Yaşar Kemal ne derdi acaba?

Cumhuriyet'le yaşıt ömrü, Kürt barışı niyetiyle atılan son adımları görmeye vefa etmedi. Etseydi, İç Güvenlik Paketi inadıyla bu fırsatı heba etmemeleri için hem hükümet, hem PKK'ya çağrı yapmaz mıydı dersiniz?

Cumhuriyet'le yaşıt ömrü vefa etmedi, Kürt sorununa siyasi çözüm için hükümetle PKK'nın masaya oturma niyetini beyan ettiklerini duymaya.

HDP heyetinin AK Parti hükümet ve parti yetkilileriyle birlikte, yasadışı PKK'nın hapisteki lideri Abdullah Öcalan'ın "silahsızlanma" hedefiyle hükümetin "terörist" saydığı ve müttefiklerine de öyle saydırdığı örgütünü kongreye çağırdığı sırada Yaşar Kemal derin bir komanın artık son saatlerindeydi.

İlgili herkesin aklındaki az ya da çok soru işaretiyle "Belki de bu defa" ümidi boğazında kaldı, 28 Şubat akşam üzeri.

Daha halkla ilişkiler sektörünün pek bilinmediği, gelişmediği zamanlarda Yaşar Kemal, daha ilk romanı olan İnce Memed ile dünyaya açılmıştı. Sonra bütün romanları pek çok dilde yayınlandı. Romanları, öyküleri filmlere konu oldu. Kırsal Anadolu'daki röportajları, bugün dahi çok şey anlatır, anlamak isteyene ve işini elinden geldiğince iyi yapmak isteyen gazetecilere en güzel örnektir.

Defalarca aday gösterildiği Nobel Edebiyat Ödülü ona kısmet olmadı ama Türk halkının "Gönüllerinin Nobelini" alma onuru onun oldu. Daha pek çok ödül aldı, pek çok da tehdit.

Hep haktan, emekten, kurumlara karşı insanlardan, Türkiye'de özgürlüklerin, demokrasinin daha iyi, daha geniş olmasından yana durdu. Bu duruşuyla baskılar gördü, mahkumiyetler aldı, o da aslında bir İnce Memed idi.

Türk romanının babası, Türkçe'nin parlayan yıldızı Yaşar Kemal'in Çukurova'da bir Kürt çocuğu olarak doğmuş olması dahi pek çok şey anlatmıyor mu size?

Bana anlatıyor.

PKK'nın 30 yıldır sürdürdüğü ve bu ülkenin 40 bin insanın öldürüldüğü bu kavganın galibi ne Türk devleti, ne PKK olmuştur; bir galibi olsaydı, bugün bu masa kurulma aşamasına gelmezdi.

28 Şubat'taki tarihi ortak açıklamanın, üstelik 7 Haziran seçimlerinin ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın güçlü başkanlık sistemini merkezine alan bir yeni Anayasa talebi baskısı altında Kürt sorununa Türkiye'nin birlik ve demokrasisini güçlendirecek bir barışçı çözümle sonuçlanıp sonuçlanmayacağını henüz bilemiyoruz.

Ama ilk defa bu kadar ilerlenmiş olması ümitleri artırıyor.

Gelinen noktada en önemli pürüz İç Güvenlik Paketi olarak görünüyor.

HDP ve PKK bu paket varken anlaşma olmaz diyor. Gerçi pakete CHP ve MHP de muhalefet ediyor. Muhalefet edilen kısımlar Başbakan Ahmet Davutoğlu ve diğer AK Parti sözcülerinin öne sürdüğü gibi "Bonzai-Molotof" maddeleri değildir. Daha çok polise, valilere verilen ek yetkilerle tam da seçim mitinglerinin başlaması öncesinde toplanma ve gösteri hakkının, barışçıl protesto hakkının ve özel hayatın masuniyetinin ihlal edileceği endişesidir.

Hükümet kanadı ise PKK'nın daha önce de Kobani'de bir direniş testi yaptığını, İç Güvenlik Paketi'nin bu yüzden çıktığını, şimdi de bu paket ile hükümetin "test edilmek istendiğini" söylüyor, geri adım atmayı seçime giderken kendi açılarından itibar kırıcı buluyorlar.

Hükümetin Genel Kurul'da tümü üzerine oylamada maddelerin önergeler yoluyla değiştirilebileceği önerisi ise muhalefet tarafından, daha önceki kötü tecrübeler ışığında güven verici bulunmuyor.

Öte yandan bu paketin ihtilaf konusu olan maddelerinin sayısı aslında pek fazla değil; örneğin Bonzai ile ilgili madde muhalefetin de oylarıyla kabul edildi.

Ülkenin iç barışını, insan kaynaklarını, demokratik gelişimini ve ekonomik gelişimini son 30-40 yıldır engelleyen Kürt sorununa, birlik ve demokrasisini güçlendirme ümidiyle bir yola girilmişken bunu değerlendirmek, bir yasanın bir kaç maddesi nedeniyle heba etmemek lazım.

Yaşar Kemal yaşasaydı ve bu açıklamayı görseydi, sağ duyularını kullanıp bir an önce bir çözüm yolu bulmaları için hem hükümet, hem PKK'ya çağrıda bulunmaz mıydı sizce? Bence bulunurdu.