Yoksa CHP mi hükümette?

Kürt sorununa çözümde CHP katkısı elzem. Ama sorumluluk önce hükümetin. CHP'yi sorumlu tutmak yanıltıcı

DTP Genel Başkanı Ahmet Türk’ün ‘O eski Baykal’ı aradığı’, ‘yeniden oturup rakı içmeyi istediği’ sözlerini dün Radikal’de okudunuz.
Bu sözler dün CHP içinde yankı buldu, tartışıldı. Bu yankılara yanıt veren CHP Genel Başkan Yardımcısı Yılmaz Ateş’in tepkisi içerideki tartışmanın eksenini dışa vuruyordu: DTP terör yöntemlerini, silahlı mücadeleyi benimsemediğini açıklarsa, oturup rakı da içerdi CHP’liler, ayran da...
CHP’nin bu yaklaşımındaki haklılık payı görülmeli.
Doğrusu Ahmet Türk kimseyi kandırmıyor.
PKK ile DTP’nin aynı tabanı paylaştığını, bazı DTP’lilerin çocuklarının Türk güvenlik güçlerine
karşı kullanmak üzere eline silah alıp dağa çıkmış olduğunu gizlemeye çalışmıyor. Çarşamba akşamı TRT programında, demokratikleşme adımlarının geldiği noktada PKK’nin rolünün yadsınmaması gerektiğini bile söyledi.
DTP’lilerin bununla demek istediği şu: Eğer PKK diye bir hareket çıkmamış olsaydı, bu kadar can yakmamış olsaydı, Ankara’nın Kürt meselesine dikkati ‘Üç-beş eşkiya’ düzeyinde kalacaktı. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün dediği gibi Kürt sorununun ülkenin bir numaralı sorunu olduğu kabul edilmeyecek, başka konularda ayrı düşebilen hükümet ve Genelkurmay böylesine ortak mesaiye girmeyecek, ABD ve Irak başta olmak üzere diplomasi alanları böyle seferber edilmeyecekti.
DTP’lilere göre, PKK yıllardır Avrupa antenlerinden (daha önce Med TV) Roj TV yayını yapmayı sürdürmeseydi, TRT Şeş çıkmayacaktı.
O nedenle ‘el bele gitmeden konuşalım’ diyenleri, ‘Dilimi kesmeye kalkarsan gider’ diye yanıtlıyorlar. Acı, ama gerçek bu. 
Hasan Cemal’in ‘Kürtler’ kitabını okuyanlar, PKK’nın çığ gibi büyümesinde 12 Eylül 1980 darbesi sonrasında Diyarbakır cezaevinde yapılan insanlık dışı işkencelere duyulan tepkinin ne büyük rol oynadığını görebilirler.
Ahmet Türk o işkencelere bizzat maruz kalan, kendi ifadesiyle ‘her gün canının alması için Allah’a yalvaran’ insanlardan biridir. Deniz Baykal’ın büyük bir hatırşinaslıkla 1983’de hapisten çıktığında geçmiş olsuna Mardin’e gittiğinde, yıldızların altında bir rakı sohbetinde dinlediği, siyasete döndüğünde hesabını soracağını söylediği konu budur.
İşte bu ve daha pek çok nedenden dolayı DTP’lilere PKK’yı ‘terörist örgüt’ ilan ettirmeye ne ABD ve Avrupa Birliği büyükelçilerinin gücü yetmedi bugüne dek.
Peki ABD’den AB’ye, Irak’a dek muhatap olduğu çoğu hükümete PKK’yı ‘terörist örgüt’ saymaya ikna eden Türk hükümetinin gücü yetecek mi?
Madem bu soruyu sorduk, kapıyı araladık, ardına kadar açıp diğer soruları da soralım.
Türkiye’nin bu bir numaralı sorununu gerçekten çözmek istiyorsak bu soruya mı takılıp kalmalıyız?
DTP, PKK’yı terör örgütü olarak telin ederse Kürt sorunu çözülmüş olacak mı?
Sorun PKK’nın terörist ilan edilmesi mi, yoksa PKK’nın terör yöntemlerini kullanmayı bırakmasının sağlanması mı?
Daha yakıcı bir soru: Resmi söylemin ‘PKK’nın siyasallaşması’ diye öcüleştirdiği kavram, eğer ayrılıkçı, ya da federalist fikirlerin silahı elden gerçekten bırakarak yasal mücadele zemininde sürdürülmesi ise, bu kötü bir şey midir?
Yoksa şu anda Türk seçmeninin yüzde 5’ini oluşturan bu kitlenin bu fikirlerinden tövbe etmesi ya da dışlanmayı kabul etmesi mi bekleniyor?
Başbakan Tayyip Erdoğan dün Milli Güvenlik Kurulu (MGK) üyesi bakanlarıyla uzun bir toplantı daha yaptı Kürt sorununa çözüm konusunda.
CHP lideri Deniz Baykal, bu kadar konuşulan bir konuda hükümetten biraz daha somut açıklamalar beklemekte de haklı.
Sorunun çözüm yoluna girmesinde katkısı elzem olan CHP’nin hükümetten neyin ne olduğunu duymak hakkı, en az akademi ve medyadan seçilmiş isimler kadar var.
Evet, ‘Türkiye’nin tarihi misyon partisi’ CHP’nin katkısı Kürt sorununa çözüm için elzemdir.
Ama bu asıl sorumluluğun hükümette olduğu gerçeğini değiştirmez. Bu DTP’nin omuzlarındaki PKK ile ilişkilerindeki patronaj rolünü değiştirme sorumluluğunu kaldırmaz.
CHP’nin Kürt sorunu karşısındaki tavrı eleştirilebilir. Ama son günlerde öyle bir hava belli akademi ve medya çevrelerinde oluşturuluyor ki, sanki CHP hükümette ve o istemediği için Kürt sorunu çözülemiyor. Bu anlayışının ortadaki sorunu çözüm yoluna koymaya bir katkısı olmaz. İşe samimiyetle yaklaşmanın bir parçası da bu. Asıl elzem olan hükümetin Meclis’teki siyasi güçleri bu sürece katmasıdır.