Ya bugün ortaya çıkmayan kayıtlar?

Ertuğrul Özkök 'Bir insan sapık değilse niçin bir kaydı 14 yıl saklar' diye soruyordu. Acaba bir 14 yıl sonra hangi kayıtlar patlayacak?

Ertuğrul Özkök dün Hanefi Avcı’nın evinde bulunduğu öne sürülen telefon kayıtları nedeniyle, tıpkı önceki gün Enis Berberoğlu’nun daha önce Mehmet Ali Birand’ın Fatih Altaylı’nın yaptığı gibi ifade verdi.
Bu gazeteciler, 28 Şubat dönemi diye bilinen 1996-97 dönemine ait telefon kayıtları nedeniyle ‘mağdur’ sıfatıyla ifade verdiler. Kimi şikayetçi oldu, kimi olmadı ama hepsi de tepkilerini, şaşkınlıklarını ifade ettiler. Berberoğlu’nun ifadeden çıktığı sırada çekilen fotoğrafı (dünkü gazetelerde var) ruh yorgunluğunu yansıtıyordu. “İnsan yıllar önce yaptığı bir konuşmayı yıllar sonra dinleyince bir tuhaf oluyor” dedi. Deneyimli gazeteci Birand daha önce sesini kayıttan dinlediğinde kendisini ‘Tecavüz edilmiş gibi’ hissettiğini söylemişti.
Ben de Ergenekon davaları sırasında Cüneyd Zapsu ile Kıbrıs üzerine konuşmalarımın kaydını dinlerken kendimi çok kötü hissetmiştim. Konuşmada haber dışında hiçbir şey yoktu, o ayrı mesele, ama olabilirdi de...
Buradaki kritik nokta “Zaten benim saklayacak bir şeyim yok ki” şeklinde dile getirilen sahte rahatlama duygusu değil. Kritik nokta sadece belli bir konuşma ‘hedefiyle’ konuşmanızdaki mahremiyetin, mahkemeye yansımış bir suç kuşkusu olmadan ihlal edilmesi ya da ‘hedef’ zaten sizseniz karşınızdakinin mahremiyetinin ihlal edilmesi de değil. Kritik nokta aynı zamanda o kayıtların ne zaman nerede kullanılacağının yasalar kontrolünde olmadan birileri tarafından uygun görülen bir tarihte dolaşıma sürülmesi.
Özkök dün ifade verdikten sonra bakın ne dedi:
* ”14 yıl önce yapılmış bir telefon konuşması, birileri tarafından, kim bilmiyorum, 14 yıl boyunca saklanıyor. Bir insan ruh hastası değilse, sapık değilse niçin saklar bunu? Bir şekilde kullanmak için saklar değil mi? Yani zamanı gelince kullanmak için. O yüzden bugün kendisini güçlü gören insanlara da seslenmek istiyorum. Bakın 14 yıl boyunca saklanıyor.” 
* “Ben Hürriyetin genel yayın yönetmenliğinden ayrıldığım zaman ’rahatım’ dedim, kravatımı attım. Ama bırakmıyormuş yakamızı. 14 yıl sonra önünüze geliyor sizin telefon konuşmalarınız. Suç unsuru yok ama dediğim gibi o telefon konuşmasını dinlemek, isterseniz bir deneme yapın kaydedin arkadaşınızın sesini, oturun ondan sonra dinleyin bakın nasıl geliyor kulağınıza o ses. O yüzden bu hepimizin sorunu.”
* ”Bugün bu soruşturmayı yürüten savcıların da devletin başında bulunan insanların da 14 yıl sonra, onların başına da gelebilir. Çünkü herkes herkesi dinliyor anladığım kadarıyla bu devlette. Onu anladım ben. Ve bazen bizler yüzünden gereksiz insanlar da dinleniyor. Onların hayatları da kayıyor yani.”
Telefonlar o gün de dinleniyordu, bugün de dinleniyor.
Yasal dinlemeleri bir tarafa koyuyoruz. Gerçi mahkeme kararı alınması sırasında yaşanan skandallar, önyargılar da haber konusu oldu ama, bir istisnaların kaideyi bozmayacağı iyi niyetiyle hareket edip, yasa çerçevesinde suç takibi kuşkusuyla yapılanları bir kenara koyalım.
Ama o zaman da tahmin ediyorduk, şimdi de tahmin ediyoruz ki, bu dinlemeleri yapanlar, sıradan insanların aklına gelmeyecek öncü teknolojileri, ancak bilimkurgu ve casusluk filmlerinde benzerlerine rastlanacak alet edevatı kullananların tamamı, kendilerini yasalarla bağlı hissetmiyor.
Bakın, 1990’larda ‘kurşun yiyen gibi şerefli’ sayılan birtakım kurşun atan birtakım devlet görevlilerinin, aslında sadece devletin kendilerine verdiği görevle o işleri yapmadıkları anlaşılıyor. Devlet içinde
çeteleşme, bir takım görevlilerin kendilerine verilen dışında görev vehmetmeleri ya da görevleri bittikten sonra da bitmemiş gibi devam etmeye çalışmaları sayesinde boy atıyor.
Nasıl dünkü iktidar sahiplerinin talimatıyla görev yapanlar arasında, talimat aldığı iktidar sahiplerini (de Mesut Yılmaz, Özer Çiller isimleri duyuldu çıktı, başka kimler sırada bilemiyoruz) gizlice izleyenler olmuşsa, bugünkü iktidar sahiplerinin talimatıyla görev yapanlar arasında da benzerleri çıkabilir.
Kimse alınmasın; şu soruyu sormak meşrudur: Bugün yapılan dinlemelerin, ortam izlemelerin ve saire hepsinin yasal sınırlar içinde yapılmadığı artık biliniyor.
Acaba bugün tutulan ama ortaya çıkarılmayan bazı kayıtlar da, yarın başka iktidar sahipleri döneminde böylece dolaşıma sürülecek mi? Acaba bundan mesela bir 14 sene sonra kimler hakkındaki hangi kayıtlar patlayacak?