Ya söylenmeyenler?

Arınç gerilimindeki tırmanış, dün Gül ve Başbuğ'un konuşmamasıyla biraz yatıştı. Ama bu buz dağının görünen ucu sadece

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın evinin önünde iki subayın polis tarafından gözaltına alınmasıyla başlayan süreçte dün gözler iki kişideydi.
Birisi, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül idi. Gül, Arınç konusunu hafta başında Kuveyt temasları sırasında sorduğumuzda, Ankara’ya dönünce, haftalık görüşmelerinde konu hakkında hükümet, asker ve istihbarattan bilgi alacağını söylemişti.
Gül’ün 24 Aralık Perşembe günü Başbakan Tayyip Erdoğan, Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ ve Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Müsteşarı Emre Taner ile haftalık görüntülerini yapmıştı. Dün de Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırmalar Kurumu’nun (TÜBİTAK) 44’üncü Bilim Ödülleri törenine ev sahipliği yapıyordu ve bu törenden sonra gazetecilerle konuşması ihtimali vardı.
Acaba Gül, Arınç olayını bu üç üst yetkiliyle konuşmuş muydu? Konuşmuşsa, devletin başı olarak herhangi bir müdahalede bulunacak mıydı? Olayın ne olduğu konusunda bir izlenimi var mıydı.
Gözlerin çevrildiği diğer kişi ise Genelkurmay Başkanı Başbuğ idi. Genelkurmay tarafından 23 Aralık’ta yapılan açıklamada, Arınç’ın evinin etrafında iki subayın izleme-gözlem faaliyetinde bulunduğu doğrulanıyordu. Ancak Genelkurmay subaylara verilen görevin Arınç’ı izlemek değil, Genelkurmay’dan dışarıya bilgi sızdıran bir başka TSK personelini izlemek olduğunu söylemişti.
Subaylardan birisinin üzerinde Arınç’ın oturduğu apartmanın adresi yazılı kâğıt parçası bulunduğu bilgisi üzerineyse Genelkurmay bir açıklama getirmiyor, bunun soruşturmayla açığa çıkacağını söylüyordu; yani işin bu kısmına kefil olmuyordu.
İşte bu açıklama, 24 Aralık’ta Arınç tarafından ‘tevilli ikrar’, yani başka şekilde doğrulama
şeklinde nitelenmişti.
Başbuğ da dün, hem de Çankaya Köşkü’ndeki TÜBİTAK töreniyle aynı saatte başlamak üzere, İsmet İnönü’nün 36’ncı vefat yıldönümü anma törenine Genelkurmay karargâhında ev sahipliği yapıyordu.
Başbuğ, Arınç’a yanıt verecek miydi? Yazılı açıklamada boşlukta kalan noktaları -ki buna neden açıklamanın kamuoyuna yansımasının ancak üçüncü günü yapılmış olması dahildi, aydınlatacak mıydı?
Aynı saatte başlayan iki tören nedeniyle Ankaralı gazeteciler aralarında iş bölümü yapıp, her iki taraftaki bilgileri paylaşma sözüyle ikiye bölünmek durumunda kaldılar.
Ama beklenen büyük haberler, ne Köşk’ten geldi, ne Karargâh’tan.
Cumhurbaşkanı Gül, Arınç olayını Erdoğan, Başbuğ ve Taner ile ayrıntılarıyla görüştüğünü, ‘uzun uzun’ sözleriyle doğruladı.
‘Konuştuysak, müdahil olmuşuz demektir zaten’ yanıtıyla, gelişmeleri yalnızca izlemekle yetinmediğini, çözümü için çaba harcadığını da söyledi.
Ancak konuşulanların ne olduğunu söylemeyeceğini net bir lisanla ifade etti.
Başbuğ da gazetecilerin sorularına verdiği yanıtta, yazılı açıklamalarında gecikme olduğunu ve bazı soruların yanıtını bulmadığını kabul etti. Elindekiler bu kadardı ve ‘belki tamamlayıcı bilgiler verme durumu’ olabilirdi.
Nasıl Gül, konuşulanları açıklamayarak ve siyasetçilere üslup uyarısı yaparak tansiyonu düşürmeye çalıştıysa, Başbuğ’da Arınç’ın ‘tevilli ikrar’ sözüne karşılık vermeyerek aynı şeyi yaptı.
Dolayısıyla Arınç olayının kamuoyundaki tırmanışı dün hız kesti. Ancak bu ne olayın vahametini azaltan, ne de bittiği anlamına gelen bir gelişme sayılmalı. Olay, bütün ciddiyetiyle devam ediyor. Yalnızca, buz dağının görünen yüzündeki heyecan biraz duruldu.
Asıl hareket, buz dağının suyun altındaki bölümünde, gazetecilere söylenmeyen, kamuoyu ile paylaşılmayan bölümünde devam ediyor.
Bu hareketlilikte asıl dikkat etmemiz gereken noktalardan birisi de Başbakan Erdoğan’ın -Suriye’ye giderken yaptığı kısa ‘Vahim bir süreç’ benzetmesi dışında yorum yapmamış olması.
Bunu mutlaka bir eksiklik olarak düşünmemek gerekiyor. Belki de Arınç olayında Başbakan’ın olayın bütün ayrıntılarına vâkıf olmadan daha geniş yorumlarda bulunmamış olmasını, ileride bir kazanç olarak sayacağız.
Ancak Arınç olayının 28 Aralık’taki Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplantısına dek biraz daha açıklık kazanmış olması, Ankara’da yönetim kulislerindeki ortak temenni.
Ortalık bu haldeyken MGK’da Arınç olayı çerçevesinde çıkabilecek bir hükümet-asker tartışması yönetim tarafından arzu edilen bir gelişme olmaz.