Ya sev, ya terk et

Başbakan 'ın şu günlerdeki çalışma temposu, yakınındakiler tarafından İngilizcesiyle 'light', Türkçesiyle 'hafif', ya da 'rahat' olarak tanımlanıyor.

Başbakan 'ın şu günlerdeki çalışma temposu, yakınındakiler tarafından İngilizcesiyle 'light', Türkçesiyle 'hafif', ya da 'rahat' olarak tanımlanıyor. Cumhurbaşkanlığı seçimi işi bir şekilde yoluna girmiş durumda. Eğer MHP'den şaşırtıcı bir dönüş olmazsa, ya da DTP'liler Erdoğan'ı aslında zora sokacak şekilde Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün adaylığına destek vermez ise, Gül muhtemelen 28 Ağustos'taki oylamada cumhurbaşkanı seçilecek. Ankara'da hazırlıklar ona göre yapılıyor zaten.
Başbakan'ın 60'ıncı Bakanlar Kurulu listesi üzerine de şu sıra fazla kafa yorduğu söylenemez. Geçtiğimiz hafta Sezer'e çıkarttığı ve Sezer'in bakmayı bile reddettiği listede, belki yalnızca Abdullah Gül'ün adı değişecek. Liste konusunda rivayet muhtelif. İstanbul'daki büyük iş çevrelerinde, özellikle de geçen hafta işadamı Jak Kamhi'ye Köşk'te Üstün Hizmet Madalyası takılması töreninin ardında yayılan hava, Erdoğan'ın Bakanlar Kurulu'nda beklenenin de ötesinde değişiklikler yapacağı, beklenenden çok Milli Görüş kökenli olmayan isimle herkesi şaşırtacağı.
Öte yandan Erdoğan'ın, önceki gece Kanal D televizyonunda Uğur Dündar'a konuşurken verdiği izlenim, siyasi istikrar ve devamşlılığın kabine yapısında da devam edeceği ve diyelim en fazla üçte bir değişikliğe gidileceği. İnsanın aklına acaba yine çelik çomak oynayıp oynamadığı sorusu takılıyor. Neyse ki artık fazla beklemeyeceğiz. Gül'ün seçilip göreve başlamasının ardından Erdoğan'ın listeyi Köşk'e hemen çıkaracağı, üzerinde son rötuşları yapılan hükümet programını bir an önce okuyup, güvenoylamasının ardından, Eylül'ün 10'u gibi, Meclis'e kısa bir tatil yaptıracağı anlaşılıyor.
Tabii, Erdoğan'ın Dündar'la söyleşisinin belki en az dikkat çeken bölümü Bakanlar Kurulu yapısı ile ilgili olanıydı.
En ilgi çekici olanı dünden bu yana Türkiye'nin dilinde olan konular arasına girdi ve hızla yükseldi dün.
Hürriyet yazarı Bekir Coşkun'un 'Abdullah Gül benim cumhurbaşkanım değil, tanımıyorum' mealindeki yazısının sorulması üzerine, Erdoğan "Cumhurbaşkanı hepimizin cumhurbaşkanıdır. Senin değilse o zaman çık buranın vatandaşlığından" demesinden söz ediyorum.
Bekir Coşkun'un söylediklerine katılmayabilirsiniz. Benim de katılmadığım yerler var. Ama bu söze katılmamam, onu söyleyene 'Vatandaşlıktan çıksın, gitsin' dememi gerektirmez.
Başbakan dahil, hiçbir yurttaşın diğerine 'Ya sev, ya terk et' yaklaşımında bulunmaması gerektiğine inanıyorum. Bir zamanlar bir gençlik derneği tarafından azınlıklara yönelik bir kampanyaya slogan yapılan ve milliyetçi çevrelerce dahi kınanan bu yaklaşımı yanlış buluyorum.
Bu yaklaşımın Erdoğan'ın 22 Temmuz gecesi seçim galibiyeti konuşmasındaki 'Yalnız bana oy verenlerin değil, herkesin başbakanıyım' yaklaşımıyla taban tabana zıt olduğuna inanıyorum. O sözleri söyleyen Erdoğan'dan eleştirilere daha tahammüllü, hoşgörülü ve kucaklayıcı olması beklenmeliydi.



Irak'taki gelişmelere dikkat
Milli Güvenlik Kurulu dün Sezer başkanlığında (bu defa gerçekten son olarak) yaptığı nispeten kısa toplantıda Iak'taki son gelişmeleri tartıştı. Tartışılanlar arasında Irak Başbakanı Nuri El Maliki'nin son Ankara ziyareti sırasında PKK ile mücadele ve enerji işbirliği konularında imzalanan iki mutabakat muhtırasının ne kadar uygulanabilir olduğunun da bulunduğu anlaşılıyor.
Bu arada Irak'ta Türkiye'yi çok ilgilendiren gelişmeler de devam ediyor.
Fransa Dışişleri Bakanı Bernard Kouchner'in ziyareti bunların başında. Fransa düne kadar ABD'nin harekâtını onaylamamış, işgal koşullarında Irak'ta kurulan hükümeti de meşru bulmamıştı. Öyle anlaşılıyor ki, Fransa'nın siyaset değişikliğinde yalnızca Nicholas Sarkozy'nin beklendiği gibi daha Amerikan yanlısı çizgi izleyeceği tahminlerinin doğru çıkması değil, aynı zamanda Irak Kürtleri de pay sahibi. Barzani ve Talabani'nin ABD'ye (tam da Bağdat büyükelçisi Kerkük referandumu zorlaştı derken) verdiği bu destek karşılıksız kalmayabilir.
İkinci gelişme de, tam Fransız bakan Irak'tayken, Barzani'nin Türkiye'nin Musul Başkonsolosluğu faaliyetlerini casusluk ve gizli operasyon suçlamalarıyla hedef yapması. Gelişmeler hızlanırsa, Başbakan Meclis tatildeyken bugünlerdeki kadar rahat çalışamayabilir.