinde sayısı milyonları bulan Türkiye kökenli seçmenler açısında görmemek siyasi körlüktür. Ama 2013’ün 1997’den başka farkları da mevcut... Örneğin Kemal Derviş’in başlatıp Ali Babacan’ın sürdürdüğü reformlar sonucu ekonominin altyapısı krizlerden kolayca etkilenir olmaktan çıktı. Örneğin, Türkiye ve AB bölgesel politikalarda fiili ortak haline geldi.

Özetle, Türkiye-AB ilişkilerinin kesilmemesinde her iki tarafın da siyasi ve ekonomik çıkarı var ama, asıl Türkiye’de demokrasinin kalitesinin yükselmesi bakımından demokratik anlamı ve önemi var. Gelişmeleri bu açıdan da bakmak gerekiyor.