Yeni bir milli güvenlik anlayışı gerekiyor

Erdoğan'ın "İslam dünyası parçalanıyor, bir şeyler yapalım" mealindeki uyarısı, dikkatli olunmazsa, Türkiye'yi de, başka bölgeleri de içine çekme tehlikesine işaret ediyor.

“İslam dünyası parçalanma riskiyle karşı karşıya.” Bu sözlerin sahibi Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan; 7 Nisan gecesi İran seyahatinden dönerken uçaktaki gazetecilere söylemiş.

Ayrıca Tahran’a uçmadan önce Suudi Arabistan Veliaht Prensi Naif ile Yemen’deki iç savaşın soğutulması üzerine yaptıkları görüşme üzerindeki görüşlerini “yazılı ve sözlü olarak” İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’ye aktardığını da açıklamış.

Erdoğan ve Ruhani’nin Tahran’da yaptıkları “Kanı birlikte durduralım” çağrısının altında bu gelişmeler olsa gerek.

***

Suudi Arabistan ve İran halen Yemen’de Sünni-Şii ihtilafı ekseninde bir “vekâletler savaşı” yürütüyor.

Daha birkaç gün öncesine dek Yemen’deki savaştan dolayı Şii güçlerin arkasında durduğu için İran’ı adını vererek suçlayan Erdoğan ise, şimdi mezhep bakışına sahip olmadığı savunmasıyla Sünniliğe, Şiiliğe değil, Müslüman olup olmadığına bakarım diyor, birlikte hareket öneriyor.

Peki, bu değişimi neye borçluyuz?

***

Suudi Arabistan ve İran arasında yumuşama ihtiyacı İran’ın nükleer programı üzerine 3 Nisan’da dünya güçleriyle ilke anlaşmasına varmasından sonra ortaya çıktı.

İran ile barışma ABD Başkanı Barack Obama’nın ülkesinin Orta Doğu politikasını İsrail ipoteğinden kurtarma hamlesiydi.

İsrail’in şiddetli itirazı altında varılan anlaşmaya Suudi Arabistan ve Mısır gibi Arap dünyasının asli oyuncularının desteğini almak için İran’ın fiili düşman olmaktan çıkması, onun için de Yemen’deki vekâletler savaşının son bulmasa da, en azından soğuması gerekli.

***

Aslında on birinci cumhurbaşkanı Abdullah Gül de 2013 yılında Sünni-Şii ihtilafının İslam dünyasını bir “Ortaçağ karanlığına” sürükleme tehlikesinden bahsetmişti.

O tarihten bu yana ortalık daha da karıştı, Irak ve Şam İslam Devleti (IŞİD) adında kendi Sünni anlayışı dışında herkesi feci şekilde öldüren bir örgüt Türkiye dahil bölgedeki herkesin başına bela oldu ve Türkiye sınır güvenliği başta olmak üzere Batı ekseninde tutum almaya başladı.

Şimdi bunu söyleyenin Erdoğan olması ilginç, çünkü Erdoğan çatışma ve kanın durması yönündeki mesajını verirken dahi, Suriye ve Irak başta olmak üzere mezhepçilik iddialarının farkında ve bunun asla olmadığı savunması içinde.

***

Çok değil, 2008-2010 döneminde İran ile dünya güçleri arasında mekik dokuyan Türkiye, bugün bu anlaşmanın bir parçası olamamışsa, bunda özellikle Arap Baharından itibaren izlenen siyasetin bir etkisi var.

İstanbul merkezli düşünce kuruluşu Global İlişkiler Forumu (GİF) tarafından 7 Nisan’da yayınlanan bir rapora göre, Türkiye’nin sadece dış politikasını değil, milli güvenlik politikasını da günün değişen koşullarına uyarlaması gerekiyor.

“Değişen Küresel ve Bölgesel Güvenlik Koşullarında Türkiye: Bazı Tespit ve Öneriler” başlıklı rapor bir yılı aşkın bir sürede, emekli Deniz Kuvvetleri Komutanı Salim Dervişoğlu ve emekli MİT Müsteşarı Sönmez Köksal’ın eş başkanlığında bir çalışma grubu tarafından hazırlanmış.

***

Raporda dış siyaset anlayışıyla birlikte yenilenmesinde fayda görülen yeni milli güvenlik anlayışının, bildik tehditlerin yanı sıra siber güvenlik, enerji güvenliği, su güvenliği, çevre ve iklim değişikliği riskleri, (AB standartlarında) kişi hak ve özgürlükleri ve hızla değişen istihbarat ortamı gibi unsurları da hesaba katması gerektiği etraflıca anlatılıyor.

Köksal, ”Türkiye’nin çıkarlarını ön plana alan gerçekçi bir dış politikanın izlenmesi gereğini” vurguluyor.

Çalışma grubunda yer alan emekli büyükelçi Ümit Pamir ise “Dış politika ve güvenlik politikalarının dinsel eksenlerde ele alınmaması gereğinden” söz ediyor.

***

Bu iki saptamada, belki diplomatik nezaket ifadelerine sarmalanmış olsa da mevcut politikalara sert eleştiriler içeriyor.

Erdoğan’ın “İslam dünyası parçalanıyor, bir şeyler yapalım” mealindeki uyarısı, dikkatli olunmazsa, Türkiye’yi de, başka bölgeleri de içine çekme tehlikesine işaret ediyor.

Acaba aynı zamanda Türkiye’nin dış politikasında, güvenlik politikasında daha temkinli, daha geniş perspektife sahip bir hatta geçiş işareti mi veriyor?

Belki bunu söylemek için erken, ama bu ihtiyaç ortada.