Uğur Mumcu cinayeti aydınlanmadıkça bugünkü Türkiye anlaşılamaz

Uğur Mumcu cinayeti yalnızca bir gazetecinin öldürülmesi, yalnızca basın özgürlüğüne saldırı değil, Türkiye'yi ateşe atan olaylar zincirinin başlangıcıydı. Bugüne çok izler bıraktı.

Değerli gazeteci-yazar Uğur Mumcu 22 yıl önce bugün, yani 24 Ocak 1993’te öldürüldü.

Ardından çok şey yazıldı, söyledi, ama cinayet hâlâ tamamıyla aydınlatılmış değil. Mehmet Ağar’ın “tuğla çekilirse duvar yıkılır” sözü hâlâ hafızalarda.

Geriye dönüp baktığımızda, Mumcu cinayetinin yalnızca bir gazetecinin öldürülmesi, basın özgürlüğüne yapılmış bir saldırı olmakla kalmayıp Türkiye’de o dönem olup, bugünlere kalan çok daha geniş bir olaylar zincirinin belki başlangıcı olduğunu görmek mümkün.

1993 Türkiye için gerçekten çok zor bir yıl olmuştu; olaylar zincirine bakalım:

UĞUR MUMCU

24 Ocak: Uğur Mumcu Ankara’da öldürüldü.

ADNAN KAHVECİ

5 Şubat: Adnan Kahveci Ankara yakınlarında şaibeli bir trafik kazasında öldü. Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın en güvendiği “prenslerinden” olan Kahveci, Maliye Bakanlığı da yapmıştı.

EŞREF BİTLİS

17 Şubat: Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Eşref Bitlis Ankara yakınlarındaki bir helikopter kazasında vefat etti. Bitlis’in Özal ile birlikte bir Kürt çözüm paketi üzerinde çalıştığı biliniyordu. Ailesi bugün dahi helikopterin kaza eseri düştüğüne inanmıyor.

17 Mart: Iraklı Kürt lider (sonra, 2003’teki ABD işgali ardından Irak Cumhurbaşkanı olacak) Celal Talabani aracılığıyla PKK lideri Abdullah Öcalan Beyrut’ta bir basın toplantısıyla bir aylık ateşkes ilan etti. Ölümler açısından o zamana kadarki en kötü yıl olan 1992’den sonra herkes bu işin bir an önce sonuçlanmasını ister gibiydi. Ateşkesin perde arkasındaki beyni Özal idi.

TURGUT ÖZAL

17 Nisan: Cumhurbaşkanı Turgut Özal vefat etti. Ailesi bugün dahi geçirdiği kalp krizinin aslında suikast olabileceği iddiasında.

16 Mayıs: Yeni Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel göreve başladı. Demirel, Öcalan’ın 1 ay daha uzattığı ateşkes ortamında Kürt diyalogu girişimine devam talimatı verdi.

24 Mayıs: Bingöl-Elazığ yolunda sivil otobüslerde seyahat eden 33 silahsız asker PKK militanlarınca kurşuna dizildi; ateşkes ve çatışmasızlık sona erdi.

(Bu saldırının bir sonucu da, Türkiye ile Azerbaycan arasında Haziran başında imzalanması planlanan Bakü-Ceyhan petrol boru hattı protokolünün ertelenmesi oldu. Ama Haziran başında Azerbaycan’da ayaklanma çıktı. İstifaya zorlanan Cumhurbaşkanı Ebulfez Elçibey’in yerine geçen Haydar Aliyev, bu projeyi rafa kaldırdı. Hazar petrolünün Rusya ve İran kontrolü dışında Batıya ilk çıkışı olacak proje ancak Öcalan’ın 1998’de Türkiye’nin savaş tehdidi altında Suriye’den ayrıldıktan sonra Yunanistan’ın Kenya büyükelçiliği çıkışında 1999’da yakalanıp hapsedilmesi ardından imzalanıp hayata geçirilebildi.)

25 Haziran: Tansu Çiller Türkiye’nin ilk kadın başbakanı olarak göreve başladı.

MADIMAK KATLİAMI

2 Temmuz: Sivas’ta Alevilerin Pir Sultan festivaline katılmak üzere şehre gelmiş 33 kişi Madımak otelinin protestocular tarafından ateşe verilmesi sonucu öldürüldü.

BAŞBAĞLAR KATLİAMI

5 Temmuz: Sivas’a komşu Erzincan’da Sünnilerin oturduğu Başbağlar köyünü basan silahlı militanlar 33 kişiyi öldürdü.

(Ağustos ve Eylül ayları boyunca en büyükleri Şırnak, İdil ve Lice’de olmak üzere Doğu ve Güneydoğu’da pek çok yerde PKK baskınları ve ayaklanmalar görüldü. Bunlarda PKK’lı, asker ve sivil halktan yüzlerce kişi öldürüldü.)

BAHTİYAR AYDIN

22 Ekim: Tuğgeneral Bahtiyar Aydın, Lice’de suikast silahıyla uzaktan ateş edilerek öldürüldü. Ailesi yıllar sonra dahi bu suikastın PKK değil, devlet içinde Kürt sorununa çözüm istemeyen güçlerin işi olduğunu iddia etti.

4 Kasım: PKK’ya karşı operasyonlar ve faili meçhul cinayetlerde adı korkuyla anılan Jandarma Binbaşı (ve istihbarat subayı) Cem Ersever, Ankara yakınlarında öldürülmüş olarak bulundu. Ersever, Bitlis’in ölümü ardından istifa ederek devletin PKK siyasetine dair yanlışları açıklayacağını duyurmuştu. (İsmi Ankara’da halen bir yanında MİT karargahı, diğer yanında İl Jandarma Komutanlığı bulunan caddeye verilmiştir.)

4 Kasım: Aynı gün İstanbul’da Başbakan Tansu Çiller, hükümetin elinde PKK’ya yardım eden Kürt işadamlarının listesinin bulunduğunu açıkladı; bunun bir karşılığı olacaktı.

Bu açıklamadan bir süre sonra, 1994 yılında faili meçhul kalan cinayetlerde patlama yaşandı. Bugünkü HDP’nin seleflerinden DEP’in milletvekilleri Meclis’ten çıkarılıp hapse atıldı. O arada Kürt işadamları, Hizbullah tarafından öldürülmeye başlandı.

Öldürülen işadamları arasında Savaş Buldan da vardı. Öldürülmesinin ardından diğer muhabir arkadaşlarla, acılı eşi Pervin Hanımın evine gittiğimizi hatırlıyorum; Oran’da bir sitede, bir apartman dairesiydi.

Uğur Mumcu cinayeti gibi Savaş Buldan cinayeti de hâlâ tam olarak aydınlatılabilmiş değil.

Pervin Buldan bugün HDP milletvekili olarak Meclis’te ve çözüm sürecinin aktif üyelerinden biridir.

Bugün Kürt sorununa çözüm süreci Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın hamiliğinde yürütülmektedir. Ve Pervin Buldan, geçmişteki acılarını içine atıp İmralı, Kandil ve Meclis’te işini yapmaktadır.

Bir diğer acılı kadın, Güldal Mumcu da Meclis’te CHP milletvekili ve Başkan Vekilidir.

Her ikisi de Türkiye’nin geçmişte yaşadığı acıların bugüne kalan simgeleri gibidir.

Bazen bugünü çözmek için geçmişte yarım kalanları tamamlamak gerekmiyor mu sizce de?