Ve Gül Çankaya'da

Abdullah Gül, dün Meclis'te şimdiye dek bir adayın aldığı en yüksek oyla on birinci cumhurbaşkanı seçildi. Yemin etmesinin hemen ardından Meclis'e yaptığı teşekkür konuşmasının hemen başında...

Abdullah Gül, dün Meclis'te şimdiye dek bir adayın aldığı en yüksek oyla on birinci cumhurbaşkanı seçildi. Yemin etmesinin hemen ardından Meclis'e yaptığı teşekkür konuşmasının hemen başında, seçilmesini Türkiye'de demokrasinin ne kadar olgunlaştığının göstergesi olarak tanımladı.
Bunda şöyle bir haklılık payı var: 2002 seçimleri öncesinde bazı çevreler AK Parti'nin seçimi kazansa bile ona iktidarın verilmeyeceğini öne sürüyorlardı. Kast ettikleri askerin müdahalesiydi ve aslında askerin üzerinden sanal bir güç kullanmaya çalışıyorlardı. Bu yıl cumhurbaşkanı seçimi tartışması da bu gölgede geçti. Gerçi Genelkurmay'dan yapılan açıklamalar bu gücü kullanmak isteyenlere güç vermedi denemez. Ancak Gül, hatta partisi içinden çekinceleri de aşarak, kararlılıkla o makamı istedi, üstü kapalı tehditlere maruz kaldı, diretti ve dün Meclis tarafından cumhurbaşkanı seçildi, yemin etti, görevini Onuncu Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'den devraldı ve Çankaya'ya yerleşti.
Evet, Meclis'te Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanlarına ayrılmış koltukların boş kalması hoş bir durum değildi ve bir tepkinin işaretiydi. Bu boykotun, bir gün önce Büyükanıt'ın yayınladığı 30 Ağustos mesajındaki sert ifadelerle ilgisi kuruldu Meclis kulisinde. Gül önemli görevinin daha ilk gününde bazı endişelerin boykotla vücut bulmuş şekliyle karşılaştı.
Öyle anlaşılıyor ki, askerler memnuniyetsizliklerini katılmaları zorunlu olmayan etkinliklere katılmayarak gösterecekler. Büyükanıt'ın vereceği 30 Ağustos davetinde bu gerilim devam edecek mi? Ederse nasıl devam edecek, nereye kadar devam edecek, nasıl giderilecek? Yemin törenindeki boykot manzarası bu soruları akla getirdi.
Meclis Genel Kurulu'ndaki CHP sıraları da boştu. Ancak cumhurbaşkanlığı seçiminde bazı parti sıralarının boş kaldığı daha önce de görülmemiş bir şey değildi. Nitekim CHP lideri Deniz Baykal, Gül'ü boykot etmelerinin bir kriz çağrısı olmadığı gibi, ortada bir kriz de olmadığını söyledi. MHP lideri Devlet Bahçeli, Gül'ün yaptığı yemini temel alarak ondan sapma olup olmadığına bakacaklarını söyledi. DTP'li Ahmet Türk, Gül'ün konuşmasını kucaklayıcı bulduklarını söyledi.
Gül'ün konuşması dikkatli, dengeci ve dengeliydi.
Laikliğe verdiği özel yer ve önem, belki de asker ve CHP dahil toplumun bazı kesimlerinde, özellikle laiklik ilkesinin zedeleneceği doğrultusundaki endişelere karşılık geliyordu. Ancak o bölümde 'demokrasi içinde farklı hayat tarzları için özgürleştirici' ifadesi, Ankara kulislerinde kısa sürede türban/başörtüsü meselesine bir gönderme olarak algılandı. Gül, cumhurbaşkanlığında bu meseleye farklı bakacağını daha ilk dakikalarda göstermiş oldu.
Endişe duyanlara karşın, toplumun geniş kesiminde Gül'ün herkesin cumhurbaşkanı olacağı sözüne inanma doğrultusunda bir eğilim, açılmış bir kredi var. Yıllardır sesi çıkmayan bir kitle, mutlaka kendi adayları olmasa da, yerleşik kadro tarafından engellenmek istenen bir adayı, bu durumda Gül'ü, tamamen demokratik yöntemlerle, oylarıyla Çankaya'ya taşımış olmanın tadını çıkarıyorlar. Bu tabloyu görmek ve küçümsememek lazım.
Başbakan Tayyip Erdoğan dün hükümetle cumhurbaşkanı arasında uyumsuzluk döneminin artık kapandığından söz etti. Bu, Türkiye'nin 12 Eylül askeri darbe hükümeti dönemi dışında pek yaşamadığı bir durum olacak. Hatta o zaman bile bazı sorunlar çıkmıştı. Bu uyum, kararların hızla alınıp uygulanması açısından olumlu, ancak aksaklık va yanlışlıkların düzeltilememesi açısından da sakıncalar barındıracak bir zemine dönüşebilir.
Dediğimiz gibi, artık her şey Gül'ün elinde.
Gül herkesin cumhurbaşkanı olacağı, özgürlüklerin genişletilmesine çalışacağı, kapısının herkese açık olacağı sözünü verdi.
Gül'ün sözlerinde durması, sürecin sorunsuz, gerilimsiz ilerlemesinin, toplumsal barış ve kalkınmaya laik ve demokratik ilkeler çerçevesinde gidilebilmesinin garantisi olacaktır.
Türkiye'de bütünüyle yeni bir dönem başlıyor.
Bu dönemi özellikle de 2008 yılında yapılacak yerel seçimlere dek geçecek süre, belki de uzatılmış bir balayı olabilir. O tarihten sonra ne olacak, biraz da zaman gösterecek. Şu anda Gül döneminin ülkeye ve halka barış ve mutluluk getirmesini dilemek, umut etmek gerekiyor.