Üç ziyarette Ankara'nın stratejik gündemi

Aslında dört ziyaret de denebilir, ama Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ve Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt'ın ABD ziyaretlerini aynı çerçevede saymak mümkün.

Aslında dört ziyaret de denebilir, ama Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ve Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt'ın ABD ziyaretlerini aynı çerçevede saymak mümkün. Diğer iki ziyaret, Başbakan Tayyip Erdoğan'ın Türkmenistan'a, İsrail Başbakanı Ehud Olmert'in de Türkiye'ye yaptıkları.
ABD ziyaretlerinin amacı, Irak, Irak'taki PKK varlığı ve Kongre gündemindeki Ermeni karar tasarısı üzerine üst düzey ikna turları yapmaktı.
Erdoğan'ın Türkmenistan Başkenti Aşkabat'a gidiş nedeni, Türkmenbaşı Saparmurat Niyazov'un yerine geçen Gurbanguli Berdimuhammedov'un görevi devralma törenine katılmaktı.
İsrail Başbakanı'nın Ankara ziyaretinin gündemindeyse Ortadoğu'da yeni barış girişimleri çerçevesinde Filistin ve Lübnan ile İran var. Bir de son anda ortaya çıkan ve İsrail'in Haremüşşerif'in altında kazı yaptığı yolundaki Filistin şikâyetlerinden kaynaklanan tartışma.
Son iki hafta içinde gerçekleşen bu üç diplomatik temasın, gündemde görünür olmayan ortak bir özelliği de var: Enerji.
Gül'ün, ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney ile görüşmesinde Türkiye'nin ne kadar önemli olduğunu anlatırken konuşmanın açılan haritalar üzerinde enerji ikmal hatları ve enerji güvenliği tartışmasına dönüştüğü bilgisine sahibiz.
Amerikan kaynaklarına göre, bu görüşmede gündeme gelen ve ABD'nin desteklediği hatlar arasında Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattına paralel inşa edilen Şahdeniz doğalgaz boru hattı var. Rus kaynaklar, bu projeye daha çok siyasi özelliği olan bir proje gözüyle bakıyor, Hazar Denizi'nin Azeri bölgesinde hattan dünya pazarlarına yeterli akım sağlayacak gaz olmadığını öne sürüyorlar.
Azeriler bunu reddetse de, gerek Türk, gerekse ABD enerji diplomasisi, Türkmenistan'ın zengin gaz yataklarının Hazar boru hattıyla Şahdeniz projesine eklenerek Ceyhan'dan Akdeniz'e indirilmesi için yıllardır çaba sarf ediyor. Bu çaba, Türkmenbaşı'nın Rusya'yı kızdırmama endişesini aşamamıştı uzun yıllardır. Erdoğan'ın devir teslim törenine katılmasında Türkmen kardeşleri bu önemli günlerinde yalnız bırakmamanın yanı sıra, Türkmenistan'la ilişkileri yeniden 1990'lar düzeyine çıkarma arzusu da pay sahibi olmuştur. Tabii Rusya'nın kendi etki alanını daraltıcı bu girişime seyirci kalması beklenmemeli.
Özellikle geçen hafta sonu Almanya'nın Münih şehrinde yapılan Güvenlik Politikaları Konferansı'nda Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in ABD'nin tek başına dünya siyasetini belirleme siyasetine karşı çıkışına tanık olduktan sonra, Rusya'nın boş durmayacağı rahatlıkla söylenebilir. Üstelik Rusya, 1991'de Sovyetler'in çöküşü ardından kendisini dünya siyasetine geri döndüren bu güce, ABD'nin Irak savaşı sayesinde artan petrol ve gaz fiyatlarıyla kavuştu. Şimdi İran gerginliği de fiyatların yüksek kalmasına
yardımcı oluyor, ama İran'ın güçlenmesi de Irak savaşı nedeniyle artan fiyatlarla olmadı mı?
Tabii Rusya'nın da Türkiye üzerinden dünya pazarlarına açılmak için yeni projeleri var. Karadeniz altından ikinci Mavi Akım gaz boru hattı bunlardan biri. Rusya bu gazı hem güney Avrupa şebekesine pompalamak, hem de Ceyhan'a indirip İsrail üzerinden Uzakdoğu'ya satmak istiyor. Yalnız gaz değil petrolü de. Samsun-Ceyhan hattı ile Karadeniz'den Akdeniz'e indirilecek petrolün, yine boru hatlarıyla Kızıldeniz ve oradan Uzakdoğu'ya iletilmesi projesini Hinditan ve Japonya mali olarak destekliyor. Olmert'in Erdoğan'la görüşeceği konular arasında,
geçen ay İsrail'de Enerji Bakanı Hilmi Güler tarafından protokolü imzalanan bu proje de var.
Projeyi Hindistan Petrol Şirketi ile birlikte Japonya'nın Mitsubishi şirketi de destekliyor. Mitsubishi'nin desteği, 1990'larda Turgut Özal ve Süleyman Demirel'in Türkmenistan'ı kapı komşusu yaptığı zamanlarda, kendilerinin de Türkmenistan'a girmesini sağlayan Türk işadamı Ahmet Çalık nedeniyle. Çalık, şimdi Samsun-Ceyhan hattının ön çalışmalarını üstlenmiş bulunuyor.
Gül'ün Cheney ile görüşmesinde bu hat da konuşulmuş. Amerikalı kaynağım, "Henüz bu konuda görüş oluşturma aşamasındayız" dedi; "desteklediğimiz projeleri engellemiyorsa, biz de destekleyebiliriz".
Başa dönersek, son haftalarda başka başka gündemlere sahip üç diplomatik temasın ortak noktası olan enerji konusunun, Türkiye'nin Batı dünyasıyla iç içe sağlayacağı güvenlik açısından da stratejik öneme sahip gerçek gündem maddesi olduğu görülüyor. Yeni petrol yasası, işte bu uluslararası siyaset atmosferinde yeniden Meclis gündemine geliyor.