Vaşington 29 Mart'ta neler olduğunu merak ediyor

Seçim sonuçları Türkiye'nin dış politikasını nasıl etkileyecek? AK Parti ve muhalefete ne olacak?

VAŞİNGTON- 29 Mart yerel seçimlerinin sonuçları yalnız Türkiye’de değil, Türkiye’ye yakından bakan yerlerde de ilgiyle inceleniyor, tartışılıyor. Bunlardan biri de ABD Başkenti Vaşington. Barack Obama’nın başkanlığından bu yana Vaşington’un ufkunda yükselen ve ilk dünya seyahatinde tek ülke durağı olarak yer alan Türkiye’nin başkentinde ne gibi değişim dinamiklerinin bulunduğu, seçim sonuçlarının gerçekten bir değişim anlamına gelip gelmediği Amerikan başkentindeki karar alma ve düşünce üretimi merkezlerinde mercek altına alınıyor.
Seçimlerin hemen ardından, daha seçimler öncesinden saptanan programlar uyarınca geldiğimiz Vaşington’da seçim sonuçlarıyla ilgili olarak karşılaştığımız sorular, Türkiye’nin yakın geleceğine ilişkin bazı noktalar üzerine Amerikan bakışı hakkında da fikir veriyor.
Bu bakışı iki temel başlık altında toplamak mümkün:
1- Seçim sonuçları Türkiye’nin (iç politikasında olduğu gibi) dış politikasında da değişim anlamına geliyor mu? Öyleyse bu değişimin özellikle Türk dış politikasına etkisi ne yönde olacak?
2- Seçim sonuçları iktidardaki AK Parti ve muhalefet partilerinin geleceğini nasıl etkileyecek? Partiler seçim sonuçlarına bakarak kendilerine yeni bir ayar verecekler mi?
Bu çerçevede Türkiye’deki seçimler üzerine Amerikan başkentinde oluşan hava ve sorulan sorular şöyle özetlenebilir:
AK PARTİ’NİN DURUMU: Başbakan Tayyip Erdoğan, uluslararası kriz ortamına ve 6.5 yıldır iktidarda olmasına karşın yüzde 39 oy almasının yenilgi anlamına gelmeyeceği, zaten yerel seçim olduğu için hükümet değişikliğine yol açmayacağı saptaması var. Ancak 29 Mart’ın AK Parti’ye verilen destekte açık bir gerileme anlamına geldiği de saptanıyor. Şimdiye kadar sürekli yükselen destek grafiği ilk kez tersine dönmüş, AK Parti’nin alt edilemez görüntüsü ortadan kalkmış, büyü bozulmuştur. Bu bağlamda “AK Parti yeniden yüzde 47 oy oranına veya daha üzerine çıkabilir mi?” sorusu soruluyor. Bu soruyu belli bir Türkiye bilgisiyle soranlar, 22 Temmuz 2007 milletvekili seçimlerinde alınan yüzde 47’de, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanı seçilmesine e-muhtıra yoluyla müdahale etmesinin AK Parti’yi mazlum duruma getirmesinin payını da tartışıyor.
Yani yüzde 47’nin asker müdahalesi nedeniyle olduğundan yüksek çıkmış, o döneme ait bir istisna olabileceği kanısı yayılıyor. Özetle, AK Parti’nin yeniden sokaktaki iki kişiden birini almasının kolay olmadığı görülülüyor. Başbakan Erdoğan’ın AK Parti’deki bu gerilemenin faturasını hükümette ve partide bazı değişikliklerle çıkarabileceği beklentisi var.
DIŞ POLİTİKADA ÜSLUBU: Seçim sonuçlarının dış politikada ne gibi etki doğuracağı merak ediliyor. Erdoğan’ın Davos’ta zirveye ulaşan sert söyleminin devam edip etmeyeceği örneğin, konuşuluyor. Erdoğan’ın seçim öncesi kendisine hedef koyduğu 47 ve üzeri oya ulaşması halinde bu otoriter üslubun artarak sürmesinin beklendiği, ancak alınan sonuç ardından iç politikada olduğu gibi ekonomi ve dış politikada da daha dikkatli bir üslubun benimseneceği beklentisi var.
Türkiye ile Afganistan’dan İran’a, Rusya’dan Irak’a, İsrail-Arap ihtilafına dek pek çok alanda işbirliği beklentisi olan Ermenistan gibi, Kıbrıs gibi önemli bölgesel sorunlarda yumuşama gözeten ABD için Türk dış politikasının izleyeceği seyir önem taşıyor.
DENGE VE KUTUPLAŞMA: Seçim sonuçlarına genel bakış olumlu. Bunun nedeni Türk seçmeninin ülkedeki siyasi yapının giderek tek parti egemenliği tablosu verir görüntüsünden çıkması. Muhalefet partilerinin oylarındaki yükselme, 2002’den bu yana ilk kez CHP ve MHP’nin oy toplamlarının AK Parti’yi geçmiş olması gibi gelişmeler, sistemin kendisine ince ayar yapması ve yeni bir denge bulmaya başlaması şeklinde yorumlanıyor. Öte yandan DTP ve MHP oylarındaki asimetrik artış, Kürt milliyetçiliğine tepki olarak Türk milliyetçiliğinin de yükseldiği bir kutuplaşma ortamına işaret eder görünüyor. Bu durumun yol açabileceği riskler konuşuluyor.
MUHALEFETİN DURUMU: CHP ve MHP’nin 2004, 2007 ve 2009 seçimlerindeki düzenli yükselişi ve oy toplamlarının 2002’den bu yana ilk kez AK Parti’yi geçmesinin henüz bir iktidar alternatifi oluşturmadığı saptaması var. Alternatif oluşturma açısından MHP’den çok CHP’ye ilginin olduğu görülebiliyor ve neredeyse AK Parti’nin izleyebileceği seyir kadar soru CHP üzerine soruluyor. CHP’nin İstanbul’da merkez oylarına açılarak kaydettiği ilerlemenin partinin bir iç reform yoluyla yenilenip, etki alanını genişletmesini sağlayıp sağlayamayacağı merak ediliyor. Çünkü hâlihazırda Türkiye’nin her bölgesinden ve her sosyal katmandan (kazansa da, kaybetse de) oy alabilen tek partinin AK Parti olduğu dışarıdan Türkiye ile ilgilenen düşünce ve karar merkezlerinde de görülebiliyor.