Üçüncü MC masadayken AKP'de bir şirinlik, sormayın

Türkiye 1980 öncesi iki Milli Cephe hükümeti gördü. Türkiye çok değişti. AK Parti ve MHP kolaisyon yaparsa bunun da Üçüncü Milli Cephe olma olasılığı büyük. Buna karşın hem Davutoğlu hem de Erdoğan'dan 'şirin' açıklamalar geliyor.

Belki yeni kuşak okurlar bilmez, eski Türkiye’de bir Milliyetçi Cephe, yani MC gerçeği de vardı.

Türkiye’nin iç savaş ortamına, 12 Eylül 1980 askeri darbesine doğru sürüklendiği günlerdi.

***

İlki 31 Mart 1975’te Adalet Partisi lideri Süleyman Demirel başbakanlığında kurulmuştu.

“Karaoğlan” Bülent Ecevit liderliğindeki CHP Türkiye’yi sallıyor, soldaki oy potansiyeli ilk defa yüzde 40’ı aşıyordu.

Ecevit seçimlerden önde çıkmış, ama tek parti (azınlık) hükümeti kuramamıştı.

***

Bunun üzerine CHP, Türkiye’ye komünizmi getirecek paranoyası körüklenerek, dört sağ parti, Demirel’in AP’si, Necmettin Erbakan’ın Milli Selamet Partisi (MSP), Alparslan Türkeş’in Milliyetçi Hareket Partisi (MHP), Turhan Feyzioğlu’nun Cumhuriyetçi Güven Partisi (CGP), 9 milletvekili de dışarıdan destek alarak kıl payıyla güvenoyu alacak bir koalisyon kurdular.

MC koalisyonunun iki yıl üç ay süren ömrü Türkiye’de siyasi kutuplaşmanın sokak çatışmalarına dönüşmeye başladığı bir dönem oldu; ekonomi gerilemeye, üniversiteler bilim, mahkemeler adalet üretmemeye başladı.

1 Mayıs 1977 bu dönemin son ve en büyük kanlı olayı oldu; 5 Haziran’da seçim vardı.

***

Seçimlerde Ecevit’in yine yüzde 41 küsur oy almasına rağmen yine tek parti hükümeti kuramaması üzerine Demirel yine MSP ve MHP’yi yanına alıp İkinci MC’yi kurdu.

İkinci MC, Ecevit’in sonradan çok pişman olacağı o Güneş Motel pazarlığıyla 11 AP milletvekilini transfer edip, her birine bakanlık verdiği (5 Ocak 1978) hükümetiyle dağıldı.

Aralık 1978’deki Kahramanmaraş Katliamı ve arkasından gelen sıkıyönetim zaten işlerin artık çığırından çıkmaya başladığının kanıtıydı.

***

Ecevit hükümetinin yıkılmasıyla Demirel 1979’da MSP ve MHP’nin dışarıdan desteğiyle bir hükümet daha kurdu; Erbakan’ın “kerhen” desteği nedeniyle ona “Kerhen MC”, ya da Yeni MC diyenler de oldu.

AP ve CHP’nin anlaşıp cumhurbaşkanı seçememesi ve seçime gidememesi nedeniyle zaten iç savaş ortamına sürüklenen ülkede 12 Eylül 1980 darbesiyle devrilen de işte bu hükümet oldu.

Sonrasını biliyorsunuz.

***

Şimdi şu tatil günü, daha yeni bir seçim yapılmışken bunları anlatıp neden mi canınızı sıkıyorum?

7 Haziran 2015 seçimleri de hiçbir partinin tek başına hükümetine izin vermedi.

Ama AK Parti yine de yüzde 41’e yakın oy aldı; bu az bir oy değildir.

***

AK Parti, Erbakan’ın Milli Görüş hareketinden doğmuş, Demirel’in temsil ettiği Demokrat Parti geleneğini içine alarak büyümüş bir toplumsal harekettir; 1970’lerin AP ve MSP kitlesinin bugünkü bileşik uzantısı saymak mümkündür.

AK Parti’nin gönlünden geçen, en “uyumlu” çalışacağına inandığı koalisyon ortağı MHP’dir.

Devlet Bahçeli’nin MHP’si 1970’lerin MHP’si değildir; 1970’lerin aksine, Bahçeli ülkücüleri sokaktan uzak tutmak için özel çaba göstermektedir.

***

Öte yandan 1970’lerin Türkiye’siyle 2010’ların Türkiye’si arasında başka büyük farklar da vardır.

Mesela Türkiye’de artık bir HDP gerçeği de vardır; MHP ile Meclis’te eşit temsil oranına gelmiştir.

Mesela PKK gerçeği de vardır. Erdoğan’ın İmralı’da hapis Abdullah Öcalan ile MİT üzerinden başlattığı diyalog sayesinde, silah bırakma aşamasına gelmişse de, henüz bırakmamıştır ve hem yurtdışında, hem yurtiçinde etkili bir örgütlenmesi bulunmaktadır.

***

AK Parti, hem Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, hem Başbakan Ahmet Davutoğlu ağzından Kürt çözüm sürecinin seçimden sonra devam edeceği sözünü vermiştir.

