Türkiye'deki dengeleri şu anda en iyi kim bilir?

İran Dışişleri Bakanı Manuçehr Muttaki ve Irak Cumhurbaşkanı Talabani'nin (Şii kökenli) Yardımcısı Adil Abdül Mehdi dün Ankara'daydılar.

İran Dışişleri Bakanı Manuçehr Muttaki ve Irak Cumhurbaşkanı Talabani'nin (Şii kökenli) Yardımcısı Adil Abdül Mehdi dün Ankara'daydılar.
Ele alınan konulardaki ortak parantezin İran'ın nükleer programı ile Irak'ın geleceği arasındaki apaçık görünen ilişki olduğu söylenebilir. Şu anda Irak'tan İran'a, PKK'dan Irak'taki Türkmen dengesine, Filistin-İsrail'den Lübnan'a dek bölgedeki bütün siyasi sorunlar birbirine bağlı hale gelmiş durumda. Bölgedki siyasi kırılganlık arttı. Her şeyin bir anda daha iyiye gitmesi mümkün olduğu gibi, her şeyin bir anda daha da kötüye dönmesi de mümkün.
Türkiye bu diplomaside yer alıyor.
Peki Türkiye bu diplomaside nasıl yer alıyor?
Kamuoyu bir yana, siyasi karar mekanizmalarındaki bütün unsurların bu kritik süreçte izlenen politikalar ve atılan adımlar üzerine yeterli bilgisi var mı?
Başlıktaki soru biraz da bu amaçla soruldu. Yanıtlamak isteyenler için ipucu verelim. Türkiye'nin Irak'ın geleceği, İran'ın nükleer programı konusunda ne gibi tavır alacağı, enerji nakil hatları ve arz güvenliği ve örneğin Ermeni tasarısının Kongre'den geçmesi durumunda ne yapacağı konularında, hem hükümetin, hem de askerin görüşünü en iyi bilenler kimler?
Türkiye'de hükümet ve askerin bu önemli siyasi-stratejik konularda, tam da kritik cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde ne düşündüğünü birinci elden bilen birileri var. Bunlar, ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney, ABD Başkanı George Bush'un Ulusal Güvenlik Danışmanı Stephen Hadley ve ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi Başkanı Tom Lantos.
Çünkü geçtiğimiz iki hafta içinde önce Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, ardından da Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt, Washington'daki temasları sırasında bu üç şahsiyete bu önemli konulardaki görüşlerini ayrıntılarıyla aktardılar.
Türkiye'de Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in, haftalık görüşmeleri sayesinde bu bilgilere sahip olduğunu varsaymak zorundayız.
Türk medyası bu bilgilere sahip değil. Haberciler olarak biz, ancak sorduğumuz sorulara, o da verilirse verilen yanıtlar kadarını biliyoruz. TBMM'deki tartışmalar bu konuda doyurucu bilgi ve fikir vermekten uzak. Örneğin AK Parti'nin TBMM grup başkanvekilleri, örneğin Meclis Başkanı Bülent Arınç, örneğin ana muhalefet CHP lideri Deniz Baykal'ın hükümet ve askerin bu konulardaki son görüşlerine tam olarak vakıf olduğu bilgisine sahip değiliz. İki aya yakındır toplanmadığı için örneğin Milli Güvenlik Kurulu üyelerinin tamamı da bu konuda en son bilgilere sahip değiller.
Gerçi bu kritik temaslar öncesinde Büyükanıt, Gül'ü Dışişleri Bakanlığı'nda ziyaret ederek görüşmüş, bu görüşmede ABD temaslarının ele alındığı açıklanmıştı.
Bu görüşme, Gül ve Büyükanıt'ın ABD yetkililerine ne söyleyeceklerini koordine etmiş olabileceklerini akla getiriyor. Nitekim, özellikle Iraklı Kürt liderlerle, daha uç bir örnek olarak Irak'ın Kürt Cumhurbaşkanı Celal Talabani ile doğrudan resmi görüşme yapıp yapmama konusunda Başbakan Tayyip Erdoğan ve Büyükanıt'ın ifadelerinde farklılık olduğunda, "Farklılık yok, birbirlerini tamamlayan ifadeler" demek Gül'e düştü.
Gül ve Büyükanıt'ın Cheney, Hadley ve Lantos'ta söyledikleri arasında farklılık olmadığını biz de varsaymak durumundayız. Aksi halde, bir hafta-on gün arayla Türkiye'nin Dışişleri Bakanı ve Genelkurmay Başkanı'ndan aynı konular üzerine Amerikan yönetimi iki ayrı görüş edinmiş olur. Bu durum Türkiye'de özellikle hükümetin itibarı üzerinde olumlu bir izlenim vermez.
Bir an kendinizi ABD yönetimi yerinde var sayarsanız, sizin stratejik girişimlerde bulunduğunuz (Irak, İsrail-Filistin, Afganistan) ve bulunmayı tasarladığınız (İran) bir bölgeye komşu bir müttefikinizin başkentinde, hükümet ve asker arasında (tabii varsa) görüş ayrılıklarını birinci elden dinleme fırsatını mutlaka kaçırmamak isterdiniz.
Türkiye'nin bir yandan geleceğine ilişkin çok önemli iç siyaset kararları verme aşamasında olduğu, iki seçim yaşayacağı bir dönemde, dış siyasette de geleceği etkileyecek kararlar almak zorunda olduğu anlaşılıyor. O nedenle bu kararları olabildiğince kamuoyu ile paylaşmanın yararı var.