Türkiye'ye Amerikan füzeleri mi geliyor?

Obama'nın Doğu Avrupa'ya yerleştirme fikrinden vaz geçtiği füze sistemi Türkiye'ye mi yerleştirilecek?

ABD Başkanı Barack Obama, Başbakan Tayyip Erdoğan ile görüşmelerinin ardından gazetecilerin karşısına geçti ve diğer pek çok konunun yanısıra, füze savunma sisteminin Türkiye’ye yerleştirilmesi ihtimalini ortaya atıverdi.
Bir süredir kuliste konuşulmakta olduğu bile doğrulanmayan bu konunun ABD Başkanı tarafından böyle ulu orta açılması elbette Ankara’nın tercihi değildi.
George Bush zamanında geliştirilen ve Rusya’nın sert tepkisine yol açan füze savunma sistemi, Obama’nın işbaşına geldikten sonra, Rusya ile ilişkileri geliştirmek çerçevesinde iptal ettiği projelerden biriydi.
O kadar ki, bu sisteme topraklarında yer vererek ezeli düşmanları Rusya’ya karşı koruma kazanacaklarını düşünen Polonya ve Çekya yöneticileri, ABD’nin bu projeden vazgeçtiğini gece gelen telefonlarla öğrenmişler, ülkelerinde siyaseten sıkıntıya düşmüşlerdi.
Bush dönemi Vaşington’u, füze savunma sisteminin İran’ın muhtemel nükleer programına karşı koruma sağlayacağı gerekçesini öne sürüyor, ama neden radar ve füzelerin doğu Avrupa’da konuşlanacağını bu tezle açıklayamıyordu. Rusya buna o kadar tepkiliydi ki, cevap olarak Baltık bölgesindeki Kaliningrad’a yeni füzeler yerleştireceğini duruymuştu.
Obama’nın doğu Avrupa tercihinden vazgeçtiğini açıklaması, Rusya ile ilişkilerinde gerçekten dönüm noktası oldu. İşler o kadar gelişti ki, Rusya’nın Ankara Büyükelçisi Vladimir İvanovsky’nin geçenlerde Radikal’de dikkat çektiği üzere, artık Afganistan’daki Amerikan askerlerine malzeme taşıyan uçak ve trenlerin bir kısmı Rusya üzerinden geçiyor. Değişim inanılacak gibi değildi.
Dahası, İvanovsky,  tam da Erdoğan- Obama görüşmesi öncesinde Akşam gazetesine verdiği demeçte, Moskova’nın füze sisteminin Türkiye’de konuşlanmasına karşı çıkmayabileceğini söylemişti.
Şunu hatırlamak gerekiyor: 1960’ların başında dünyayı bir nükleer savaşın eşiğine getiren, Berlin duvarını ördüren, soğuk savaşı tırmandıran Füzeler Krizi’nin bir tarafında Küba’daki Sovyet füzeleri, diğer tarafında Türkiye’deki Amerikan füzeleri vardı. Amerika’nın Türkiye’ye Sovyetleri vuracak nükleer füze yerleştirmiş olduğundan Türk hükümetinin ne kadar haberli olduğu bugün dahi tam bilinemiyor. Çünkü o zamanki Kennedy yönetimi, Moskova ile Jupiter füzelerini Türkiye’den çekme pazarlığı yaptığından Ankara’nın haberi olmamıştı.

Ne yapmamak gerekir?
İlk aşamada akla gelen Türkiye’nin bu işin uzağında durması olur, doğal olarak. Özellikle proje bir Türkiye-ABD ikili projesi olarak teklif ediliyorsa, teşekkür edip geri çevirmek en akıllıcası olacaktır.
Obama’nın füze sistemini açmadan önceki cümlesinde NATO üyesi ülkelerin birbirini savunma zorunluluğundan söz etmesi, bunun bir NATO projesi olarak tartışılmış olabileceğini gösteriyor.
Eğer füze savunma sistemi bir NATO projesi olarak gündeme geliyorsa, ki bu durumda kararlar oy birliğiyle alındığı için Türkiye’nin de olumlu oyu gerekiyor, o zaman nimetin ve külfetin nasıl paylaşılacağı, yetki ve sorumluluğun nasıl kullanılacağı konusu öne çıkar.
Füze savunma sistemi, bilindiği kadarıyla uyarı radarları, hedef radarları ve füzeler gibi unsurlardan oluşuyor.
Yine anlaşıldığı kadarıyla, füzesavar füzelerin ABD başta olmak üzere bu kapasiteye sahip NATO ülkelerinin karadaki rampalarda değil, denizlerdeki örneğin Akdeniz, Hint Okyanusu gibi- savaş gemilerinde tutma  ihtimali var.
Bu durumda bazı radar üslerinin bir NATO kararıyla ve NATO projesi olarak Türkiye’de kurulması, eğer bu kez (daha önce Vaşington-Moskova örneğinde olduğu gibi bir) rekabetin arasında kalınmayacaksa, bu tartışılabilir.
Böyle bir ihtimalin Türkiye gibi kendi nükleer silahı olmayan ve iddialı nakil (enerji dahil) projelerine girişen bir ülkeye ne gibi ek koruma getireceği, başka ne tür siyasi, askeri, teknolojik faydalar sağlayacağı üzerinde o zaman durulabilir.
O durumda bile bu proje, halka iyi anlatılmalı ve bugün yaşadığımız Kürt açılımı projesinde doğru düzgün yapılamayan- ikna süreci işletilmeli.
Türkiye’nin geldiği düzey, 1950-60’lardaki filmi yeniden görmeye, kendisini başkasının kavgası içinde bulmaya müsait değil.
Herhalde Obama’da, Bush’un yaşadığı 1 Mart 2003 şokunun benzerini yaşamak istemeyecektir.