Vandal arayanlar IŞİD'e baksın, Nazım'ın mezarı yerinde kalsın

IŞİD'in Musul Müzesi'ndeki insanlık değerlerini baltalarla, matkaplarla, balyozlarla kırmasını görünce ben insanlığımdan utandım. halkın barışçıl protesto hakkını kullanmak isteyenleri her fırsatta vandallıkla suçlayanlar, vandal nedir görmek istiyorsa işte bu IŞİD'çilere baksın.

"İzledin mi?" diye sordum arkadaşıma.

"İzleyemedim, içim kaldırmadı" dedi; insanların  başının kesilmesi görüntülerini de izleyememişti.

Musul Müzesi’ndeki arkeolojik eserlerin balyoz, balta ve matkaplarla parçalanması görüntülerine çok az bakıp sonra kapatmıştı.

Ben büyük kısmını izledim. Kapattığımda onlar adına ben insanlığımdan utandım; ama izledim işte, haberciyiz ne de olsa.

***

Neticede Kürt Hizbullahı'nın domuz bağıyla, yavaş yavaş boğarak insan öldürmesinin görüntülerine şahit olmuş gazeteci kuşağındanım.

İçişleri Bakanlığı brifing odasında o 2000 yılı akşamında bir grup gazeteci görüntüleri sonuna kadar izlemeyi reddetmiştik, donup kalmıştık dehşetten, polisler de zaten görüntülerin tamamını koymamıştı önümüze.

O sıralarda Afganistan'ın kontrolünü ele almaya başlayan Taliban'ın sadece insana değil, insanın bu dünyadaki macerasını gösteren kültür mirasını, o muhteşem Banyan heykellerini top ateşiyle paramparça ettiğini görmeye başladık.

***

Taliban vandallarınca put sayılan heykellerin üzerinden, binlerce yıldır yağmur, kar, kum fırtınasına, yüzlerce fetih, fatih geçip gitmiş, ama cehaleti fazilet sayan bu yeni vahşiler kadar yıkıcı bir afet görülmemişti.

Afgan coğrafyasında Taliban ile rekabetini dünya ölçeğine taşıyan El Kaide'nin içinde masum yolcuların bulunduğu yolcu uçaklarını silah olarak kullanmasına şahit olduk 2001'in 11 Eylül'ünde.

İntihar saldırısı Hasan Sabbah'ın haşhaşi diye adı çıkan suikast timlerinden modern çağda Lübnan Hizbullah'ına dek insan bedenini silah olarak kullanan bir siyasi şiddet yöntemiydi; El Kaide buna gönüllü olmayanları da, haberi olmayanları da silah olarak kullanma şeytaniliğini icat etti.

***

Ama dinsel (Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun deyimini ödünç alıyorum) "aşırılıkçılık" rekabeti kitleleri terörize etmekte, dehşete düşürmekte kendini hızla aşıyor.

İşte kendisine Irak ve Şam İslam Devleti (IŞİD) ismini takan, Irak ve Suriye'nin bir kısmında halifelik iddia eden bir örgüt dünyanın her yerinden gözünü karartmışları kendi cihadına çekebilmek için terörü, vahşeti bir üst boyuta taşıdı.

Yalnızca insanların kafasını keserek, canlı canlı yakarak, bunun görüntülerini iftiharla yayarak değil, mesela işgal ettikleri yerlerdeki kız çocuklarını, kadınları, özellikle de Sünni Müslüman olmayanları seks köleleri haline getirerek, olmadık rezillikleri yaparak da.

***

Bunlar IŞİD teröristlerinin insana yönelik vahşeti. Ama bununla yetinmiyorlar, insanın bu dünyadaki binlerce yıllık geçmişinden bugüne kalan ne varsa onu da yerle bir ediyorlar.

Mezarlıkları buldozerlerle yok ediyorlar. Ne diriye, ne ölüye saygıları var.

Türbeleri Hazreti İbrahim'in kırdığı putlarla bir tutup havaya uçuruyorlar; Süleyman Şah türbesi korunmak amacıyla kimden kaçırıldı sanıyorsunuz? Herhalde PYD'den değil, tabii ki IŞİD'den.

***

Musul müzesindeki o muhteşem arkeolojik kalıntıları (neyse ki bir kısmı yalnızca kopyalarıymış, ama kıranlar o niyete kırmıyor) put niyetine paramparça edip görüntülerini yaptıklarıyla övünmek iftihar yaydılar ya, asıl gösterdikleri kendi vahşilikleri, vandallıklarıdır.

Göstericilerin arasına karışmış soldaki "aşırılıkçılar" nedeniyle halkın barışçıl protesto hakkını kullanmak isteyenleri her fırsatta vandallıkla suçlayanlar, vandal nedir görmek istiyorsa işte bu IŞİD'çilere bakıp ibret almalı bence.

Çünkü Irak'ta, Suriye'de o fena işleri işleyen IŞİD'çilerden bir kısmı artık aramıza döndü, bir kısmı da yolda; bunları Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve istihbarat kaynaklarının kamuoyuna duyurduğu bilgilere dayanarak söylüyorum.

***

Lütfen ne ilgisi var demeyin şimdi yazacağıma.

Hani Türkiye'deki bazı sol görüşlü aydınlar, sanat severler her fırsatta Nâzım Hikmet'in mezarı Türkiye'ye getirilsin kampanyası açarlar ya, ben ona kesinlikle karşıyım.

Büyük şair Türkiye'de hayatı tehlikeye girdiği için kaçıp gitti, gönülsüz sürgününde Moskova'da memleket hasreti çekerek vefat etti, orada Novodeviçi Mezarlığı'nda gömüldü.

Mezarı mesela DYP-SHP döneminde, mesela DYP-CHP döneminde, mesela DSP-MHP-ANAP döneminde getirilmiş olsaydı, şimdi daha IŞİD'e ihtiyaç kalmadan kaç defa parçalanmış olurdu, hiç düşündünüz mü?

Şimdi bir de IŞİD çıktı.

Bırakın bari Nâzım mezarında huzur içinde yatsın.