Yargıtay ve Çankaya

Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ile iktidarın çekişmesi Çankaya yarışıyla bağlantılı.

Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) seçimleri nedeniyle hükümet ve yargı arasında başgösteren çekişme, yıllardır süren 'Yargı siyasallaşıyor' tartışmalarını yeni bir boyuta taşıdı. Bu boyut, onbirinci cumhurbaşkanının nitelik ve niyetine bakarak Anayasa Mahkemesi'ndeki dengelerin, yargı-yasama-yürütme ayrımının ortadan kalkacağı endişelerini akla getirecek özellikler taşıyor.
Önce son kavganın neden çıktığını anlamaya çalışalım.
HSYK, 7 asil üyeden oluşuyor. Yedi üyeden ikisi, Adalet Bakanı ve Adalet Bakanlığı Müsteşarı. Zaten Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'den CHP lideri Deniz Baykal'a ve Avrupa Birliği raporlarına dek yargıya siyaset müdahalesi olarak eleştiri konusu yapılan husus da bu zaten. Diğer beş üye, yargı mensuplarından oluşuyor ve kurulun toplanması için 5 kişinin hazır bulunması yetiyor, ama karar için müsteşarın ya da yedeğinin varlığı gerekiyor.
Önce 2006 Ekim ayında Engin Selimoğlu, ardından Kasım ayında aynı zamanda HSYK Başkanvekili Celal Altunbilek'in görev sürelerinin dolmasıyla, kurulda iki üyenin yeri boşaldı. Bu üyelikler için Yargıtay ve Danıştay'dan üçer isim bildirildi. Cumhurbaşkan Sezer, Yargıtay üyesi Kadir Özbek ve Danıştay üyesi Musa Tekin'i HSYK üyeliklerine atadı.
Bu, ilginç bir durum ortaya çıkardı. Çünkü ortaya çıkan yeni üye yapısı, Adalet Bakanı Cemil Çiçek'in önerilerini aynen geçirecek anlayışta olmaktan uzaktı. Dahası, yargı kaynaklarına göre, Bakan Çiçek ve Müsteşarı Fahri Kasırga'ya karşı beş kişilik bir blok davranışı sergileme eğilimindeydiler.
Gerilimin ilk işaretleri üye sayısının tamamlanması ardından Mahmut Acar'ın bu yılın başında başkanvekili seçilmesiyle başladı.
Ardından, HSYK'nın Yargıtay'daki 23 ve Danıştay'daki 5 üyelik için isim belirlemesi aşamasına geldi.
İşin kritik noktası buradaydı. Çünkü hükümet, uzun yıllardır gerekliliği konuşulan adalet reformunn bir parçası olarak yargının, özellikle de Yargıtay'ın üzerindeki yükü azaltmak amacıyla İstinaf Mahkemeleri Kanunu'nu çıkarıyordu. Yeni yasaya göre, Yargıtay'ın işlevi artıyor, ama yapısı daralıyordu ve HSYK, artık Yargıtay'a son defa üye seçecekti.
Yargı çevrelerinde, Adalet Bakanı Çiçek'in, Yargıtay'a kendisinin, daha doğrusu AK Parti hükümetinin tercih edeceği adayları seçtiremeyeceği için HSYK toplantısının seçimli yapılmasına karşı çıktığı ve toplantıya kendi katılmadığı gibi, Müsteşar Kasırga'nın da katılmamasını istediği iddiası konuşuluyor.
HSYK Başkanvekili Acar'ın, bakanın bu tutumuna karşı tepkisi, toplantıya mazeretsiz katılmadığı için müsteşar için işlem başlatmak oldu. Hükümetle yargı uzun yıllardır ilk kez bu kadar açıktan açığa bir çekişmenin tarafı, gerilimin aktörleri oluyordu. Bugün, bu gerilim altında yapılması beklenen toplantıya böylece geldik.
Başbakan Tayyip Erdoğan dün AK Parti il başkanlarını toplayarak cumhurbaşkanlığı konusunda bir de onların görüşlerine başvurdu. Bu başvuru, toplumda Erdoğan'ın cumhurbaşkanı olmamasının ülke için daha iyi olacağını düşünenlerin oranının yüzde yetmişler civarında olduğunu gösteren anketlerin gazetelerde yer bulduğu bir günde yapıldı.
Erdoğan'ın cumhurbaşkanı olmasında sakınca görenlerin bir kısmı, buna CHP lideri Baykal dahil, Erdoğan, ya da aynı zihniyetteki bir cumhurbaşkanının Anayasa Mahkemesi'nin üyelik yapısını birkaç yıl içinde değiştirerek, yargı-yasama-yürütme arasında zaten tartışılmaya başlayan dengenin, ya da ayrımın, bütünüyle ortadan kalkacağını öne sürüyorlar.
Anayasa Mahkemesi'nin 11 asil, 4 yedek üyesi var. Üyeler 65 yaşını doldurduğu güne dek görev yapıyorlar. Yerine yenisi cumhurbaşkanı tarafından atanıyor.
İsim isim ayrıntısını, yer kalmadığı için bir başka yazıda verebilirim. Ancak basit bir araştırma şunu gösteriyor: Niyeti o yönde olan bir cumhurbaşkanı, bu Erdoğan da, başkası da olabilir, Anayasa Mahkemesi üyelerinin yaş durumu göz önüne alındığında mahkeme üyelerinin yarısından fazlasını kendi siyasi görüşlerine uygun bir duruma 2010 yılında getirebilir. Cumhurbaşkanının siyasi görüşü hükümet ve Meclis çoğunluğu ile aynı olduğunda, işte o durumda, endişeler gerçek olur ve yargının siyasallaşmasının ne demek olduğunu Türkiye hep beraber görür.
Bazı Anayasa Mahkemesi üyelerinin Sezer'in görev süresi dolmadan istifa edeceği ve Sezer'in gitmeden önce yerlerine nispeten genç yaşta ve kendi anlayışında isimler atayacağı senaryoları boşuna ortaya atılmıyor.