Yeni kabine ne anlatıyor?

Değişiklikler Başbakan'ın seçimler için, Kürt sorunu-başkanlık sistemi-yeni anayasa zemininde kolları sıvadığını anlatıyor.

Doğrusu kabine değişikliği biraz yalancı çoban hikâyesine dönmüştü; siyaseti yakından izleyen gazeteciler o kadar sık ‘Kabine değişiyor’ haberi yaptılar ki son birkaç ay içinde, son birkaç haftadır çıkan haberlere biraz bıyık altından gülümseyerek bakıldı.
Bunda Başbakan Tayyip Erdoğan’ın iki hafta kadar önce Afrika seyahatinden dönerken uçakta gazetecilerin sorularına şakayla karışık cevap vermesinin payı da vardı.
Başbakan’ın 22 Ocak Salı gününden itibaren kabine görevinden alacağı ve kabinede görev vereceği isimlerle görüşmeye başladığı anlaşılıyor. Kulislere yansıyan bilgiler, bazı isimlerin belki de Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün etkisiyle gidip geldiği yönünde ama 24 Ocak Perşembe günü Erdoğan’ın Gül’e çıkmasının ardından açıklama yapıldığına göre artık o fısıltıların bir önemi yok.
Giden dört ismi gelen dört isimle tek tek değil, bir toplam halinde karşılaştıracak olursak, gelen isimlerin AK Parti’nin gelinen noktadaki merkezi duruşunu daha çok yansıttığını söylemek mümkün.
Yanlış anlaşılmasın. Kuruluşundan bu yana kabinede Sağlık Bakanı olarak çalışan ve AK Parti’nin seçimlerden oyunu arttırarak çıkmasında payı olduğu bilinen Recep Akdağ ya da Başbakan’la dava arkadaşlığı eskiye dayanan, yıllarca AK Parti Genel Sekreteri görevini yürüten ama bakanlığı 19 ay İçişleri Bakanlığı’nı sürdürebilmiş İdris Naim Şahin’in AK Parti’nin merkez düşüncesini temsil etmediği söylenemez. Ya da Erdoğan’ın belediye döneminden tanıdığı, yıllarca en yakınında, müsteşarı olarak çalışmış, şimdi Milli Eğitim’den azledilmiş Ömer Dinçer’in AK Parti duruşunu temsil etmediği söylenemez. Bir tek Ertuğrul Günay bu toplamda farklı durmaktadır. CHP’nin eski genel sekreteri olarak AK Parti’nin dışa açık Turizm ve Kültür Bakanlığı bünyesinde önemli hizmeti oldu. Ama onu CHP’de de dokuz köyden kovdurtan doğruculuğu muhtemelen AK Parti’de rahat bırakmadı.
Burada kilit ifade ‘Gelinen noktanın’ tanımıdır.
Erdoğan şu anda üç iddialı süreci bir arada yürüten bir siyasi liderdir. Konusu itibariyle iç içe girmiş bu üç süreci, PKK ile diyalog süreci, başkanlık sistemi tartışmaları ve ikisini de kapsayacak şekilde ve daha fazlasıyla yeni anayasa yazım süreci olarak tanımlamak mümkün. Ve bu üç konu, zamana karşı bir akış içinde halledilmek zorunda. Zamana karşı çünkü 2014’te yerel seçimler ve cumhurbaşkanlığı seçimi ile 2015’te genel seçimler gibi sınırları var.
Erdoğan’ın bu kabine değişikliği adımı işte bu ‘gelinen noktayı’ etrafı kırıp dökmeden, fazla risk almadan ilerletmek adına ilk adımı sayılmalıdır. Seçilen isimler bunu doğruluyor. Ortalığı epey kırıp döken Şahin yerine İçişleri Bakanlığı’na mutedil bir bürokrat ve görev adamı geçmişine sahip, Mardin Milletvekili Muammer Güler’in getirilmesi bile tek başına bir işarettir. Yeni Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik ile yeni Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı, yola çıktığı günden bu yana Erdoğan’ın en yakın danışman kadrosunda, adeta iç kabinesinde yer almış isimlerdir. Gelinen noktada merkezi temsil etmektedir.
Erdoğan, Dinçer’in hem öğretmenlerle yaşadığı sorunları hem de dershaneleri okula dönüştürme projesini Avcı’nın Dinçer’den daha iyi çözeceğine inandığı anlaşılıyor. Keza, üniversite hastanesi geçmişine sahip Akdağ’dan çok özel hastane sahipliği yapmış Mehmet Müezzinoğlu’nun hükümetin önündeki iddialı sağlık özelleştirme/dönüştürme programını hayata geçireceğine güvendiği görülüyor. (Müezzinoğlu’nun Balkan Türkü, muhacir kökeni de dikkat çekicidir.) Çelik ise muhtemelen Günay’ın programını, Başbakan’ı kamuoyu önünde eleştirmeden yürütecektir.
Özetle yeni kabine, Başbakan’ın 2014-2015 seçimleri için Kürt sorunu-başkanlık sistemi-yeni anayasa zemininde kolları sıvadığını, yola koyulduğunu anlatıyor.