Türkiye'ye verilen AB vizesi sözü hayal mi oluyor?

AB'nin Suriyeli mültecileri Türkiye'de kamplarda tutma planları suya düşebilir, hem Ortadoğu karmaşasından yüzünü yeniden Avrupa'ya dönerek çıkmaya çalışan hükümetin planları, hem de Türk vatandaşlarının vizesiz Avrupa seyahati hayalleri.

Dün El Kaide’nin Charlie Hebdo dergisi baskını ve devamında 9 kişiyi öldürmesinin yıldönümünde Paris bir başka saldırı alarmıyla diken üstündeydi.

Bu saldırıdan bir süre önce, Fransa’nın eski Cumhurbaşkanı Nicholas Sarkozy Avrupa’da yankılanacağı belli olan bir çıkışla “Schengen öldü” deyiverdi (Şengen diye okuyoruz).

Schengen, Avrupa Birliği (AB) üyesi olan ve olmayan bir grup Avrupa ülkesinin aralarında vize duvarını kaldıran anlaşmanın adı; mesela Türk vatandaşları bu ülkelerden birinden vize alınca diğerinden de almış gibi seyahat edebiliyor; ya da yakın zamana dek edebiliyordu.

***

Schengen anlaşmasına ilk sınırlama getiren ülke, 13 Kasım’da 130 kişiyi öldüren IŞİD saldırıları ardından olağanüstü hal ilan eden Fransa olmuştu.

Ama Schengen uyarısını Sarkozy’den önce, üç gün önce, 4 Ocak’ta yapan Almanya Şansölyesi Angela Merkel olmuştu.

O gün İsveç’in Danimarka sınırında, Danimarka’nın da Almanya sınırında vize kontrollerine başlaması üzerine Merkel, “Schengen tehlikede” çıkışını yapmıştı; Sarkozy bu tehlikenin ciddi olduğunu teyit ediyor.

***

Schengen’i sarsan sadece El Kaide ve IŞİD saldırıları olmadı, belki onlardan da çok Suriye’den gelen mülteci akını oldu.

Minik Aylan Kürdi’nin cansız bedenini 2 Eylül sabahı Bodrum sahiline vurmuş halde gösteren DHA muhabiri Nilüfer Demir’in fotoğrafı, Avrupa Birliği tarihinin en büyük mülteci krizindeki dönüm noktası oldu.

Böylelikle yıllardır Türkiye ile ilişkileri buzdolabına kaldıran AB Komisyonu, birden Türkiye’nin ne kadar önemli bir ülke olduğunu hatırladı; Türkiye’ye parasını verip mültecileri pekala orada tutabilirlerdi.

***

Ama Türkiye’nin de talepleri vardı.

Merkel, AB talepleriyle birlikte 18 Ekim’de İstanbul’a Başbakan Ahmet Davutoğlu ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile konuşmaya geldiğinde aslında perde arkasında yürüyen diplomasi bir çerçeve ortaya çıkarmıştı.

Dört maddeden oluşan bu çerçeve, Davutoğlu ve Merkel’in ortak basın toplantısında kamuoyuna açıklandı.

***

Evet, Türkiye 3 milyar Avroluk bir başlangıç bütçesiyle 4 yıldır süren Suriye iç savaşından kaçıp ülkeye sığınan 2 milyon mülteciyi belli standartlarda burada tutmayı taahhüt edebilirdi.

Ama üç koşul daha vardı: Beşi Kıbrıs Rum hükümetinin vetosu altında olan 6 fasıl en kısa sürede müzakereye açılacak, Türkiye eskiden olduğu gibi aday üye sıfatıyla AB zirvelerine çağırılacak ve mülteci geri kabul anlaşmasıyla eş zamanlı (2016 yazı) olmak üzere Türk vatandaşlarına Schengen ülkelerinde vizesiz seyahat serbestisi tanınacaktı.

***

O altı fasıldan sadece biri açıldı bugüne kadar.

Türkiye AB Zirvesi'ne çağrılmadı, zirve öncesinde mülteciler konusunda yapılan gayrı-resmi bir toplantıya davet edildi.

Ve şimdi de Türkiye’ye sözü verilen Schengen sistemi “tehlikede” hatta “ölüyor”.

Sarkozy ve İstanbul’da o sözü AB adına Erdoğan ve Davutoğlu’na veren Merkel’in ifadelerine göre manzara tam olarak budur.

***

Zaten Türk vatandaşları açısından Schengen uygulaması şu anda eskisinden kötü.

Geçtiğimiz hafta içerisinde birisi Belçika’ya, birisi Avusturya’ya seyahat edecek arkadaşlarımız, gazetede çalışıyor olmalarına karşın, Schengen sisteminden yararlanamayacak, sadece o ülkelerde geçerli olmak üzere tek seferlik vizelerini güçlükle alabildiler.

Eğer ortada son demeçler olmasa, bunu Erdoğan ve Davutoğlu’nun müjdelediği üzere Türkiye’ye AB kapılarının vizesiz açılacağı sözü tutulana kadar geçici bir güvenlik önlemi sayabilirdik.

***

Ve açıklamalar sadece Sarkozy ve Merkel’inkilerle ile sınırlı değil.

Dün (Türkiye ile diplomasiye Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Feridun Sinirlioğlu ile birlikte başkanlık eden) AB Başkan Yardımcısı Frans Timmermans, Türkiye’nin mülteci akınının engellenmesi konusundaki çabalarının AB’yi “tatmin etmekten uzak” olduğunu söyledi.

Bundan birkaç saat sonra da AB İşleri Bakanı Volkan Bozkır, AB’yi Türkiye’ye verdiği sözleri tutmaya çağırdı.

Anlayacağınız ipler karşılıklı geriliyor AB ile.

***

Bu durumda hem AB’nin Suriyeli mültecileri Türkiye’de kamplarda tutma planları suya düşebilir, hem Ortadoğu karmaşasından yüzünü yeniden Avrupa’ya dönerek çıkmaya çalışan hükümetin planları, hem de Türk vatandaşlarının vizesiz Avrupa seyahati hayalleri.

İşte o yüzden diyoruz, AB’den alınan sözler komisyon kararına dökülmeden adım atılmasın diye.

O yüzden diyoruz, AB Komisyon Başkanı Jean-Claude Juncker’in Başbakan Davutoğlu’na “Siz imzalayın, söz, 2016’nın ilk üç ayında talepleriniz karşılanacak” mektubu güzel bir jesttir ama Komisyon kararına dökülmeden hiçbir hukuki bağlayıcılığı olmaz diye.

Türkiye geçmişte bu tür tutulmayan sözlerin çok bedelini ödedi, AB kendi sistemini sorgularken tutulamayacak sözler üzerine hesap yapmamalı, somut kararlar üzerinden ilerlemeli.