Ancak MHP’nin, AK Parti (ya da herhangi bir parti, mesela CHP) ile koalisyon koşulu bellidir: Erdoğan’ın hükümet işlerine karışmaması, yanı sıra bir de “çözülme süreci” dediği PKK ile diyalogun derhal kesilmesini istemektedir.

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın dün “siyasette kırmızı çizgi olmaz” sözünün öncelikli muhatabı MHP’dir.

Diğer yandan HDP, hem kendi seçmeninin, hem de PKK’nın zorlamasıyla İmralı ile görüşmelerin bir an önce yeniden başlamasını istemektedir.

***

AK Parti-MHP koalisyonu eğer MHP’nin bu şartı ile kurulur ve Kürt barış süreci kesintiye uğrarsa ne PKK’nın ne yapacağının bir garantisi olur, ne AK Parti’nin asker ve polis gücüyle zor siyasetine dönüp dönmeyeceği ve ne de artık iktidarını korumak zorunda kalacak MHP’nin bu işe ne sertlikte tepki vereceği.

***

Sadece bu da değil, bugünkü Türkiye’nin maalesef başka gerçekleri de var; Suriye’deki el-Kaide, IŞİD ateşinin Türkiye’ye sıçramış olması gibi.

HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş dün Türkiye’de IŞİD hücrelerinin oluşturulduğu, saldırıya geçmek için talimat bekledikleri iddiasını ortaya attı.

Diyarbakır’da körüklenen PKK-Hizbullah kavgası ortadayken bu iddiayı hafife almak, görmezden gelmek mümkün mü?

***

AK Parti-MHP koalisyonunun bir “Üçüncü MC” hükümetine dönüşmemesinin sorumluluğu elbette Davutoğlu ve Bahçeli’ye ait olur.

Tabii bir de Meclis’te muhalefet olarak HDP’den başka sadece CHP’nin kalacağı gerçeğiyle yaşayacak olanlar da onlar.

***

İşte bu koşullar altında AK Parti çevrelerinden daha 7 Haziran’ın teri soğumamışken “erken seçim”, hatta Kasım’da yapmak istediklerine göre bir “baskın seçim” senaryosu da dolaşıma sokuluyor.

On birinci Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün hem Erdoğan, hem Davutoğlu’na telefon ederek böyle bir erken seçimin hem siyaset, hem ekonomiyi fazlasıyla gereceği, koalisyon imkânlarının zorlanması gerektiği tavsiyesinde bulunduğu Hürriyet’ten Deniz Zeyrek’in haberinden anlaşılıyor.

***

Madem yüzde 41 oy alan partinin koalisyon önceliği vardır AK Parti’nin önünde, aslında CHP’nin de ilk tercihi olmayan bir CHP koalisyonu seçeneği de vardı.

Ancak CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu “Oy ver gitsinler” sloganıyla yürüttüğü kampanyasında Erdoğan’ın hükümet işlerine karışmamasının yanı sıra, yolsuzluklarla mücadele sözü de vermiş, hesap sorma sözü vermiştir.

***

Gerçi Arınç, dün mesela 17-25 Aralık sürecinde Erdoğan tarafından istifa ettirilen dört eski bakanın dosyasının yeniden açılmasının örneği bulunduğunu, ama bunun parti liderleri tarafından koşul hale getirilmemesini dile getirmiştir.

Bunun anlamı, konunun koalisyon görüşmelerinde açılmadan Meclis önergeleriyle gündeme getirilmesi halinde, oylanması durumunda dahi AK Parti’nin koalisyonu bozma nedeni olmayabileceğidir; buradaki muhatap da CHP sayılabilir.

Çünkü AK Parti yönetimi aslında MHP kadar “uyumlu” olmasa da “çözüm getirici” koalisyonun CHP ile mümkün olduğuna inanmaktadır; buradaki “çözüm”, yeni Anayasa ve Kürt sorununu içermektedir.

***

Öte yandan Davutoğlu, Erdoğan’ın çok istediği başkanlık sistemine geçişe halkın izin vermediğini söyleyerek o defteri kapanmış saymaları gerektiğini ima etmiştir.

Erdoğan’ın bu hedeften bu kadar kolay vazgeçmiş olacağına dair bir emare yoktur.

***

Yalnızca AK Parti cephesinde bugüne dek pek tanık olmadığımız şirinlikler vardır.

Sanki bu kadar yıldır AK Partili olmayan her kesimin üzerine, daha bir hafta öncesine dek en sert sözlerle gidenler başkasıymış gibi, hem Erdoğan, hem Davutoğlu’dan daha önce işitilmemiş ılımlı, hoşgörülü mesajlar alınmaktadır.

Bir yandan Üçüncü MC endişeleri, diğer yandan baskın seçim belirsizliği masadayken, AK Parti adeta şirinlik üzerine şirinlik yapmaktadır.

Bu şirinliklerin gerçek olması, seçim sonucundan gerçekten bir ders çıkarılmış olması ve daha fazla sertliğe vesile yapılmaması elbette herkesi memnun edecektir.